Carlos María Dominguez,’Kör Sahil’de karşılaşma-hatırlama-hesaplaşma bağlantısı üzerinden Arjantin tarihindeki en karanlık dönemin labirentlerine ve tünellerine giriyor.
Alberto Manguel, Hıristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların saygı duyduğu İbn Meymun’un hayatını ve fikirlerini anlattığı “Maimonides: Akla İnanç’ta”; düşünürün geçmişte ve bugün insanlık için ne ifade ettiğine ve gelecekte yolumuzu nasıl aydınlatabileceğine odaklanıyor.
Byung-Chul Han, aynının giderek güçlenen gürültüsüyle şekillenen dijital dünyada, toplumsallığın ve kamusallığın enikonu parçalandığını, eylemin ve sözün yanı sıra anlamın da kaybolmaya yüz tuttuğunu belirtiyor. Bunun bir devrim olup olmadığını tartıştığı Sürünün İçinde’de, dijital aktivizmin ve dijital hayatın hangi açmazları beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor.
Tadeusz Borowski, Polonya’nın yakın tarihinin bir tanığı olarak kaleme kâğıda sarılıyor; “Toplu Öyküler”de gerçekleri kurmaca hâline getiriyor ve ölümü kutsayanların önüne tarihî hakikatlerle dikiliyor.
Tükeniş ve direniş arasında gidip gelen insanın, hiçlik ve başkaldırı sınırındaki yaşamını kurmaca hâline getiren Eugéne Ionesco, “Albayın Fotoğrafı”nda dile ve başkalarına yabancılaşmanın birer tasviri olan hikâyelerle karşımıza çıkıyor.
20. yüzyılın en büyük İtalyan yazar ve eleştirmenlerinden olan Cesare Pavese, yaşamından izler taşıyan “Tutukevi”nde, durağan hayat, var oluş ve yabancılaşma sorgulamasıyla bizi buluştururken yalnızlık ve özgürlük kavramlarını tartışmaya açıyor.
Sanatçı ve yazar Jenny Odell, “Hiçbir Şey Yapmama Kitabı”nda, ağların, telefon ve bilgisayar ekranlarının dışında da bir dünyanın var olduğunu anlatıyor. Zamanın ruhuna karşı verimsizliği, neoliberal belirlenimciliğe karşı muğlaklığı savunuyor…
Şehir ve Belirsiz Duvarları / Haruki Murakami / Çev. Ali Volkan Erdemir / Doğan Kitap / 552 S. / Roman
Yaz çimlerinin üzerine usulca oturdun, hiçbir şey söylemeden gökyüzünü seyrediyordun. Keskin bir ötüşle iki kuş gökyüzünde hızla birbirinin yanından geçti. Sessizliğin içinde alacakaranlık etrafımızı sarmaya başladı. Yanına oturduğumda içimi garip bir his kapladı. Sanki görünmez…
Naomi Klein’ın kaleme aldığı “Doppelganger”, hakikat ve yalan arasına sıkıştırılmış, hatta yer yer sıkışmayı kendisi tercih etmiş; propagandalara ve demagogların albenili sözlerine kapılırken kendini birer sanal marka hâline getirmeye uğraşanların çoğunluğu oluşturduğu zamanımızın hikâyesi…
Bu hafta sizler için yeni çıkan altı kitabı derledik. Bunlar arasında, Seray Şahiner’in “Vatan Millet Samatya”, Jean Améry’in “İstemli Ölüm”, Douglas Stuart’ın “Genç Mungo”, Turan Akıncı’nın “Boğaziçi – Saraylar Sefaretler Yalılar”, Barış Acar’ın “Bir Muz Bazen Sadece Bir Muzdur” ve son olarak, Fuat Bozkurt’un “Türk İçki Geleneği” yer alıyor. Şimdiden keyifli okumalar dileriz…
Edebiyatla iç içe geçen gençlik yıllarını kaleme alan Selim İleri, bir yazarın entelektüel gelişimine tanıklık etmeye davet ediyor bizleri.
Öykülerinde, romanlarında, araştırmalarında ve incelemelerinde doğa-insan-kültür uyumuna yer verirken mitolojiye, felsefeye, tarihe ve yaban hayata dair notlar paylaşan Deniz Gezgin, “Doğa Defteri”nde antropoloji, mitoloji, edebiyat, tarih gibi pek çok disipline atıflar yaparak doğanın işleyiş sürecini ve takvimini getiriyor karşımıza.
John Berger’ın şiirleri gerçeklerden, trajedilerden ve etrafımızda olup bitenlerden çıkıp geliyor. ‘Yaranın Sayfaları’nda bir evren kuran Berger, birer eşlikçi ve kendi başına yoğun anlama sahip çizimleriyle ve fotoğraflarıyla yüzleştiriyor bizi. “Çaresizlik duygusundan doğar” dediği şiir ağırlıklı bir kitap bu…
Selim İleri, Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olarak, özellikle modern Türk romanı ve hikayesi üzerine yaptığı katkılarla tanınmıştır. 1949 yılında İstanbul’da doğan İleri, Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olarak edebi kariyerine 1960’lı yıllarda başlamıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden mezun olan İleri, edebiyat dünyasına adım attığı ilk yıllarda şiirle ilgilenmiş, ancak sonrasında roman,…
Kapitalizmin karanlığında, işçi sınıfının kıvılcımı İrfan Yalçın’ın kaleminden dökülen “Ölümün Ağzı” romanında ete kemiğe bürünüyor. Yalçın, sadece bireyin değil tüm toplumun çürümesini ve sistemin acımasızlığını gözler önüne seriyor. “Ölümün Ağzı”, sınıf bilincinin, umut ve direnişin ezilenlerin omuzlarında ağırlaşan yükü hafifletebileceğini hatırlatıyor.
1980’lerin ortalarında İran’ı terk eden Shahrnush Parsipur; Ayetullahların yasaklattığı ve “toplumun ahlak kurallarına saygı göstermesi için” uyarılmasına neden olan kitabı “Erkeksiz Kadınlar”da ülkenin yakın tarihini anımsatıyor.
Felsefeci Mark G. E. Kelly, Bugünün Normali’nde şimdilerin “normaller”i ile yakın geçmiştekiler arasındaki bağlantıyı incelerken günümüzün gerçeklerini eleştirmeye ve sorgulamaya çağırıyor bizi.
Geleneksel motiflerden, ülkemizden ve gezegenimizden esinle kaleme aldığı şiirleri, gerçeküstü düşleri andıran desenlerle çocukların imgelem dünyasını zenginleştiriren Altay Öktem ile Tudem Yayınları’ndan çıkan “Renkleri Duyan Çocuk” üzerine konuştuk…
Donald Kuspit, boku ve çöpü, tekinsizliği nedeniyle yaşam alanlarından uzak tutan, gizleyen ve gözden ırakta dönüştüren, bunların kusurlarını kazanca çeviren modern insana onların varlığını sanat yoluyla hatırlatanların bir dökümünü yapıyor Sanat Tarihinde Bokun Zaferi’nde.
Eva Meijer, “Sessizliğin Politikası”nda sesi yüksek çıkanın güçlü sayıldığı ve güçlünün sesinin kuvvetli çıktığı zamanımızda, baskıdan mustarip olanlara yoğunlaşıyor.
