Share This Article
Dünyadaki herhangi bir ülkenin sahip olduğu en büyük petrol rezervinin Venezuela topraklarında bulunduğu tahmin ediliyor. Toplam rezerv miktarı 300 milyar varilin üzerinde. Başkan Donald Trump, ülkenin Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu alıkoyduktan sonra bu devasa rezervler üzerinde hak iddia ediyor. Zaten operasyonun motivasyonunun petrol olduğunu da açıkça dile getiriyor.
Fosil yakıtlara büyük önem veren ve ABD’li petrol şirketlerinin bu “siyah altını” ortaya çıkarmak için milyarlarca dolarlık yatırım yapmasını öngören bir vizyonu savunan Trump için Venezuela petrolü son derece cazip bir fırsat olarak öne çıkıyor.
Venezuela’nın petrol üretimi, 2016 yılında günde yaklaşık 2 milyon varil seviyesindeyken, o tarihten bu yana önemli ölçüde düşüş gösterdi. Günümüzde, kısmen ABD yaptırımları ve yatırımların azalması nedeniyle, ülke günde 1 milyon varilin altında üretim yapıyor. ABD’nin askeri operasyonu öncesinde de geleceğe dair görünüm giderek daha olumsuz hâle gelmişti.
Yani Venezuela’nın petrol rezervleri dünyada ilk sırada yer almasına rağmen, üretim verimliliği oldukça düşük durumda.
Peki, bu petrolün şimdiye kadarki alıcısı kimdi?
Venezuela hamlesi Çin’e dokunacak mı?
Venezuela’nın işleyebildiği petrolün (yetersiz altyapı nedeniyle işleyemediği çok daha büyük miktarda petrolü bulunuyor) yaklaşık yüzde 80’inin alıcısı Çin’di.
Çin, uzun süredir Venezuela’nın en büyük petrol müşterilerinden biri oldu. Ancak Çin’in elektrikli araçlara şaşırtıcı derecede hızlı geçişi —ki bu durum otomotiv devi Almanya için de yıkıcı sonuçlar doğuruyor— Venezuela petrolüne olan talebin azalmasına yol açıyor. Bu da ABD’nin Venezuela’ya yönelik bir operasyonunun Çin ekonomisine vereceği zararın oldukça sınırlı kalacağı anlamına geliyor. Donald Trump’ın Amerikan şirketlerini Venezuela’daki petrol altyapısını canlandırmaya zorlaması, Çin’i zor bir duruma sokmayacaktır. Çin, ihtiyaç duyduğu petrolü Rusya veya İran’dan temin edebilir.
Bununla birlikte, Çin’in petrol talebinin uzun vadeli seyrine ilişkin çok az belirsizlik bulunuyor. Analistler, talebin düşüş eğilimine gireceğini öngörüyor. Birçoğu, ülkenin ya “petrol zirvesine” ulaştığını ya da buna çok yaklaştığını ifade ediyor.
Trump yönetimi, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez’e; ülkenin Çin, İran, Rusya ve Küba ile ilişkilerini kesmesi ve petrol üretiminde yalnızca ABD ile ortaklık yapmayı kabul etmesi gerektiğini iletti. Rodríguez bunu kameralar önünde reddetse de Trump, “Kameralar önünde reddedebilir ama bizimle tamamen uyumlu hareket ediyor” diyerek açık bir şekilde bu iddiayı dile getirdi. Trump yönetimi yetkilileri, ABD’nin Venezuela petrolünü bizzat satacağını özellikle vurguladı.
Çin’in petrol tüketimi küresel ölçekte kritik öneme sahip. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olarak Çin’de yaşanan gelişmeler, küresel petrol piyasasında dalga etkisi yaratıyor.
Enerji uzmanları, bu eğilimin ABD ile Çin’in enerji dönüşümünde ne kadar keskin biçimde ayrıştığını gösterdiğini belirtiyor. Çin, yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlarda büyük ilerleme kaydederken, ABD hem yurt içinde hem de yurt dışında petrol sondajına ağırlık veriyor.
Bu ayrışmanın büyük bölümü, Çin’in ulaşım sektöründe benzinli araçlardan elektrikli araçlara geçişinden kaynaklanıyor. Çin, elektrikli araç pazarının lideri konumunda. Çinli markalar neredeyse tüm Avrupa pazarına hâkim durumda. Hatta Donald Trump Avrupa’yı Rus tehdidiyle bu denli zorlamaya devam eder ve Avrupalılar Trump’ın dilinden anlayan, siyasi ağırlığı olan liderleri iktidara getirirse, Avrupa ile Çin arasında bazı stratejik ortaklıkların kurulması bile mümkün olabilir. Ancak bunun için ABD’nin gölgesinden çıkmaya kararlı ve dirençli liderler gerekiyor. Şu an için böyle bir Avrupalı lider bulunmuyor; hatta muhalefet cephesinde dahi yok.
