Mario Vargas Llosa, “Zor Zamanlar”da Soğuk Savaş’ın en sert döneminde ABD’nin laboratuvarlarından biri hâline gelen, 1990’lara kadar uygulayacağı askerî darbe ve yönetim değişikliği tertiplerinin önemli merkezlerinden biri olan Guatemala’nın en kanlı ve acıklı dönemlerinin hikâyesiyle çıkıyor karşımıza.
Donald Kuspit, boku ve çöpü, tekinsizliği nedeniyle yaşam alanlarından uzak tutan, gizleyen ve gözden ırakta dönüştüren, bunların kusurlarını kazanca çeviren modern insana onların varlığını sanat yoluyla hatırlatanların bir dökümünü yapıyor Sanat Tarihinde Bokun Zaferi’nde.
Eva Meijer, “Sessizliğin Politikası”nda sesi yüksek çıkanın güçlü sayıldığı ve güçlünün sesinin kuvvetli çıktığı zamanımızda, baskıdan mustarip olanlara yoğunlaşıyor.
Jürgen Martschukat, kaleme aldığı Fitness Çağı’nda formda olarak daima genç ve yenilenebilir kalmaya çabalayan, sosyal yaşamın ve rekabetin ancak böyle devam edebileceğini düşünen kişilerin, kültürel ve ekonomik sisteme dâhil olma sürecini inceliyor.
Édouard Loui ve Ken Loach, Sanat ve Siyaset Konuşmaları’nda solu ve yükselen aşırı sağı, popülizmi ve milliyetçiliği, hem ortak bir bakış açısıyla hem de bir yönetmen ve yazar gözüyle enine boyuna değerlendiriyor.
Althusser’in 16 Kasım 1980’de eşi Hélène’i öldürmesiyle değişen yaşamı 23 Ekim 1990’da sona ermişti. Gözetim altına alındığı günden ölümüne dek üzerinde çalıştığı Gelecek Uzun Sürer başlığıyla yayımlanan felsefi savunmasını kaleme almıştı düşünür. Yalnızca bir kitap değildi o; hem özgürlüğünden olmuş hem de benliğinden kopmuş bir adamın dünyaya vedasıydı…
Eric Volant, İntiharlar Sözlüğü’nde, gönüllü ölümü edebî, felsefi ve ahlaki yönleriyle çözümlerken hem vakaları, onlarla bağlantılı kavramları ve kurmaca eserleri hem de buna dair fikir üretenleri A’dan Z’ye sıralıyor.
Güvertedeyken ayağı kaydığı için okyanusa düşen ve koca denizde tek başına kalan Standish’in hikâyesini anlatan Herbert Clyde Lewis, yaşama uğraşını ve her şeyin bir anda değişip tepetaklak olabileceğini hatırlatıyor.
Yazarlığı, eşcinselliği, ABD tarihini anlattığı romanları ve siyasete soyunuşuyla hem çok sevilen hem de alabildiğine eleştirilen ve türlü iftiralara maruz kalan Gore Vidal, ailesinin kurduğu politik ilişkilerin yanı sıra ABD’nin gerçek tarihine dair kaleme aldığı kitaplarla ve akıntının tersine kürek çektiği romanlarıyla ismini duyurmuştu. ABD Başkanlığı’na adaylığını koymasını isteyenler de yok değildi aslında. Ancak bu…
Stuart Jeffries, “Büyük Uçurum Oteli”nde hem yakın geçmişi hem de Frankfurt Okulu temsilcilerinin çabasını anlatırken dünden bugüne miras kalan tartışmaları gündeme getiriyor.
Fotoğrafı anlamaya, anlamlandırmaya ve okumaya çalışan Roland Barthes, annesinin ölümünü izleyen günlerde kaleme almaya başladığı “Yas Günlüğü”yle neredeyse paralel şekilde ilerleyen “Aydınlık Oda”da, fotoğrafı yaşamla, yaşantıyla ve tecrübeyle bir araya getiriyor.
