Share This Article
1980’lerin sonu, 1990’ların başında Francis Fukuyama ve avanesi “tarihin sonu”nu ilan etmiş, fazla bir zaman geçmeden yanıldığını kabullenip “meğer sona ermemiş” demişti. Şimdilerde “neoliberalizm öldü, yerine dijital düzen geçti” gibisinden ilginç “fikirler” ortaya atanlara raslıyoruz. Acaba onlar da Fukuyama ve yandaşları gibi aceleci mi davranıyor?
Neoliberalizm 2.0
Neoliberalizm; çoksesliliğin, farklı fikirlerin özgürce dolaşımda olduğu, hür rekabetin gerçekleştiği bir sistem değildi hiçbir zaman. Olan şey, ABD’nin başını çektiği ya da bayraktarlığını üstlendiği ekonomik ve sosyokültürel modelin, yayılmacılığın ve tekelleşmenin özgürlükmüş gibi sunulmasıydı. Bunu destekleyenler, sistemin yaratıcılarının ve yürütücülerinin çizdiği sınırlar dâhilinde var oldu, itiraz edenler ise ya itibarsızlaştırıldı ya da koltuğundan edildi. Kısacası neoliberalizm, emperyalizmin yeni yüzü ve yumuşatılmış hâliydi. Uygulamada küçük nüanslar dışında pek fark yoktu.
Evet, günümüzde dijital oligarkların (yeni titanların) kurup işlettiği bir düzen var ama bu, yine kısıtlayıcı, özgürmüş hissi uyandıran bir sistem; yeni titanların ve yeni tiranların elinde büyüyen Neoliberalizm 2.0: Dışı liberal içi otokratik bu düzen, Donald Trump’ın ilk dönemiyle daha görünür hâle geldi, ikinci dönemiyle beraber ivme kazandı. Yeni tiranların (Trump, Putin vd.) politik ve ekonomik ayağını oluşturduğu, dijital oligarkların yani yeni titanların (Musk, Zuckerberg, Bezos, Cook, Pichai vd.) hem siyaseti ve ekonomiyi hem de günlük hayatı şekillendirdiği bir zaman dilimindeyiz artık. Dolayısıyla yeni titanların kurgulayıp oyunu belirlediği, yeni tiranların ise sürüldükleri sahnede boy gösterdiği bir dünya bu.

Trump 2.0
Trump’ın ikinci başkanlık dönemi için düzenlenen yemin töreninde, yeni titanları sahnede görme fırsatı yakaladık; aile fotoğrafında Marc Zuckerberg (Meta), Jeff Bezos (Amazon), Sundar Pichai (Google) ve Elon Musk yer alıyordu. Kareye girmeyen ve federal hükümet altyapısını ele geçirmede Musk’a yardım eden titan yavrularının isimlerini de anmadan geçmemek gerek: Akash Bobba, Edward Coristine, Luke Farritor, Gautier Cole Killan, Gavin Kliger ve Ethan Shaotran.
Burada adı geçen (ve geçmeyen), Trump’ın aile fotoğrafında yer alan (ve almayan) yeni titanlar (tıpkı sahneye çıkardıkları ve yakın gelecek için hazırladıkları yeni tiranlar gibi), hem rakip istemiyor hem de kurulu düzeni ve gelenekleri yerle bir etmeyi arzuluyor. Bunun için gerektiğinde ekonomiyi gerektiğinde dijital mecraları kullanırken hakikati eğip bükmekten geri durmuyor ve kurgulanmış (kurguladıkları) gerçeğe herkesin boyun eğmesini isterken kakistokraside önemli roller üstleniyorlar.
Liyakatsiz ve zengin kişilerin devlet yönetiminde görev alması ve söz sahibi olması anlamına gelen kakistokraside en önemli amaç, demokrasiyi kullanarak iktidara gelmek ve ardından kurumları altüst etmek. Tıpkı şu an ABD’de yapılan ve başkanın sadık müttefiklerinden de aynısını beklediği gibi. Bu aşamada Trump’ın siyaset “felsefesi” de önem kazanıyor: Trump’a göre bir devleti devlet yapan şey güç. Bunun dayanağı, zemini hukuk ve adalet olmak zorunda değil. Ülkeyi, çıkarlarını her koşulda koruyup askerî, kültürel ve ekonomik manada yüceltecek ve gerektiğinde diğer devletlerin üstünde konumlandıracak bir lider yönetmeli. Bu lider, ancak güçlülerin birbiriyle anlaştığı ve güçsüzlerin de söz konusu anlaşmanın koşullarını kabul ederek var olabileceği bir “düzen” yaratmakla yükümlü. Trump, bunu ilk döneminde başaramadığını düşünüyor; yıkım ve yeniden inşa denebilecek ikinci döneminde ise işi sıkı tutuyor.
