Share This Article
“Ben masumum. Suçlu değilim. Ben düzgün bir adamım. Ben hâlâ ülkemin başkanıyım.”
— Nicolas Maduro
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından tüm dünyayı şaşkınlığa sürükleyen bir operasyonla kaçırılan Venezuela lideri Nicolas Maduro, New York’ta hâkim karşısına çıkarıldı. Hepi topu yarım saat süren duruşmada kendisini bu sözlerle savundu ve serbest bırakılmak istedi. Ancak emperyal pençeler bir kere sizi alıkoydu mu, genelde makus talih parmaklıklar ardında ölüm olur…
Ayrıca hâkim karşısına çıkarılan tek isim Maduro değildi. ABD’nin alıkoyduğu Venezuela’nın First Lady’si Cilia Flores de suçlamaları reddetti. Bir sonraki mahkeme tarihi 17 Mart olarak belirlendi.
Maduro’nun hâkim karşısında olduğu sıralarda New York sokakları hareketliydi; destekçileri ve karşıtları adliye binası önünde toplanmıştı. Sadece birkaç blok ötede ise Venezuela üzerinden başka bir hikâye yazılıyordu. Konu jeopolitik adres olunca, sahne Birleşmiş Milletler binasıydı. Trump’ın Venezuela’dan sonraki olası hedefleri arasında yer alan Kolombiya’nın talebi üzerine, Çin ve Rusya’nın desteğiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplandı.
ABD operasyonu Çin’i test edecek
ABD’nin emperyal adımı, aslında en büyük rakibi Çin’in stratejilerini de test edecek. Batı hegemonyasına karşı Latin Amerika’da kendi etki alanını güçlendiren Çin’in satranç tahtasında atacağı adımlar oldukça önemli. Çin, yıllardır Karakas’a petrol karşılığında kredi veriyordu; yani borç karşılığı petrol.
Hugo Chavez döneminde Venezuela ve Çin arasında bir anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmaya göre Pekin, Karakas’a ihtiyacı olan parayı, Karakas ise Pekin’e ihtiyacı olan petrolü verecekti. Chavez’in ölümünün ardından Maduro’nun devlet başkanı olmasıyla iki ülke arasındaki yakınlık ve iş birliği devam etti. ABD’nin Venezuela üzerindeki yaptırımları genişledikçe, Venezuela’nın Çin’e olan borcunu ödeme kabiliyeti de düştü. Son aylarda Karayipler açıklarında ABD’nin petrol tankerlerine uyguladığı abluka da bunda etkili oldu.
2000’lerin başında hızlı bir büyüme evresine giren Çin ekonomisi, çok daha fazla petrol tüketmek zorundaydı. Bu nedenle Çin hem ABD’nin jeopolitik etki alanını daraltacak hem de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak adımlar attı. Çin Komünist Partisi, ABD’nin yaptırımlarıyla boğulan Latin Amerika ülkelerindeki sosyalist yönetimlerle ilişkilerini güçlendirdi. Buna, diğer kıtalarda ABD etkisinden kurtulmak isteyen ülkeler de dâhil oldu.
Pekin’in bu hamlesinin adı Küresel Güney Planı’ydı. ABD politikalarından sıtkı sıyrılan Küresel Güney ülkeleri Çin ve Rusya’ya yönelmeye başladı. Bu durum Washington’u özellikle kendi kıtasındaki egemenliğini sorgulamaya itti ve böylelikle Washington, Latin Amerika’da CIA destekli rejim değişiklikleri ve muhalefet mühendisliğine hız verdi.
Teknoloji geliştikçe elektrik bazlı enerjiye yönelen Çin’in petrol ihtiyacı azalsa da hem uzun yıllar petrol ithalatına devam etmek hem de Latin Amerika’daki etki alanını stratejik olarak elinde tutmak zorunda.
Kuşak ve Yol’un gelişen odağı: Latin Amerika
Küresel Güney, Kuşak ve Yol projeleri derken Çin; Asya, Afrika, Avrupa ve diğer bölgelere uzanan altyapı ve ekonomik bağlantı ağları kurarak uluslararası ticaret ve yatırım akışını artırmaya başladı. Başlangıçta Latin Amerika projenin öncelikli hedeflerinden biri olmasa da, sonrasında Latin Amerika ve Karayipler bölgesinden yaklaşık 21 ülke bu girişime dâhil oldu.
ABD baskısı nedeniyle Panama, projeden çekildiğini açıkladı. Latin Amerika politikasında esen Trumpizm rüzgârı, bu sayının daha da düşebileceğini gösteriyor. ABD özellikle Çin’in bölgedeki en büyük müttefiklerini hedef alıyor. Venezuela ilk örnekti; Trump’ın dilinden düşürmediği Kolombiya ve Küba da namlunun ucunda. Keza iki ülke de Kuşak ve Yol Girişimi’ne dâhil ve Pekin ile iş birlikleri yüksek.
Trump’ın, Washington çıkarlarına hizmet edecek bir dalkavuk bulana kadar “yöneteceğiz” dediği Venezuela’da etkili olacak politik rüzgâr mühim. Latin Amerika’da yükselişe geçen sağ hareket ve Trumpizm, Pekin için tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor.
Çin hem alacağını hem de etki alanını düşünüyor.
Venezuela’da ise Maduro’nun yerine geçici devlet başkanı olarak yemin eden Delcy Rodriguez, Washington’a yönelik iş birliği mesajlarına başlamış durumda. Latin Amerika’da ABD yaptırımlarıyla boğulan sosyalist yönetimlerin uyguladığı politikalar elbette makul bir sosyalizm örneği değil. Maduro yönetimi de sosyalizmin iyi bir örneği değildi. Ancak sosyalizmin iyi bir örneğinin kurulamıyor oluşu da Washington’dan bağımsız değil.
Latin Amerika için reçete çok açıktır ki, övünülen liberal “pembe dalga” değil; devrimin kızıl dalgasıdır.

