Büyük Buhran başta ABD olmak üzere dünyanın dört bir köşesinde ekonomik çöküşün etkisiyle işsizlik ve depresyon tavan yaptı. Dünya siyaseti, yeni yönetim modelleriyle ve liderlerle tanıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın finansal ve siyasi temelleri atıldı. Bugün dahi önemli dersler çıkartabileceğimiz dünyayı sarsan ekonomik krizlerden ilki: 1929 ekonomik krizi…
Selçuk Demirel, ‘Bambaşka Kediler’de kedilerin sıra dışılığını, eylemsizliğini, hafifliğini, yaşamdaki ağırlığını, kaçışını, gelişini, duruşunu, istediğini alışını, istemediği şeyi ifade edişini, eşsizliğini ve birbirine benzemeyişini, onlara atfettiğimiz erdemleri, onlarla ilgili oluşturduğumuz önyargıları, onların bu yargılardan ustalıkla nasıl sıyrıldığını ve daha pek çok özelliğini anlatıyor.
Gazeteci Paul Mason da ufuktaki faşizm tehlikesine ilişkin kaleme aldığı ‘Faşizmi Nasıl Durdururuz?’ başlıklı kitabında, bugünü göz önünde bulundurarak filmi geri sarıp faşizmin geçmişte hangi şartlarda olgunlaştığını incelerken aslında hayli güncel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Tüm zamanların en önemli gitaristlerinden biri olarak kabul edilen Django Reinhardt, Amerikan cazını etkileyen en önemli müzisyenler arasında. Henüz on üç yaşındayken Paris kulüplerinde banço-gitarıyla müzik yapan, karavanda çıkan yangın neticesinde parmaklarını kaybeden ve ‘Artık gitar çalman imkânsız!’ denen bir sanatçı nasıl oldu da devraldığı kültürel miras ile en yeni caz ve Swing türlerinin bir…
Şili edebiyatında gerçekçiliğin kurucusu sayılan Baldomero Lillo, ‘Toprağın Altında’da çocuk, genç ve yaşlı işçilerin hikâyelerini anlatırken emeğin her zaman mücadeleyle ve acıyla örülü olduğunu hatırlatıyor.
Adam Phillips, psikanalizin değişimini ve dönüşümünü incelerken hem zamanımızın “kişisel gelişim” modasına eleştirel bir pencereden bakıyor hem de psikanalizin geçmişiyle bugününü karşılaştırıyor. “İyileşmek Üzerine”, bu bağlamda yazarın kültür, tatmin, haz gibi temalar eşliğinde psikanaliz kuramlarına girdiği ve iyileşmenin ne olduğunu irdelediği bir metin.
Fernández, “Bilinmeyen Boyut”ta Şili tarihinin acı yıllarını kapsayan bir büyüme hikâyesini anlatıyor. Yirmi yıla yakın süren bu dönemde, çocuk olanların erginleşip yaşananların farkına varışının ve Şili’nin itildiği derin karanlıkla karşılaşmanın öyküsü bu.
Ágota Kristof, memleketi Macaristan’dan İsviçre’ye gitmek durumunda kalmasıyla mücadele günleriyle buluşturuyor bizi. ‘Okumaz Yazmaz’, Kristof’un bir meydan okumaya nasıl giriştiğini; rastlantıların ve koşulların bunu kendisine nasıl dayattığını, seçmediği bir dille yaşama ve yazma zorunluluğunu ortaya koyduğu bir metin olarak karşımızda duruyor.
David Foster Wallace, “Sicim Teorisi”nde “insanın var oluşuna ve kaderine uygun bir metafor” nitelemesinin izinden giderek bu spor dalının efsane isimlerini, alışılagelmiş kullanımları ve farklı yaklaşımları kendi tutkusuyla birleştiriyor.
Arjantinli yazar Sergio Chejfec’in ifadesiyle “bir anlatı seyrüseferi kuran” Juan Jorgé Saer, Bulutlar’da 1800’lerin başında gerçekleşen bir yolculuk hikâyesiyle buluşturuyor bizi.
Joni Murphy, “Konuşan Hayvanlar”da zamanın ruhunu betimlerken kapitalist sistem eleştirisine girişip günümüzün sınıf çatışmalarına ve iklim değişikliği sorununa hayvanların gözünden; daha doğrusu onların var olduğu ve yönettiği bir dünyadan bakıyor.
“Son Yıllar”, kendisini dünyadan silmeyi kafaya koymuş genç Osamu Dazai’nin benliğiyle ve yaşamla itiştiği (ve bir şekilde hayatta kalırsa ileride bunun süreceğini) okura hissettirdiği öykülerden oluşuyor.
Mete Kaan Kaynar’ın yayıma hazırladığı “Türkiye’nin 1980’li Yılları” hızla geçerken derin izler bırakan ve ülkenin yarınını belirleyen bir dönemin dökümü ve yorumu niteliğinde…
Gazeteci, yazar ve siyaset bilimci Giuliano da Empoli, hem mesleği gereği hem de tarihî kurmaca metinler yazmaya soyunduğu için bahsi geçen bağlantılara dikkat kesilen bir isim.
Zaman konusuyla birlikte bocalama, arayış, boşluk, ikilem ve değişimin yarattığı sancı Stamm’ın yeni kitabı “Duyguların Arşivi”nde yine ön plânda…
Frédéric Gros, dünyada olup bitenleri izlerken hayatî sorunlara eğilen bir felsefeci. Bunun son örneği, Türkçeye yeni çevrilen “Güvenlik İlkesi”. Güvenliğin, hem bir kavram hem de duygu ve eylem olarak geçmişten günümüze nasıl evrildiğini, hangi anlamlara geldiğini tarihî örneklerle anlatıyor…
Paolo Cognetti’nin alametifarikası dağlar, Kurdun Mutluluğu’nda da karşımızda. İtalyan yazar, gerilimleri, çelişkileri, huzursuzlukları ve gerek kabuk bağlamış gerek henüz açık yaralarının derinliğini kavramak ve onlardan bir parça uzaklaşmak için kendilerini dağlara atan ve orada buluşup dostluklar kuran karakterlerle buluşturuyor bizi.
Ölümünün üzerinden yirmi sene geçmesine rağmen Said’in fikir ve metinleri özellikle İsrail-Filistin gerilimi ve çatışması konusunda insanlığa hâlâ yol gösteriyor. Aklımdaki Diyarlar ise Said’i yaşamını ve fikirlerini kavramak için önemli bir kaynak. Said’i anlamakta güçlük çekenler ve onunla henüz tanışmayanlar için de…
Avustralyalı romancı Helen Garner, Türkçedeki üçüncü kitabı “Benim Katı Yüreğim”de az söyleyip çok şey anlattığı öyküleriyle çıkıyor karşımıza bu kez. Yarattığı karakterlerin yaşadıklarını anlayarak onlarla bağ kurmamızı istiyor âdeta.
