Share This Article
Bu kaçıncı yılı oldu, yeni dünya düzeninin başka bir yeni dünya düzenine geçiş sancılarında… Bir türlü olamıyor, olmaması için direnenlerin saldırganlığıyla, ataklarla yeni bir sistemin doğuşunu zorlayanlar arasında mücadele sürüyor. Temel soru şu:
Tek kutuplu dünya ne zaman çok kutuplu dünyaya dönüşecek?
Uluslararası siyaset küresel ekonominim eğilimlerine daha ne kadar direnebilecek?.. Henüz buna yanıt vermek güç, ancak küresel ekonominin omurgasını oluşturan neoliberal yaklaşımların, bu yaklaşımla yeni dünya düzenini kuranlar tarafından rafa kaldırılmaya çalışıldığı görülüyor. Bu görevi üstlenenler ise gelişen ekonomilerde yükselen yeni sağ… En barizi tabii ki ABD’de ‘Make America Great Again’ (MAGA) sloganıyla yeniden iktidara gelen ilginç ekip. Sağ liberteryenlerden köktendincilere, tekno-feodallerden ırkçılara, ilginç bir bulamaç. Ancak, bir şeyi çok iyi biliyorlar, artık küresel ekonominin çarkları gelişmiş ekonomilerin aleyhine işliyor ve belki de egemenliklerini kaybettiler bile! Bu agresif gümrük tarifeleri, bu saldırgan tutumlar hep bu sebeple… Yani Trump deli gibi görünebilir, ancak bir misyonu yerine getirmek için Beyaz Saray’da… Kabaca yeni-merkantilizm diye tarif edebileceğimiz bu vizyon, ABD’de yeni bir sanayi devrimini başlatmayı amaçlıyor.
Bu yıl küresel ekonomide ve küresel siyasette yaşanan her dalgalanmanın ardında işte bu dönüşümün sancıları yatıyor. Büyük olasılıkla bu hedefe ulaşamayacaklar, ancak öyle gözleri kara ki, başarısız olurlarsa, “Batsın bu dünya” demeye hazırlar ve bunu başaracak kadar askerî güçleri var!
Eli öyle üstten aç ki, birileri iyice korksun!
Emtiaların ucuz olduğu, Çin’in küresel ekonominin üretim merkezi görevini üstlendiği, ABD’nin ise finans ve yeni ekonomiyi domine ettiği dönemde, hızla büyüyen küresel ekonomi, pandemi öncesinde yapısal sorunların sinyallerini veriyordu. Pandemiyle birlikte, bu sistemin yürümeyeceği belli oldu. Çin artık sadece bir üretim merkezi olmanın çok ötesindeydi. ABD ve Avrupa Birliği (AB) geriliyor, gelişen piyasaların yükselen yıldızları gelişmiş ekonomileri fena zorluyordu. Yeni pazarlar için mücadele her zamankinden daha rekabetçiydi. İşte Batı Blokunun, en azından ABD’nin yeni-merkantilizme sarılmasının temel sebebi bu.
Yani yeni bir sanayi devrimi için seferber olmanın, eskimiş ve yatırımları ötelenmiş reel sektörü yeniden ayağa kaldırmanın yolu da gümrük duvarlarından geçiyordu. Tarife savaşları böyle başladı. Derebeyi gibi gümrük vergisi salan ABD yönetiminin amacı tarifeyi yukarıdan açıp herkesi pazarlık masasına oturtmaktı. Trump, bazı ülkelerle müzakereye bile tenezzül etmedi. Ancak, Çin ile bir kapışıp bir anlaşmaya meyletti. Şi Cinping’i sevdiğinden değil, mecburiyetten! Hiç sevmediği Avrupalıları ise istediği gibi dize getirdi.
