Share This Article
John Berger kimdi? İnceliklerle, sanatla, şiirle ve doğayla yoğrulmuş insanlar için Berger ne ifade ediyordu? Her şeyden evvel alçakgönüllü, az sözle çok anlatan, yazdığı gibi çizen, çizdiği gibi yazan, yalınlığı hayatının merkezine yerleştiren, bakmayı ve görmeyi bilen, gördüğünü söylemekten geri durmayan, sessizliği önemseyen, dil ve ifade hassasiyeti olan, kalabalığın yoksullaştırdığı dünyaya seslenirken insanlarla iç içe olan, bugünü yorumlayan, geleceğe notlar düşen, “şimdiden korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor; geçmiş, içinde yaşanacak bir şey değil” diyen, hayattaki küçük hazlara dikkat çekerken yaşamı renklendiren ayrıntıları ve münasebetsizlikleri anlatmayı seven bir bilgeydi.
Berger, nihilizmi ve ardına hapsedildiğimiz duvarları görüp inorganik olan yerine doğallığı savunurken insanları anlamaya uğraşıyordu; sözcüklerinin gücü de hikâye anlatıcılığının sağlamlığı da buradan geliyordu.

Hız ve gösteriş çağına bir parça dinginlik katan Berger, korkunun ve umutsuzluğun ortasına temkinli bir umut bırakmıştı. “İnadına yaşamak” derken zamanı paylaşmaktan bahsediyordu. Kıymetini Bil Her Şeyin’de “gerçek hayatta ümit beslemeyenler yalnızlığa mahkûmdur” derken umut tüketimine büyük bir zarafetle karşı çıkıyordu. Dolayısıyla terörize edilen yaşama ve duvarlara da… Âdil olmayan adalete ve güzelliği paranteze alanlara da… Derinlik yerine yüzeyselliği tercih edenlere de… İncelik ve zahmet yerine nobranlığı seçip herkesi kendine benzetmeye uğraşanlara da…
Berger düşünen, yazan ve çizen bir sanatçıydı. Kabul etmemek için dirense de gerçek buydu; yaşamla, trajediyle ve tarihle yüz yüze gelişimizi tarif etmeye “bir umut küpesi” diyordu. “Uçuculaşan hayat”a çentik atarken bu “umut küpesi”ni hiç çıkarmamıştı. Kesinlik karşısındaki tereddütünü böyle korurken anlatacaklarına ve duruma en uygun sözcükleri yine trajediye ve umuda bakarak bulmaya uğraşmıştı. Bu da bir bakma-görme ilişkisinin yansımasıydı.
Berger’ın kotardığı her şeye bahsi geçen ilişki hâkimdi: Eleştirilerinde, anlama-anlamlandırma çabasında, çizimlerinde, fotoğraflarında ve elbette şiirlerinde… Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü’de şiir için şöyle demişti: “Şiir sanatında sözcükler birer iletişim aracı olmadan önce birer varlıktır.” Yaranın Sayfaları’nda Berger bu varlıklarla bir evren kurarken birer eşlikçi ve kendi başına yoğun anlama sahip çizimleriyle ve fotoğraflarıyla yüzleştiriyor bizi.

‘Tırmandıkça dağ terliyor’
1956-1996 arası Berger’ın çektiği fotoğraflar, çizdiği resim ve eskizler ile kaleme aldığı dizeler bulunuyor Yaranın Sayfaları’nda. “Çaresizlik duygusundan doğar” dediği şiir ağırlıklı bir kitap bu.
Berger’ın şiirleri gerçeklerden, trajedilerden ve etrafımızda olup bitenlerden çıkıp geliyor. Anlar da var onların içinde geçmiş de… Hatırlamalar ve çağırmalar da cabası.
“Kâr uğruna kolu bacağı kesilen dünya”ya sesleniyor Berger. Bazen de gözüne takılan herhangi bir insana. “Kurulan tuzaklara” dikkat çekiyor. Gelip geçen, açıp solan çiçeklere bakıyor. Sessizliğe de ulaşmayan seslere de dikkat kesiliyor. Sonra, “mesnetsiz bir hayatta kalma beklentisi”nin varlığından bahsederken “içinde kahramanların yaşayacağı bir dünyadaydım” diyor.
İlk insanın şaşkınlığından, bugünün insanının savruluşuna doğru bir çizgi çekiyor Berger. Bilme ve bilmeme arasındaki belli belirsiz sınıara geliyor böylece. Bu yolculukta ona ışık, gölgeler, fotoğraflar ve çizimler eşlik ediyor. An geliyor “tırmandıkça dağ terliyor”, an geliyor “ormanın peşine düşüyor.”
Karanlıkla, denizle ve güneşle sınanarak yapıyor bütün bunları Berger. Elbette başka yolcuların olduğunu ve olacağını bilerek ilerliyor:
“bir gün bir başka yolcunun
tökezleyen çığlığı
uyarabilir onları
o zaman yolcu sıcak ve rahat
gece boyunca bir ninni gibi
duyacaktır hakikati”
Ölçülü davranmayı öğrendiği yabandomuzunu anarken doğaya nasıl bakmamız, daha doğrusu tabiatta nasıl hareket etmemiz gerektiğine dair küçük işaretler bırakıyor bize Berger. Bu, aynı zamanda yaşamın, aşkın ve sevginin yol haritası.

