Share This Article
2025 yılı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Aile Yılı” ilan edildi. Devlet politikalarında gözler aileye, doğal olarak devlet dilinde ailenin temsilcisi olan kadına çevrildi. Ahlâk nutuklarının havada uçuştuğu, ruhsal çöküşün kolektif bir deneyime dönüştüğü bu ülkede, kadınların ve heteronormatif düzenin dışında kalan bedenlerin başına neler geldi?
Türkiye’de 2025, kadınlar ve LGBTİ+’lar açısından yalnızca krizlerin üst üste bindiği bir yıl değil; aynı zamanda devletin kadın bedeni, emeği ve yaşamı ile LGBTİ+ varoluşu üzerindeki tasarruf iddiasını artık dolambaçsız biçimde ilan ettiği bir eşik oldu. Devletin “koruma”, “ahlâk” ve “aile” söylemleriyle çizdiği resmî gerçeklik ile kadınların ve LGBTİ+’ların gündelik hayatta maruz kaldığı şiddet, güvencesizlik ve dışlanma arasındaki mesafe; 2025 boyunca istatistiklerde, sokakta, evde ve kültür alanında hem ironik hem de trajik bir açıklıkla kendini gösterdi.
Güçlü aile, güçlü devlet
Resmî olarak Aile Yılı ilan edilen 2025, devletin nüfus paniğinin de açık biçimde sahneye çıktığı bir yıl oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere devlet yetkililerinin, aile kurumunu “güçlü devletin ve geleceğin teminatı” olarak yücelten söylemleri yıl boyunca sık sık karşımıza çıktı. Bu söylem yalnızca propaganda düzeyinde kalmadı; uzun soluklu bir nüfus planlaması politikaları silsilesinin de başlangıcı oldu. Bu kapsamda birçok proje hayata geçirildi, evliliğe ve çocuk yapmaya yönelik ekonomik “teşvikler” açıklandı. Elbette bu söylem ve politikaların merkezinde kadınlar ve bedenleri yer aldı.
Cumhurbaşkanı, doğurganlık hızındaki düşüşü “felaket” olarak nitelendirerek Aile Yılı ilanını duyururken; yıllardır tekrarladığı “en az üç çocuk” söyleminden de vazgeçmedi. “Doğurun” çağrıları, bu yıl da her fırsatta yinelendi. Bu açıklamaların üzerinden henüz altı ay bile geçmemişken, Türkiye’de en az 365 çocuk, iş kazaları[1], ev içi şiddet, otel yangını[2] gibi önlenebilir ve açıkça ihmal kaynaklı nedenlerle hayatını kaybetti[3]. Son beş yılda ekonomik yetersizlikler nedeniyle kaç çocuk ve bebeğin yaşamını yitirdiğine dair sorular ise yanıtsız kaldı[4].
Kadınları evlerinde yakınları olan erkekler öldürüyor
Ülkeyi ve toplumu kalkındırma iddiasıyla geliştirilen bu proje ve politikalar; aileyi toplumun temeli, çocukları ülkenin geleceği olarak konumlandırırken, kadının denklemdeki yerini vurgulamayı da ihmal etmedi. Kadınların yaşama hakkına ne kadar “değer” verildiğini bildiğimiz faşist iktidar pratiklerine aşina Türkiyeli kadınlar için bu tablo çok da şaşırtıcı olmadı. Damızlık Kızın Öyküsü’nü ve Nazi Almanyası’nın nüfus politikalarını aratmayacak ölçüde “yaratıcı” ideolojik derinlik atmosferinde, 2025 yılı, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet açısından da geçmiş yılları aratmayacak kadar “zengin” bir tablo sundu[5]
Aile politikaları “korumayı” vaat ederken, hukuk sistemi her zamanki gibi fiilen erkekleri korumaya devam etti. 2024 yılında rekor seviyeye ulaşan kadın cinayetleri, 2025 Aile Yılı’nda da hız kesmeden sürdü. 2024 Kasım – 2025 Kasım ayları arasında 282 kadın cinayeti ve 287 şüpheli kadın ölümü tespit edildi. Bu yazının yazılmakta olduğu gece, anıt sayaç 433 rakamını gösteriyordu[6]. Kadınların büyük çoğunluğu evlerinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldü.