Beyaz Saray’ın hesabı küresel çarşıya uymadı
Ancak Washington’ın hesabı çarşıya uymadı! Belki Avrupalılar’a dediğini yaptırdı. Kanada’yı ve Meksika’yı fena korkuttu ama Pekin zaten beş yıldır bu krize hazırlanıyordu. Ve elinde sayılamayacak kadar koz vardı. Hindistan’ın tehditlere cevabı da biraz daha BRICS’teki rolünü perçinlemek ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvelerinde boy göstermek oldu. Tüm kuşatmaya ve ülke içindeki yapısal ekonomik sorunlara rağmen, Çin’in 2025’in ilk üç çeyreğindeki dış ticaret fazlası 1.1 trilyon dolar! Hindistan yüzde 5’in üzerinde büyüyor. Diğer Güneydoğu Asya ülkeleri de performanslarını yükseltiyor. AB ise içine çöküyor.
Bir zamanlar ABD ve AB’nin sözünden çıkamayan bazı gelişen ülkeler, mesela Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, şimdi Küresel Güney ile ilişkilerini güçlendirirken, Batı Bloku ile daha güçlü pazarlıklar yapabiliyor. ‘Salıncak ülkeler’ diye anılan bu ülkeler, bu işi iyi becerirlerse bu mücadeleden kârlı çıkacaklarını biliyorlar. Artık ‘Pax Americana’ öyle eskisi gibi uyulması gereken bir kural değil.
Ya dolar ödeme sistemlerindeki hegemonyasını kaybederse?..
Meselenin görünen yüzü tarife savaşları olsa da, aslında kapitalizmin sistemik krizi derinleşiyor. ABD’nin en büyük kabusu, ödemeler sisteminde doların hâkimiyetinin kırılması… Üretim hacmini ve küresel ticaretteki payını artıran gelişen ekıonomiler alternatif para birimi arayışlarını sürdüryor.
BRICS, 2024 yılında telaffuz etmeye başladığı ortak para birimini henüz hayata geçiremedi. Ancak, gerek BRICS üyeleri kendi aralarında ve bazı üçüncü ülkelerle ulusal para birimleri üzerinden mal ve hizmet ticareti yapıyor. Çin yeni bir kripto para sistemini geliştiriyor, bu sistemle Batı egemen SWIFT sistemini by-pass etme ihtimali var. Ve aslına bakarsanız, bundan daha favori bir ödeme aracı adayı var; altın!
Trump boşuna BRICS üyelerini ve ilişkili ülkeleri tehdit etmiyor. Çin Merkez Bankası (PBoC) yıllardır kasalarını altınla dolduruyor. Pek çok merkez bankası da belirsizlikler ve gerilimler sebebiyle altın alımlarını artırıyor. Doların tahtını en kolay sarsacak olan gelişme, altına endeksli bir küresel ticaretin yaygınlaşması olabilir.
Piyasalar bir panik atak daha kaldırır mı?
MAGA’cılar ABD’yi yeniden büyük kılmak hedefini koyarken, kendi açılarından haklılardı. Ancak, görünen o ki agresif tarife oranlarıyla bunu yapmaya kalkarken, Rus ruleti oynadıklarında biraz geç fark ettiler. 2 Nisan 2025’ten itibaren, başlatılan bu atak, korku endeksinin (Volatility Index-VIX) zirve yapmasını, ardından da hisse senedi piyasalarını hallaç pamuğu dağıtır gibi dağıtmasını getirdi. Trump’ın ‘Kurtuluş Günü’ adını verdiği gün, hisse senedi piyasaları Covid-19 pandemisinin neden olduğu durgunluk sırasında 2020’de meydana gelen çöküşten bu yana en büyük düşüşü yaşadı.
Küresel finans sistemi direkten döndü demek abartılı olmaz. Zira endeksler kırmızıya boyanınca, yatırımcılar tahvillere saldırdı. Tahvil getirileri tehlikeli biçimde aşağı inmeye başladı. Ve ardından tahvil piyasalarında da yaygın satışlar yaşanmaya başlayınca bu eğilim hızla tersine döndü; ‘tahvil linççiliği’ başladı.
ABD malî politikasına olan yatırımcı güveninin azalmasına bağlanan tahvil getirilerindeki artış, birçok hükûmeti, panikle acil önlemler almaya itti. Washington felaketinn geldiğini sezince, 9 Nisan’da gümrük tarifelerindeki artışları ‘şimdilik’ durduracağını açıkladı da, küresel malî kriz ötelenmiş oldu.