‘Şiir yazmak motosiklet kullanmanın tam tersidir’
Yaranın Sayfaları’ndaki fotoğraflarında, çizim ve dizelerinde Berger’ın her zamanki incelikleriyle karşılaşıyoruz; bakıyor, görüyor, yorumluyor ve hepimize sesleniyor. En önemlisi, ayağı toprağa basıyor ve ellerinde doğanın izleri kalıyor. Köyün yalınlığını, topraktan uzaklaşıp “karanlık diye bir şey yok artık” dediği metropole gelişi ve ardından yaşam zannedilen körlüğü resmediyor. Sonra yokluğu tarif ediyor:
“bağlar yeşil değil
bağlar burada değil
yüksek gerilim telleri altında parçalanmış
pırlantalar
ölüler takacak artık onları
DİKKAT ÖLÜM TEHLİKESİ VAR.”
Berger, insanın ve dünyanın sırtına bindirilen yüklerden dem vururken yaşama biçimimize ilişkin ironik dizeler de kaleme alıyor:
“Almakta da ustayızdır biz.
Yıldönümlerini alırız ayrılırken
tırnağın biçimini
uyuyan çocuğun sessizliğini
kerevizinizin tadını
ve süt için kullandığınız sözcüğü.
Tek kişilik yataklarımızda
şiirden ne anlarız ki biz?”
Berger’ın gezginliğine tanık oluyoruz; insanlar arasında, tabiatta, olayların içinde, renklerin, trajedinin ve umudun hemen yanı başında… Pürüzsüz yüzeylerde, lekelerin ve kanın ortasında… Ölülerin zamansızlığında, dirilerin zamanı ve mekânında gezinen dizeler yazıyor. Bazen de hayatî sorularla karşımıza çıkıyor:
“Kim tutup elimizden
götürecek bizi gülerek
bir zamanlar olduğumuz
şeyin tohumuna.”
Şiirin gücünün kaynağında çaresizliğin yattığını söylerken gerek Yaranın Sayfaları’ndaki gerek başka kitaplarındaki (ve kitaplarına girmeyen) dizelerinin özünü açıklayan Berger, bir bakıma “yol bilgisi” sunarak uzun seyahatinin anlamına dair ipuçları sunuyor:
Şiir yazmak motosiklet kullanmanın tam tersidir. Motosiklet kullanırken karşılaştığın her durumla büyük bir hızla hesaplaşmak zorundasındır. (…) Motosikleti sürerken yaşamını sürdürmek istiyorsan önünde olan dışında bir şey düşünmezsin. Şiirler gerçekler karşısında çaresizdir. Çaresizdirler ama dayanıksız değillerdir çünkü her şey onlara karşı direnir. Kararlara değil ama sonuçlara adlar bulurlar. Şiir yazarken şu anda olan dışında her şeye kulak verirsin. Çıkarıp attığın giysilerin, ayakkabıların, fırlattığın saç fırçan gibi şiirler de orada olmayan şeylerden, daha doğrusu, önünde olmayan şeylerden söz eder.
Yaranın Sayfaları’ndaki her dize, her çizim ve fotoğraf Berger’ın çaresizlik ve trajedi karşısındaki tavrını gösterdiği gibi sanata ve umuda tutunuşunu koyuyor ortaya. Biz dirilerin dünyasından gitse de Berger dizeleriyle, çizimleriyle, fotoğraflarıyla ve sözleriyle hâlâ var olmayı sürdürüyor buralarda.
Yaranın Sayfaları, John Berger, Çeviren: Cevat Çapan, Metis Yayınları, 96 s.