Taciz, tecavüz, seks işçiliğine zorlama, ısrarlı takip ve siber taciz gibi pek çok şiddet türü, resmî kayıt mekanizmaları tarafından sistematik biçimde takip edil(e)mediği için görünmez kalmaya devam etti. Devletin veri üretmekten ve şiddeti bütünlüklü biçimde izlemekten imtina ettiği bu alanda, belgelemek kamuoyuna, sivil topluma, gazetecilere, kadın örgütlerine ve sosyal medyaya düştü.
Basın taramasına dayanan verilere göre 1 Temmuz – 24 Kasım 2025 tarihleri arasında 168 kadın katledildi, 194 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti; 247 kadın fiziksel şiddet ve yaralamaya, 259 kadın seks işçiliğine zorlanmaya, 38 kadın tacize, 18 kadın cinsel saldırıya, 16 kadın tehdit ve hakarete maruz bırakıldı. Aynı dönemde 39 çocuk cinsel istismara uğradı[7]. Aile Yılı politikaları kadınlara bırakalım “korumayı”, hayatta kalma hakkını dahi güvence altına alamayan bir çerçeve sundu.
Krizin cinsiyeti
2025, aynı zamanda yanlış ekonomik ve siyasi kararlarla derinleşen ekonomik krizin gündelik hayatlarımızda iyiden iyiye hissedildiği bir yıl oldu. Elbette bu krizin faturası da ağırlıklı olarak kadınlara kesildi. 2025’te Türkiye’de çoklu kriz koşulları, kadınların istihdama, kız çocuklarının eğitime giden yollarını iyice tıkadı. Bu yıl zorunlu eğitim çağındaki kız çocuklarının okullaşma oranları birçok ilde düşerken, ekonomik koşulların eğitim dışına itme etkisi belirginleşti[8].
Ekonomik koşullar zorlaştıkça işyerlerine ilk veda edenler kadınlar olurken, ev içi ücretsiz emeğin yükünü de onlar sırtlandı. Halihazırda, kadın işgücüne katılım oranının erkeklerinkinin yarısından daha az olduğu Türkiye’de[9], kadınların işgücüne katılamamasının temel nedeni ev içi bakım yükü (çocuk ve yaşlı bakımı) ve ücretsiz emek (yemek, temizlik vb.) yani -toplumsal cinsiyet eşitsizliği- olmaya devam ediyor. İstihdam olanaklarının daraldığı kriz dönemlerinde ise işini bırakıp eve dönenlerin yine kadınlar olması “doğal” kabul ediliyor. Aslına bakılırsa bu tablo, devletin tanımladığı “makbul aile” modeliyle de son derece uyumlu.
Yeni şer odakları
2025 Aile Yılı “makbul kadın” ve “makbul aile”yi yeniden tanımlarken, son derece “kapsayıcı” politikalarda, LGBTİ+ bireyler de elbette unutulmadı. Hazırlanan 11. Yargı Paketi ile “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlâka aykırı tutum ve davranışlarda bulunan ya da bunları alenen teşvik eden, öven veya özendiren” kişilerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gündeme geldi.
Dijital platformlardan, transların cinsiyet uyum süreçleriyle ilgilenen hekimlere kadar uzanan geniş bir yelpazede kişi ve kurumlar açıkça tehdit edilmiş oldu[10]. Dolandırıcılığın, online bahsin, kara paranın ayyuka çıktığı; milyarderlerin vergi kaçırdığı; iktidarın “altın çocuklarının” uyuşturuculu seks partilerinde boy gösterdiği bu tabloda, “genel ahlâk” kavramının neyi ifade ettiği ise fazlasıyla şaibeli kaldı.