‘Sembolik’ bir hamle
Çin’in pazardaki ağırlığını somutlaştırmak gerekirse: Geçtiğimiz yıl dünya genelinde satılan 18,5 milyon elektrikli aracın 11 milyondan fazlası Çin’de satıldı. Buna Çin’in gerçekleştirdiği ihracat da eklendiğinde tablo daha da netleşiyor.
Kısa süre önce küresel ölçekte tartışmaların odağına yerleşen, tekno-derebeyi olarak nitelendirilen Elon Musk’ın sahibi olduğu Tesla’yı dünyanın en büyük elektrikli araç satıcısı konumundan eden Çinli BYD şirketi, bu yıl dünya çapında rekor seviyede ihracat gerçekleştirdi.
Çin’in ulaşım sektöründeki petrol talebi büyük ölçüde zirveye ulaşmış olsa da, petrokimya ve jet yakıtı gibi diğer alanlarda talebin artmaya devam etmesi bekleniyor. Norveçli enerji şirketi Rystad’a göre, günde yaklaşık 400–500 bin varil Venezuela petrolü Çin’e akıyordu. Buna rağmen Venezuela, Çin’in toplam petrol ithalatı içinde oldukça küçük bir paya sahip.
Dolayısıyla bu operasyon, Çin açısından daha çok “sembolik” bir hamle niteliği taşıyor. Başka bir ifadeyle, Venezuela’nın Çin’e olan ihtiyacı, Çin’in Venezuela’ya olan ihtiyacından çok daha fazla.
Çin, hâlihazırda devrede olan 1400 gigawattlık etkileyici kapasiteye ek olarak, 510 gigawatt ölçeğinde yeni güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesi inşa ediyor. Eylül ayında bu hedefi daha da ileri taşıyarak, rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesini 2020 seviyesinin altı katına çıkararak 3 bin 600 gigawatt’a ulaştırmayı taahhüt etti. Ülke aynı zamanda nükleer santraller inşa ediyor ve neredeyse sınırsız bir temiz enerji kaynağı olarak görülen füzyon enerjisini devreye almak için agresif bir program yürütüyor.
ABD’nin petrol arayışıyla Venezuela’ya yönelmesi, ülkenin hâlen geçmişin enerji paradigmasına sıkışıp kaldığını gösteriyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD ve Çin’in işine geldi
Venezuela’nın bir diğer müttefiki Rusya’ydı; ancak bu operasyonun Rusya üzerindeki etkisi biraz daha farklı oldu. Rusya, özellikle önceki Başkan Biden döneminde derinleşen Ukrayna bataklığına büyük ölçüde saplanmış durumda. Bu bataklıktan çıkabilmesi, eski pazarlarına ve uluslararası itibarına yeniden erişebilmesi için Donald Trump ile anlaşması neredeyse zorunlu hâle geldi. Bu bağlamda Trump, Rusya’nın karşılaşabileceği en avantajlı ABD Başkanı konumunda. Bu nedenle Rusya’nın tepkisi yüksek sesle dile getirilemedi. Ancak bu, Rusya’nın operasyondan zarar görmediği anlamına da gelmiyor.
ABD, Venezuela petrolünü kontrol altına alarak piyasaya arzı olabildiğince artırmayı ve bu yolla petrolün varil fiyatını düşürmeyi hedefliyor. Dünyanın en büyük enerji ihracatçılarından biri kim? Rusya. Putin yönetimindeki Rusya, savaşı ve mevcut rejimi ne kadar az finanse edebilirse, o kadar Çin ve ABD’nin kontrol alanına giriyor. Bir adım geri çekilip genel tabloya bakıldığında, paylaşım mücadelesinin esasen ABD ile Çin arasında yaşandığı net biçimde görülüyor.
Bu nedenle Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD’nin işine geldiği kadar Çin’in de işine geldi. ABD, kesilen Rus doğal gazının yerine sıvılaştırılmış Amerikan gazını satarak enerji alanında; NATO ülkelerinden aldığı askeri ve siyasi “haracı” ülke bütçelerinin yüzde 5’ine çıkararak da Avrupa’yı kendisine daha sıkı bağladı. Zaten 1945’ten bu yana bağlı olan Avrupa’nın artık hayati damarları da ABD’nin elinde ve Trump bu makasla serbestçe dolaşıyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise Çin yer alıyor. Ukrayna’da hedeflerine ulaşamayan, ABD’nin bölgeyi bir bataklığa çevirmesiyle kaynaklarını tüketen, ithal asker kullanmak zorunda kalan ve en kârlı müşterileri olan Avrupalıları kaybeden Rusya, giderek daha fazla Çin’e yönelmek zorunda kaldı. Ortaya çıkan tablo, ekonomik ve siyasal açıdan Çin’e çok daha bağımlı bir Rusya gerçeği oldu. Venezuela operasyonu da, Rusya’nın küresel ölçekte güç kaybetmesini hızlandırmak için kullanılan işlevsel araçlardan biri hâline geldi.