Yapay zekâ balonuyla şişen ABD borsaları ya patlarsa?
Gelelim bir başka derde… O çöküşün ardından zirveleri test eden başta ABD borsaları olmak üzere, hemen her borsada belirgin bir köpük var ve 25 Aralık 2024 ile 5 Ocak tarihleri arasında ‘Noel Rallisi’nde bu köpük daha da büyüyecek. Küresel piyasaları bekleyen en büyük tehditlerden biri işte bu köpük! Kimi uzmanlara göre köpük yüzde 20’nin üzerinde… Bir defalık çöküşle bu köpük alınacaksa, küresel ekonomi kolay kolay belini doğrulatamaz, zira trilyonlarca dolar buharlaşıp uçacak. Birkaç daha hafif düzeltmeyle bunun olması belki daha tehlikeli, çünkü nerede duracağını kestirmek zor. Bu düzeltmenin 2026 yılında olmasını bekleyenler hiç de az değil. Hele ki yapay zekâ balonu patlarsa!.. Sadece şunu hatırlatayım; küresel hisse senetlerinin toplam değeri 127.9 trilyon dolar, bu kapitalizasyonunun yüzde 64’ü tek başına ABD’ye ait… Hesabı buradan yapın!
Korku ve titreme arasında altının parıldadığı bir yıl
Bu belirsizlik ve gerilim ortamının kısa sürede bitmesi mümkün görünmüyor, belki de bu daha başlangıç! İşte bu sebeple, güvenli liman arayanlar altına hücum ediyor. Aynı şekilde merkez bankaları altın rezervlerini artırıyor. Ons altın ben bu yazıyı yazarken, 24 Aralık sabahı 4 bin 495 dolar seviyelerindeydi. 2026’da ons altının 6,500 dolar seviyelerine çıkabileceğini iddia eden uzmanlar bile var.
Altına olan bu yüksek talep diğer değerli metallerin de yükselişini tetikliyor. Ons gümüşün bu yılki getirisi altından çok daha fazla, aynı şekilde platindeki yükseliş de dikkat çekici… Unutmamak gerekir ki, altın ekonomik ve siyasî belirsizlikleri sever, sıcak çatışmalar başladığında daha da yükselir. Ve her an, dünyanın herhangi bir yerinde bölgesel savaş riski artarak sürüyor.
Emtia süper döngüsü sinyallerini veriyor
Sadece değerli metaller değil, sanayi metalleri ve son dönemin gözdesi değerli toprak elementlerinin fiyatlarında da ciddi artışlar bekleniyor. Bakır fiyatlarının zirve testleri bunun habercisi… Bunu tetikleyen faktörlerin başında, hemen her ülkenin sanayilerine yeniden yatırım yapma hamlesine girişmesi geliyor. Tedarik zincirlerindeki kopuş riskine karşı her ülke kendini güvene alma derdinde. Bu sebeple de emtialara yoğun bir talep yaşanacak ve bu kısa vadede gerçekleşecek.
Aynı şekilde tarımsal emtialarda da benzer bir fiyat dalgası göreceğimizi tahmin etmek güç değil. İklim krizi bile tek başına tarımsal emtia fiyatlarında yukarı yönlü hareketin başlaması için yeterli… Bu nedenle gelecek yıl yatırımcıların emtia vadeli işlemlerine her zamankinden fazla para akıtması bekleniyor. Enerji fiyatlarının mutedil seyretmesine bakmayın, bu süreçte enerji fiyatları da emtiaları takip edecek.
Toplam küresel borç miktarı 346 trilyon dolar
Bitmedi… Dünya borca doymak bilmiyor. Öyle böyle bir borç değil bu ve sürekli artıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), ‘Küresel Borç Monitörü’ne göre, 2025 yılının ilk üç çeyreğinde küresel borç stoklarına 26 trilyon dolardan fazla eklendi ve bu da yaklaşık 346 trilyon dolarlık yeni bir rekor seviye demek. Büyük ölçüde hükûmet borçlanmasından kaynaklanan bu artışla birlikte, hem gelişmiş hem de gelişen ekonomilerde borçlar yeni rekorlara ulaştı.