AKP iktidarı boyunca türlü “dış güçler”, “şer odakları” ve “mihraklar” tarafından tehdit edilen yüce milletimizin bekası, bu yıl da LGBTİ+ bireyler tarafından hedef alındığı için, “Genel ahlakı bozarak toplumu içeriden çürütmeyi amaçlayan sinsi saldırılar”a karşı; sanatçıların konserlerinin engellenmesi, dizi ve filmlerin yasaklanması, gazetelere erişim engelleri getirilmesi gibi çeşitli önlemler hayata geçirildi[11]
Şiddetten ve tacizden kurtulmak için bir umut olarak ifşa
Bu süreçte medya ve kültür alanında kadın temsili de benzer saldırılara maruz kaldı. Cumhurbaşkanı’nın “hayasızca” bulduğu hareketler ya da uygun görmediği her türlü hâl, tavır, kılık-kıyafet, saç, makyaj ve beden dili; sahnelerde, ekranlarda ve kamusal alanda sergilenmesi hâlinde fiilen suç sayılabilecek bir noktaya taşındı[12].
Öte yandan fotoğrafçılardan yazarlara, medya yıldızlarından gazetecilere kadar uzanan geniş bir alanda ortaya çıkan taciz, tecavüz ve güç istismarı vakaları büyük ölçüde cezasız kalırken, bu şiddetin neredeyse teşvik edilircesine “sıradanlaştırıldığı” bir iklimde, bu koşullarda mücadele etmek, hesap sormak ve görünür kılmak adına ifşa etmek yine kadınların omuzlarına yüklendi[13] [14]. Bu vesileyle, yaz aylarında kültür-sanat ve medya alanına yerleşmiş taciz ağlarının ifşa edilmesiyle birlikte sosyal medya, bir kez daha kadın dayanışması ve feminist tartışmalarla dalga dalga yayılan karşı bir hareket alanına dönüştü; ifşalar, sessizliğe ve cezasızlığa karşı kolektif bir hafıza ve direniş zemini yarattı.
Yılın son feminist gündemli popüler kültür tartışmalarından biri ise poledance üzerinden yürüdü,: bir taraf “özgürleşme[15]” derken, diğer taraf “nesneleştirme[16]” dedi — tartışma yine kadın bedeni üzerinden şekillendi.
Tüm bunlar yaşanırken feminist aktivizm elbette boş durmadı. Aksine, baskı arttıkça güçlenen, yasaklandıkça genişleyen bir hatta ilerledi. 2025’te feminist hareket; tabandan, yatay ve çoğul örgütlenme biçimleriyle varlığını korudu. Mahallelerden kampüslere, işyerlerinden dijital alanlara uzanan dayanışma ağları kendini var etmeye devam etti; feminist kolektifler yalnızca itiraz eden değil, aynı zamanda birlikte hayatta kalma ve direnme pratikleri örgütleyen yapılar olmayı sürdürdü.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik yasaklar, polis şiddeti ve gözdağı politikaları kadınların kamusal alandaki varlığını engelleyemedi. İstiklal Caddesi’ndeki Feminist Gece Yürüyüşü başta olmak üzere, Türkiye’nin birçok kentinde 8 Mart eylemleri gerçekleştirildi. “Aile”, “ahlâk” ve “makbul kadın” söylemleriyle kuşatılmaya çalışılan kadınlar, sokakta, meydanda ve barikatın önünde kendi sözlerini haykırmaya devam etti[17]. Her yıl olduğu gibi, 8 Mart eylemleri yalnızca sembolik bir anma değil, kadınlar için kamusal alanda var olmanın ısrarlı bir ifadesi oldu.
