Share This Article
Vatan Millet Samatya / Seray Şahiner / Doğan Kitap / 336 s. / Roman
Aile bağlarını sevgiyle değil zaaflarla kuran üç kuşağın, dönüşen İstanbul’la birlikte yeniden biçimlenen hikâyesi. Sevilmek isteyen kızların tetikte büyümelerinin, baskı altında yaşayan kadın ve erkeklerin hayatta kalmak için başvurduğu farklı çözümlerin çarpıcı panoraması. İstanbul’a caddeler üzerinden damga vurmak isteyenlere, aynı caddelerden can havliyle geçenlerin gözünden bir bakış… Unutulmaz karakterlerin yaratıcısı Seray Şahiner’den güçlü ve iz bırakacak bir roman. Zor hayatların coşkulu ve ironik bir metne dönüştüğü benzersiz bir kitap. Zengin ne demek? Biri seni kıskanıyorsa zenginsin. İnsan kaç parası olursa zengin olur bilmiyorum ama biz paramız varken bile zengin değildik.

İstemli Ölüm / Jean Améry / Çev. Aydın Gelmez / Sel Yayıncılık / 136 s. / Roman
Auschwitz ve Buchenwald toplama kamplarında yaşadığı fiziksel ve ruhsal acılar üzerinden toplumsal riyakârlıkla yüzleşen Améry, İstemli Ölüm‘de bireyin kendi yaşamı üzerindeki egemenliğini tartışıyor ve intihara dair tabuları radikal bir şekilde sorguluyor.
Améry, intiharı bir çaresizlik eylemi olarak değil, aksine, insanın kendi varoluşu üzerindeki sahici egemenliğinin nihai ifadesi olarak değerlendiriyor. Kendi yaşamını sona erdirme kararını özgürlüğün en saf şekli olarak sunarken, yaşam ile bireyin kendi kaderini belirleme özgürlüğü olan istemli ölümü mantıksal açıdan karşılaştırıyor.
Bu başına buyruk metni varoluşçu ya da psikanalitik bir temelden değerlendirmek güç. Üstelik Améry’nin bu yaklaşımların intihara dair kavramsal analizlerini delik deşik ettiği bir durumda daha da güç. Bu nedenle iki yıl sonra gerçekleştireceği eylemi belki de çoktan kafasına koymuş bir yazarın sahiciliği olarak okunması gereken İstemli Ölüm, çağımızın bireysel ve toplumsal varoluş krizlerini anlama yolunda, derin bir farkındalık sunan nadir eserlerden biri.
Genç Mungo / Douglas Stuart / Çev. Duygu Akın / Can Yayınları / 480 s. / Roman
Mungo Hamilton ve James Jamieson, 1990’ların başında Glasgow’un iki ayrı mahallesinde, işçi sınıfı gençlerinin mezhepsel çizgilerle bölündüğü ve itibarlarını korumak için mücadeleler verdiği fazlasıyla maço bir dünyada yaşarlar. “Gerçek” birer erkek sayılabilmeleri için birbirlerinin ezelî düşmanı olmaları gereken bu iki genç, James’in inşa ettiği güvercinliğe sığındıklarında çok iyi arkadaş olur, şefkati keşfeder ve hiç de misafirperver olmayan bu kurşuni şehirden kaçmanın hayalini kurarlar. Mungo gerçek benliğini etrafındaki herkesten saklamak için büyük uğraş vermek zorunda kalacaktır.
Karakterlerinin gündelik hayatlarını lirizmle zenginleştiren Douglas Stuart, bu romanında dinsel ve cinsel tutuculuğun insanı nerelere sürükleyebileceğini insancıl bir bakış açısıyla yansıtıyor. Sınıfsal özelliklerin değer yargılarını nasıl etkilediğini, kişilerin yaşamını nasıl farklı uçlara götürdüğünü akıcı bir dille anlatıyor.
Genç Mungo erkekliğin anlamı ve birini sevmenin tehlikeleri hakkında, romantizm ve şiddet arasında gidip gelen etkileyici bir roman.