Küresel borcun bileşenlerine bakıldığında, yılın üçüncü çeyreğinde hanehalkı borçları 64 trilyon, finansal olmayan şirket borçları 99.3 trilyon, kamu borçları 105.8 trilyon ve bankalar gibi finansal kuruluşlara ait borçlar 76.6 trilyon dolara yükseldi. Küresel borçların GSYH’ye oranı yüzde 93.4’ten yüzde 95.4’e çıktı.
Küresel borç artışı esas olarak kamu sektöründe yoğunlaşıyor. En büyük artışlar Çin ve ABD’de, bu ülkeleri Fransa, İtalya ve Brezilya izliyor. Kamu borcu demek, tahvil piyasaları demek… Ve tahvil piyasalarında yaşanacak herhangi bir çöküş, öyle borsaların çöküşüne de benzemez. Bu kamu borcu şişkinliği ve giderek de artacak olması, belki de küresel ekonomi açısından en büyük tehdit… Böyle bir krizden ölümcül yaralar almadan kurtulacak ekonomiler, olsa olsa belki izole ada devletleri olur.
Düşük faiz, zayıf dolar ve borçlanmaya devam…
Dünyanın en borçlu ülkesi ABD, tam 38 trilyon dolar borcu çevirmek zorunda… Bunun için de yeniden borçlanmak ve para basmak dışında pek bir şansı yok. Uzun vadeli tahvillerin, 10 ve 30 yıllıkların faizlerinde yukarı yönlü bir baskı açıkça görülüyor. İşte bu borcu çevirebilmek için düşük politika faizi ve zayıf dolar şart. Borcun maliyetini düşürmek ancak böyle mümkün. Yalnız bu ilacın kontrendikasyonları çok tehlikeli, başta enflasyon geliyor. Fed Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimine temkinli yaklaşıyor olması bu sebeple… Trump ise günü kurtarma derdinde, bu sebeple Powell’ın, bir an önce görevini kendi sözünü dinleyecek bir Fed Başkanına bırakması gerek. Mayıs ayının ortasında bu koltuk değişimi gerçekleşecek. Trump’ın dümen suyuna giren bir Fed Başkanı, 2026 yılı içinde faizleri 1 puan indirebilir. Dolar daha da zayıflar, borçlar bir süreliğine böyle döndürülür.
Bir planı daha var Beyaz Saray’ın borç yükünü azaltmak için… Kripto parayla borç ödemek. Peki oyanklığıyla meşhur bu dijital parayla bu biraz tehlikeli değil mi? İşin içine kamu otoritesi dahil olduğunda, riskler en azından borçlu için düşük, borç veren için büyük olabilir.
Tezgah üstü piyasalar: neredeyse katrilyon dolar!
Borç demişken, bir de türev piyasalar var ki, o da başka bir uyanmakta olan süper volkan gibi duruyor. Mortgage krizini hatırladınız mı, o köpüğü yaratan ve milyonlarca insanı beş parasız bırakan kabusun sebebi bu türev enstrümanlardan biriydi. ‘Teminatlı borç yükümlülüğü’ (collateralized debt obligation-COD) denen sınırsız zincirleme borçlanma enstrümanı bugün yasak. Ancak, onun benzeri onlarca başka enstrüman var. ‘Tezgah üstü piyasalar’da işlem gören bu enstrümanların toplam parasal hacmi net olarak bilinmiyor. Bir fikir olsun diye hesaplanabilir olanların dudak uçuklatan hacimlerini aktarayım: ‘Faiz oranı türevleri’ 579 trilyon dolar, ‘döviz türevleri’ 130 trilyon dolar, ‘kredi türevleri’ 9.2 trilyon dolar… Katrilyon dolara az kaldı değil mi? Bu hesap hangi çarşıya uyar sizce?

