John Berger, “Uykuya Yatmak”ta, kızı Katya’yla resimlerden hareketle sanat-hayat-hikâye ilişkisini, yine bakma-görme-yorumlama bağlantısıyla inceliyor.
Carlos María Dominguez,’Kör Sahil’de karşılaşma-hatırlama-hesaplaşma bağlantısı üzerinden Arjantin tarihindeki en karanlık dönemin labirentlerine ve tünellerine giriyor.
Louis-Jean Calvet ‘Dillerimizin Denizi Akdeniz’de, bölge dillerinin, Akdeniz’in tarihini anlatmadaki rolünün yanı sıra ayrımlara rağmen coğrafyayı bir bütün hâline nasıl getirdiğini ortaya koyuyor.
Politik, ekonomik ve “yasal” düzenlemeleri manipüle ederek güce ulaşan bu yeni teknoloji titanlarını yakından inceleyelim.
Alberto Manguel, Hıristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların saygı duyduğu İbn Meymun’un hayatını ve fikirlerini anlattığı “Maimonides: Akla İnanç’ta”; düşünürün geçmişte ve bugün insanlık için ne ifade ettiğine ve gelecekte yolumuzu nasıl aydınlatabileceğine odaklanıyor.
Aldous Huxley, kaleme aldığı “Algının Kapıları” ve onun devamı niteliğindeki “Cennet ve Cehennem”de, günümüzün revaçta olan ve neoliberal sistemin ustalıkla paketleyip pazarladığı mistisizm ve kendinden geçme eylemini, biraz merak biraz da deneysel manada gerçekleştirerek kayıt altına alıyor.
Byung-Chul Han, aynının giderek güçlenen gürültüsüyle şekillenen dijital dünyada, toplumsallığın ve kamusallığın enikonu parçalandığını, eylemin ve sözün yanı sıra anlamın da kaybolmaya yüz tuttuğunu belirtiyor. Bunun bir devrim olup olmadığını tartıştığı Sürünün İçinde’de, dijital aktivizmin ve dijital hayatın hangi açmazları beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor.
Hafızanın gücünü hiç akıldan çıkarmadan bir kültürel belek projesine imza atan Melisa Yıldırım ve Ulaş Bager Aldemir, “Geçmiş Gelecektir” başlığı altında, bugünün ve yarının kuruluşunda dünün ne kadar hayatî olduğunu hatırlatıyor.
Zamanın ruhuna ve popülizme karşı, savunmaya ve savunma hakkına, kendini kurtarmaktan çok davaları kazanmaya bir çağrıda bulunuyor Jacques Verges. 1968’de yayımlanan Savunma Saldırıyor, bu nedenle hiç eskimeyen ve güncelliğini yitirmeyen; adaleti ve adalet mekanizmalarını sorgulayan, savunma politikalarını çözümleyen bir hukuk metni. Aynı zamanda tarihî ve felsefi bir kitap.
Tadeusz Borowski, Polonya’nın yakın tarihinin bir tanığı olarak kaleme kâğıda sarılıyor; “Toplu Öyküler”de gerçekleri kurmaca hâline getiriyor ve ölümü kutsayanların önüne tarihî hakikatlerle dikiliyor.
Tükeniş ve direniş arasında gidip gelen insanın, hiçlik ve başkaldırı sınırındaki yaşamını kurmaca hâline getiren Eugéne Ionesco, “Albayın Fotoğrafı”nda dile ve başkalarına yabancılaşmanın birer tasviri olan hikâyelerle karşımıza çıkıyor.
20. yüzyılın en büyük İtalyan yazar ve eleştirmenlerinden olan Cesare Pavese, yaşamından izler taşıyan “Tutukevi”nde, durağan hayat, var oluş ve yabancılaşma sorgulamasıyla bizi buluştururken yalnızlık ve özgürlük kavramlarını tartışmaya açıyor.
Sanatçı ve yazar Jenny Odell, “Hiçbir Şey Yapmama Kitabı”nda, ağların, telefon ve bilgisayar ekranlarının dışında da bir dünyanın var olduğunu anlatıyor. Zamanın ruhuna karşı verimsizliği, neoliberal belirlenimciliğe karşı muğlaklığı savunuyor…
Naomi Klein’ın kaleme aldığı “Doppelganger”, hakikat ve yalan arasına sıkıştırılmış, hatta yer yer sıkışmayı kendisi tercih etmiş; propagandalara ve demagogların albenili sözlerine kapılırken kendini birer sanal marka hâline getirmeye uğraşanların çoğunluğu oluşturduğu zamanımızın hikâyesi…
Wilhelm Genazino, ölümünden önce yayımlanan son romanı “Ne Para Ne Saat Ne Kasket”te de okurunu ikilemlerin ve küçük hesaplaşmaların içine sürüklüyor.
Öykülerinde, romanlarında, araştırmalarında ve incelemelerinde doğa-insan-kültür uyumuna yer verirken mitolojiye, felsefeye, tarihe ve yaban hayata dair notlar paylaşan Deniz Gezgin, “Doğa Defteri”nde antropoloji, mitoloji, edebiyat, tarih gibi pek çok disipline atıflar yaparak doğanın işleyiş sürecini ve takvimini getiriyor karşımıza.
John Berger’ın şiirleri gerçeklerden, trajedilerden ve etrafımızda olup bitenlerden çıkıp geliyor. ‘Yaranın Sayfaları’nda bir evren kuran Berger, birer eşlikçi ve kendi başına yoğun anlama sahip çizimleriyle ve fotoğraflarıyla yüzleştiriyor bizi. “Çaresizlik duygusundan doğar” dediği şiir ağırlıklı bir kitap bu…
Ölümünün 65. yıldönümünde, 1935’ten 1959’a dek tuttuğu günlüklerinde Albert Camus’nün edebî ve felsefi söyleminin izlerine, romanlarının ve denemelerinin nüvelerine, eleştirilerine ve eski dostlarıyla kavgalarına, absürt ve başkaldırı dönemlerini de içeren çağının tanıklığına rastlıyoruz. Diğer bir deyişle kendisini doğrudan sunan bir sanatçı-filozofla yüzleşiyoruz “Günlükler 1935-1959″da.
1980’lerin ortalarında İran’ı terk eden Shahrnush Parsipur; Ayetullahların yasaklattığı ve “toplumun ahlak kurallarına saygı göstermesi için” uyarılmasına neden olan kitabı “Erkeksiz Kadınlar”da ülkenin yakın tarihini anımsatıyor.
Felsefeci Mark G. E. Kelly, Bugünün Normali’nde şimdilerin “normaller”i ile yakın geçmiştekiler arasındaki bağlantıyı incelerken günümüzün gerçeklerini eleştirmeye ve sorgulamaya çağırıyor bizi.
