Sam Shepard, insanı insan yapan şeyin güçsüzlük, yaşamı yaşam kılanın ise kuvvet olduğunu anlatıyor Birinci Şahsın Hafiyesi’nde. Hastalığından ötürü yakınlarına bağımlı hâle gelen isimsiz bir karakter etrafında meydana getirdiği hikâyede, çölün sarıp sarmaladığı adamın zihnine doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi.
Kenya’da hapishanedeyken kaleme aldığı Çarmıhtaki Şeytanda dile getirdiği o sarsıcı hatırlatmayı, metaforlar kullanarak daha edebî bir tonda yapan Ngũgĩ wa Thiong’o, bir Ilmorog hikâyesiyle seslenmişti dünyaya.
Jacqueline Rose, “Veba: Çağımızda Ölümü Yaşamak” başlığını verdiği incelemesinde, insanların felaketler karşısındaki ruh hâlini kavramaya çalışırken ölümün, hayatın akışını sekteye uğratmasından hareketle günlük yaşamdan uzak tutulmasını ve paranteze alınmasını tartışıyor.
“Çocuklar İçin Medya Okuryazarlığı” kitabının yazarı Alp Gökalp’le, medya bilincinin nasıl bir yaşam becerisine dönüşebileceğini konuştuk.
Luc Ferry, “Transhümanist Devrim”de tartışmaların üstüne giderek paylaşım ve tüketim ekonomisinin bam teline basıp teknolojinin neoliberal gelişimini yeni ideoloji bağlamında inceliyor.
Irene Vallejo, Papirüs’te sözcüklerin kaybolup gitmesini engelleyen kitabın doğumunu ve ona yaklaşım biçimlerini ortaya koyuyor. Bu hikâyeler, aynı zamanda kitaplara ve okumaya duyulan merakı ve sevgiyi yansıtıyor.
Oxana Timofeeva, geçmişin ve geçmişinin izlerini takip ederken kâh eskiden oturduğu evlere ve yaşadığı şehirlere gidiyor kâh korku dolu ve mutlu anlarına geri dönüyor. Bunlardan bazılarında izlerin belirgin olduğunu bazılarındaysa silindiğini görüyor. Aklına takılan “Buralı nasıl olunur?” sorusuyla yol alırken yıkılan geçmiş ve kurulan şimdi arasındaki sınıra ulaşıyor.
Kardeşi Abel’i ve nişanlısı Boris’i yitiren Haydée Santamaría’nın hikâyesini devrim süreciyle iç içe kurgulayan Amine Damerdji, “Bırakın Size Katılayım”da Küba’nın yakın tarihinden çarpıcı bir kesit sunuyor.
Hayat bazen en güzel derslerini hınzır kalemlerden, çılgın hikâyelerden ve dostluğun gücünü anlatan maceralardan alır. David Walliams, “Uzay Çocuğu Süper-Sonik Bir Macera”da, üç bacaklı köpek Yuri’den gökten düşen bir yabancıya kadar absürt ama bir o kadar da sevimli bir yolculuğa davet ediyor bizleri.
İsmail Gezgin, “İnsan nedir, nereden gelir, nereye gider?” sorusu etrafında şekillenen ve kuşaktan kuşağa aktarılan mitlerine odaklanarak bu kadim hikâyelerin insanı anlama serüvenindeki rolünü tartışmaya açıyor.
Seçkimizde bu hafta, Lida Turpeinen’in “Denizin Canavarları”, A. Hares Yalçi’nin “Babil Değirmenleri ve Öteki Rüyalar”ı, Amina Damerdji’nin “Bırakın Size Katılayım”ı, Asteris Kutulas’ın “Theodorakis’e Sormak”ı, Jennifer Anna Gosetti – Ferencei’nin “Var Olmak ve Dönüşmek”ı, ve son olarak Aysel Özcan’ın “Bolkarların Sessiz Çığlığı Anadolu Tarbaz Ağıtları” yer alıyor. Şimdiden keyifli okumalar dileriz…
Şarabın yalnızca bir içki değil, toprağın ve kültürün belleği olduğunu hatırlatan “Şarap 101”, okuru Fransız bağcılığının köklü ve zengin dünyasında benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor. Desen yayınları tarafından yayımlanan François Bachelot ve Vincent Burgeon’un kaleme aldığı bu çalışma, Fransa’nın bağcılık geleneğini canlı bir hikâyeyle günümüze taşıyor.
Zygmunt Bauman, modern dünyanın “akışkan” doğasını çözümlemeye çalışırken tüketim kültürünün kuşattığı yaşamlarımızı, unutturulan özgürlükleri ve ertelenen adalet arayışını sorgulayan bir isim. Keith Tester’ın gerçekleştirdiği uzun söyleşi “Bauman ile Sohbetler” düşünürün, tüketim, piyasa, bireysellik ve toplumsallık görüşlerini sıraladığı yanıtlardan oluşuyor.
Biyolog Thor Hanson, “Yanı Başımızdaki Doğa”da bizi tabiata ve onun işleyişine bakmaya, olup biteni görmeye çağırırken “büyüme”, “kalkınma” ve “ilerleme” düsturunun, içindeki canlılarla beraber doğayı yaşamımızdan uzaklaştırıp hızla yok oluşa sürüklediğini belirtiyor.
İnsan ve teknoloji arasındaki çizgiyi bilgiyle çeken Yuval Noah Harari’nin kaleme aldığı “Neksus”, tıpkı “Sapiens” ve “Homo Deus” gibi uzak ve yakın geçmiş ile bugün arasında bağ kurmamızı sağlayan, gelecek için çeşitli öngörüler barındıran bir çalışma…
‘Dokumanın Arka Yüzü’nde Alberto Manguel, çeviriyi kavram ve eylem olarak ele alırken kültür tarihinde bir seyahate davet ediyor bizleri…
Johann Hari, ‘Sihirli Hap’ta tehlikeli zayıflama ilaçlarının ardındaki sistemi kendi deneyimleriyle birlikte ortaya koyarken, modern beslenme sorunlarına, işlenmiş gıdaların etkilerine ve zayıflama endüstrisinin karanlık yüzüne ışık tutuyor.
Gilbert Achcar, kaleme aldığı ‘Gazze Felaketi’nde Filistin’de İsrail eliyle gerçekleştirilen ve sistematik hâle getirilen katliamları inceliyor ve olup bitenlere tarihsel açıdan yaklaşıyor.
Mücadeleci ve yorgun ruhları anlatan Selçuk Baran, huzursuzluklarını, kaygılarını, yalnızlığını, umutsuz anlarını, heyecanlarını, düşlerini ve düşüncelerini aktardığı “Günlükler 1948-1989″da, hem hissettiklerini hem de gözlemlerini kâğıda döküyor.
Carlos María Dominguez,’Kör Sahil’de karşılaşma-hatırlama-hesaplaşma bağlantısı üzerinden Arjantin tarihindeki en karanlık dönemin labirentlerine ve tünellerine giriyor.