Byung-Chul Han, “Ötekini Kovmak’ta her an her yerde kendini izleyen ve gören; kendini eşsiz ve biricik sanan, aynının cehenneminde ve pozitifliğinde yaşayan, aşırı tüketim ve iletişimle var olan, tüm bunlara rağmen tatminsiz ve depresif hâlde dolaşan bireyi anlatıyor. Kısacası zamanın ruhunda bocalayan kişiyi…
İsmail Gezgin, “Ötekilerin Arkeolojisi”nde uygarlığın sumen altı ettiği, görmediği ve ötelediği insanların öyküsünü anlatırken yine sınırlara getiriyor sözü. Başka bir deyişle sınıflar arasındaki mücadele tarihinden örnekler sunuyor; iktidar ve yakın çevresindeki azınlık ile çoğunluğun gerilimine odaklanıyor.
ABD tarihinin en tartışmalı başkanlarından olan Donald Trump, kaybettiği koltuğunu geri almak için kolları sıvadı. Kasım ayında yapılacak seçimler öncesi kurşunların hedefi olan Trump, seçim kazanma ihtimaliyle sıkça konuşulur hale geldi. Acemilik döneminde yaptıklarıyla hatırlanan Trump, “ustalık dönemi”nde nelere imza atabilir? Yeniden başkan seçilmesi hâlinde Trump’ın yol haritası üç aşağı beş yukarı belli: Daha fazla…
Sermaye, üretim biçimleri ve ilişkilerine dair Marx’ın çözümlemelerini Foucault’nun disipline eden iktidar kavramıyla birlikte ele alan Richard Marsden, Sermayenin Doğası: Foucault’dan Sonra Marx’ta toplumsal yaşamdaki, kültürel ve politik krizleri anlamlandırmaya uğraşıyor.
Judith Butler, şimdilerde unutmak üzere olduğumuz ya da sumen altı ettiğimiz fakat yaşamımızı sekteye uğrattığı kadar önemli ölçüde değiştiren COVID-19 salgınının yeryüzünde yol açtığı dönüşümleri incelediği; insan ilişkilerini ittiği farklı boyutları ve pandeminin anlamını çözümlediği “Ne Menem Bir Dünya Bu?” başlıklı çalışmasında, ekonomiyi yaşamın önüne koyanları, insanların birbirine ve doğaya bağlılığını yadsıyanları, ayyuka çıkan eşitsizlikleri;…
Amerika’nın sosyal ve kültürel dokusunu yansıttığı çalışmalarıyla öne çıkan, Afro-Amerikan ve LGBTİ+ edebiyatı üzerine kalıcı eserler bırakan James Baldwin, 100 yaşında. Irkçılık karşıtı, sosyal adalet ve insan hakları konularında güçlü bir çığlık olan Baldwin, hâlâ okunuyor, fikirleri ayrımcılığa uğrayan ve öldürülen siyahlara, homofobiyle mücadele eden LGBTİ+’lara ilham veriyor. Yabancılaştırılanlara ve yersiz-yurtsuzlaştırılanlara seslenmeyi sürdürüyor.
Marquis de Sade’ın Charenton-Saint Maurice’te tuttuğu notlar, ölümünden seneler sonra yayımlandı. Sade’ın Kayıp Günlüğü başlığıyla okura sunulan metin, 1807-1814 arasını kapsıyor ve kapatılmasını sorgulayan yazar, dışarıdaki faaliyetlerine içeride de nasıl devam ettiğini, yeri geldiğinde şifreli biçimde anlatıyor.
Umberto Eco, “Televizyona Dair”de “sihirli kutu”nun kitle iletişimine atlattığı eşikle beraber kültürel ve ekonomik anlamda yeni bir çağın başladığını ortaya koyarken televizyonla kurulan yeni dili, üretilen teknolojiyi, onun hayal gücünü nasıl değiştirdiğini anlatırken politikaya etkisini çözümlüyor.
Baş döndürücü hayatı gizemli görünüşü ile Annemarie Schwarzenbach, aşkın gücüne tutunurken yaşadığı dönem ve öncesinde LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılıklara ve şiddete karşı tavizsiz tavrıyla da öne çıkan bir isimdi. Onur haftasının ardından:‘Yakışıklı kadın’ Schwarzenbach’ı ve mücadelesini hatırlayalım…