Sokakta ve evde, direniş ve mücadele
2025’te feminist mücadele yalnızca sokakta değil; ifşa, dayanışma ve kolektif hafıza alanlarında da sürdü. Kültür-sanat, medya ve akademi başta olmak üzere birçok alanda açığa çıkan taciz ve güç istismarı vakaları, cezasızlık rejimine karşı kadınların kurduğu dayanışma ağları sayesinde görünür kılındı. Feminist hareket, bir yandan devlet politikalarına karşı direnirken, diğer yandan patriyarkanın gündelik hayattaki biçimlerine karşı da sözünü söyledi. Böylece 2025, kadınlar açısından yalnızca baskının değil; direnişin, dayanışmanın ve feminist politikanın sürekliliğinin de yılı olarak kayda geçti.
2025, kadınlar ve LGBTİ+’lar için kayıpların, yasakların ve şiddetin yılı olduğu kadar; mücadelenin inatla yeniden kurulduğu bir yıl da oldu. Aile, ahlâk ve güvenlik söylemleriyle daraltılmaya çalışılan alanlara rağmen, sokakta, işyerinde, medyada ve gündelik hayatta genişlemenin ve yeşermenin yollarını aradık. Resmî tarihin ve istatistiklerin görmezden geldiği her yerde feminist hafıza devreye girdi; ifşalarla, dayanışmayla ve kolektif direnişle yeni kayıtlar tutuldu. Bu nedenle 2025, kadınlar ve LGBTİ+’lar açısından yalnızca baskının derinleştiği bir yıl değil; tüm saldırılara rağmen geri çekilmediğimiz, ısrarla var olmaya devam ettiğimiz bir yıl olarak kayda geçti.
Şimdi soru şu: 2026’dan ne bekliyoruz?
Dipnotlar
[1] https://www.isigmeclisi.org/21492-is-cinayetlerine-ve-cocuk-isciligine-karsi-mucadeleye-kasim-ayind
[2] https://www.bbc.com/turkce/articles/c6269p3lkqxo
[3] https://chm.fisa.org.tr/cocugun-yasam-hakki-ihlalleri-ocak-subat-mart-nisan-mayis-2025-bilgi-notu/
[4]https://chp.org.tr/haberler/asu-kayadan-saglik-bakani-memisogluna-turkiyede-son-5-yilda-aclik-veya-yetersiz-beslenme-nedeniyle-kac-bebek-oldu
[5] https://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/kategori/veriler
[6] https://anitsayac.com/
[7]https://sahamerkezi.org/1-temmuz-24-kasim-2025-tarihleri-arasinda-basina-yansiyan-kadina-siddet-vakalari-incelemesi/
[8]https://www.stgm.org.tr/egitim-izleme-raporu-2025-yayimlandi-804-bin-250-cocuk-egitim-disinda
[9] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2024-54076
[10] https://bianet.org/haber/11-yargi-paketinde-lgbti-lari-hedefleyen-duzenlemeler-312572
[11]https://www.evrensel.net/haber/562940/aile-yili-politikalari-lgbtilere-donuk-soylemlerle-birlesiyor-iktidar-artan-hosnutsuzluga-karsi-hedef-sasirtiyor
[12]https://amp.dw.com/en/turkeys-government-clamps-down-on-female-artists/a-74051574
[13]https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/178-kadin-edebiyatcidan-taciz-ve-guc-istismarina-karsi-destek-aciklamasi-2429617?
[14] https://bianet.org/haber/turkiyeli-kadin-ve-lgbti-lar-erkek-fotografci-ve-sanatcilari-ifsa-ediyor-310766
[15] https://velvele.net/2025/12/10/direk-dansi-kaybederse-patriyarka-da-kaybetmis-sayilir-mi/
[16] https://velvele.net/2025/12/08/direk-dansi-ne-direnistir-ne-de-devrim/
[17]https://www.gazetepencere.com/gundem/kadinlar-ve-lgbtilar-8-martta-siraselvilerde-mucadelemiz-hayatlarimizi-653768h