Mutlak bir güç elde etmeye uğraşan Trump, kendisini siyaset sahnesine taşıyan yeni titanların yardımıyla iktidarını küreselleştirme yolunda hızla ilerliyor. Yeni titanlar da boş durmuyor; kendilerine oyun sahaları açmak için bir düzen oluştururken çemberin dışında kalanlar veya çemberin dışına ittikleri için kaos yaratıyor: Kurumları ve işleyişi bozuyor, hatta ortadan kaldırmaya yelteniyor. Böylece yalnızca kendilerinin ve etrafındaki dar kadronun kazanacağı bir yönetim modeli inşa ediyorlar. Dijital oligarşi ve politik otokrasi bu yeni dönemde kol kola giriyor.

Karşı-devrim, mafyalaşma ve hakikat
Yeni titanlar ve el verdikleri yeni tiranlar; ekonomiyi, siyaseti, sosyal ve kültürel hayatı verileri, algoritmaları ve düşünme biçimlerini yöneten ve yönlendiren şirket sahiplerinden ve politikacılardan oluşan birer kakistokrat.
Yeni titanlar ve yeni tiranlar; manipülasyonlarla, politik, ekonomik ve “yasal” düzenlemelerle güce erişmenin ve iktidarı kendi zenginliğini artırmak için kullanmanın peşinde. Bu nedenle kurumlara, yerleşik düzene ve hatta başlarına dert açabileceğini düşündükleri üniversitelere karşı harekete geçiyorlar. Bill V. Mullen’in kullandığı “scholasticid” tam da buna denk geliyor. “Eğitimin ve öğretimin tahrip edilerek sekteye uğratılması” demek olan “scholasticid”; aynı zamanda öğrencilerin, aydınların, akademisyenlerin sesini kısma harekâtı anlamındaki bir terim. Trump’ın başta Harward Üniversitesi olmak üzere ülkenin saygın yüksek öğretim kurumlarındaki önemli projelerin ödeneklerini ya durdurması ya da bunlarda kesintiye gitmesi kurumsal saldırılara bir örnek.
Bahsi geçen eylemlerin tamamını, “karşı-devrim” diye niteleyenler olduğu gibi yeni titanlar ve yeni tiranların hukuku ve yasaları bir silah gibi kullanması şeklinde yorumlayanlar da var. Hangi isim verilirse verilsin ortada şöyle bir gerçek bulunuyor: Yeni titanların iktidara taşıdığı Trump, devleti mafyalaştırıyor ve bu manada Putin’e öykünüyor. Dahası, dijital oligarklar, dünyanın dört bir yanında, yeni tiranların işbaşına gelmesi ya da koltuğunu koruması için elinden geleni ardına koymuyor. Başka bir deyişle ABD’de başlatılan anayasaya, denge ve denetleme kurumlarına yönelik saldırının dünyaya yayılması için çalışıyorlar ve başka hamlelere hazırlanıyorlar.
Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle kendilerinin finansal açıdan ve etki alanı bakımından daha güçlü ve özgür olacağını söyleyen dijital oligarklar; LGBTİ+’lara, iklim değişikliğine karşı eyleme geçenlere, kapitalizmi ve neoliberalizmi sorgulayanlara, göçmenlere, hakikate ve kendilerine muhalif olanlara sistematik bir husumet geliştiriyor. Uzun lafın kısası, suyu bulandırarak popülizm soslu bir manipülasyon silsilesine imza atıyorlar.
Hepimiz ipteki cambaza yani Trump’a bakıyoruz ama Neoliberalizm 2.0’ın kurucuları ve yöneticileri olan dijital oligarklar, bazen arkasında dizildikleri bazen önüne kattıkları siyasi aktörlerle veriye, algoritmalara ve hakikati eğip bükmeye dayanan yeni bir oyun kurguluyor. Bu durum karşısında yapılması gereken, yeni düzende söz sahibi olmak için herkesin kendi dijital oligarkını yaratması mıdır, yoksa oligarşiye, popülizme, titanlığa ve tiranlığa bir direnç geliştirmek midir? Bu tercihin şafağındayız şimdi. İkincisini tercih edeceksek güvenli ve konforlu alanlarımızdan en azından bir süreliğine ayrılmamız gerekecek. Bunu düşünürken yazar Ben Okri’nin şu satırlarını da aklımızın bir köşesinde tutabiliriz:
Geçmişte, gerçekliğin efendisi olduğunu düşünenler ve insan ırkını tahakküm altına almaya çalışanlar bir müddet yükseldi ama sonunda yok olup gitti. Hakikatin yenemeyeceği imparatorluk yoktur.