Boğaziçi – Saraylar Sefaretler Yalılar / Turan Akıncı / Remzi Kitabevi / 512 s. / Kent
Kıyı boyunca sıralanan yapıların konumu, mimarisi… Tanıklık ettikleri önemli olaylarla Boğaziçi’nin renkli panoraması…
Osmanlı Dönemi’nde Boğaziçi’nde köy yerleşimleri vardı ancak bunların, kent merkeziyle bağlantıları uzun bir dönem zayıf kaldı. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Boğaziçi köyleri arasında denizden ulaşım da yoktu. Boğaz’da yalnız saltanat ve balıkçı kayıkları görülürdü. 1843 yılında Sultan Abdülmecit, Dolmabahçe Sarayı’nı inşa ettirdikten sonra Osmanlı devlet adamlarının neredeyse tümü Boğaz kıyılarında yalı yaptırmaya yöneldi. 1850’li yıllarda ise Şirket-i Hayriye’nin kurulmasıyla Boğaziçi’nin kaderi değişti. Boğaz köyleri arasında düzenli seferler yapılmaya başlandı. İstanbul halkı denizle tanıştı. Bu dönemde Osmanlı yalı mimarisinin de en güzel örnekleri görülmeye başladı. Günümüzde Boğaziçi’nde 600 civarında yalı bulunuyor. Bunların 320’si Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun denetiminde. Rumeli Yakası’nda 1782’de inşa edilmiş olan Emirgân Şerifler Yalısı ile Anadolu Yakası’nda 1697’de yaptırılan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, Boğaziçi’nin ayakta kalan en eski yapıları… Araştırmacı Mimar Turan Akıncı bu kitapta, Boğaziçi’ni yerleşim ve ulaşım açısından ele alırken aynı zamanda, başta yalılar olmak üzere Boğaz kıyılarında yer alan önemli tarihi yapıları, mimarileri ve tanıklık ettikleri önemli olaylarla birlikte anlatıyor.
Bir Muz Bazen Sadece Bir Muzdur / Barış Acar / Livera Yayınevi / 89 s. / Sanat
Sanatı nasıl tanımladığımız çokça soru konusu edilir ama bir sanat yapıtına nasıl yaklaşmamız gerektiği üzerinde genellikle durulmaz. Sanki yapıt kendini anlatma yeteneğine sahipmiş ve bütün çağlar boyunca anlamı orada durup bizi beklemekteymiş gibi davranılır. Oysa sanat tarihi bunun tersini söyler bize; bir yapıtın anlamı olduğu kadar, adına sanat dediğimiz şey de çağlar boyunca değişir. Çağdaş sanat yapıtları 1960’lardan bugüne dek sürekli hedef tahtasındaydılar. Ancak ne yazık ki üzerlerindeki eleştiri çoğunlukla sanat piyasasının bu yapıtlarla kurduğu ilişkinin dışına çıkmadı. İşin kötüsü, sanat piyasası ve onu oluşturan kurumsal donanıma duyulan kuşku, sonunda çağdaş sanatın taşıdığı avangard çekirdeğe, sanatı yaşamın kendisi haline getirme özlemine yönelerek sonuna dek muhafazakâr “Bu da sanat mı?” cümlesinde son buldu. Maurizio Cattelan’ın duvara bantlanmış gerçek bir muzdan ibaret olan Comedian işi üzerine de benzer bir heyula hasıl oldu. Çağdaş sanat ve sanatçı, kara para aklayan bir dolandırıcıdan kapitalizmin kör uşağı olmaya dek pek çok itham altında kaldı. Bu kitap Comedian’ın sanat tarihi ve piyasasında açmaya yeltendiği infiale kimi dipnotlar düşme ve avangard lehine bir hücum denemesidir.
Türk İçki Geleneği / Fuat Bozkurt / 320 s. / Kabalcı Yayınevi / İnceleme
Fuat Bozkurt, “Türk İçki Geleneği” adlı eserinde bizi eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kitapta, Eski Türklerden başlayarak günümüze uzanan zaman çizelgesinde içki ve eğlence kültürümüzün evrimini keşfe çıkıyoruz. Kımızdan şaraba, oradan rakıya uzanan bu serüven, Fuat Bozkurt’un kalemiyle yeniden hayat buluyor. Bozkurt, tam da bir akşamcı masasının vakur edası ve dostane üslubuyla hikâyeler, fıkralar, anekdotlar ve şiirlerle bezeli bir anlatım sunuyor. Okuyucuyu tarihin tozlu raflarından çekip çıkararak Türk içki kültürünün büyüleyici dünyasında gezintiye davet ediyor. Keyifli okumalar dileriz!
