2025 yılı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "Aile Yılı" ilan edildi. Devlet politikalarında gözler aileye, doğal olarak devlet dilinde ailenin temsilcisi olan kadına çevrildi. Ahlâk nutuklarının havada uçuştuğu, ruhsal çöküşün kolektif bir deneyime dönüştüğü bu ülkede, kadınların ve heteronormatif düzenin dışında kalan bedenlerin başına neler geldi?
#14 | Güvenlik yok, gelecek yok, iş yok, hukuk yok:…
2024’de olanlar geride bıraktığımız yılların bir sonucu, gelecek yıllar için tasarlananların bir parçası desek yanlış olmaz.
“Taşra alegorisi” son yıllarda sinemamızda fazlasıyla ele alınan konuların başında geliyor. Klişelerle yoğrulan, kadınların yan rollere sıkıştırıldığı ve erkeklik odaklı taşra anlatılarına alternatif olan Reha Erdem’in 2023 yapımı ‘Neandria’sı sinemaya yeni bir soluk getirdi. Peki ama son döneme beyaz perdeye damgasını vuran taşra anlatısına nerden bakmak lazım? ‘Hayat’, ‘Kurak Günler’, ‘Karanlık Gece’ ve ‘Neandria’ üzerinden…
Édouard Loui ve Ken Loach, Sanat ve Siyaset Konuşmaları’nda solu ve yükselen aşırı sağı, popülizmi ve milliyetçiliği, hem ortak bir bakış açısıyla hem de bir yönetmen ve yazar gözüyle enine boyuna değerlendiriyor.
Baş döndürücü hayatı gizemli görünüşü ile Annemarie Schwarzenbach, aşkın gücüne tutunurken yaşadığı dönem ve öncesinde LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılıklara ve şiddete karşı tavizsiz tavrıyla da öne çıkan bir isimdi. Onur haftasının ardından:‘Yakışıklı kadın’ Schwarzenbach’ı ve mücadelesini hatırlayalım…
Aşkın varlığıyla dolup taşan, hemcinslerinin bedenine ve güzelliğine duyduğu aşkla özgürleşen Annemarie Schwarzenbach, gittiği ülkelerde kalemini ve fotoğraf makinesini elinden düşürmeden kimilerince “hasta” diye nitelenen queerlerin uğradığı ayrımcılığı ve yaşadığı güçlükleri kayda geçiriyor. Mutlu Vadi, ünlü İsviçreli yazarın kendisi gibi yalnızlığı tadışıyanları ve onunla aynı duyguları paylaşanları anlattığı bir novella.
Gazeteci Paul Mason da ufuktaki faşizm tehlikesine ilişkin kaleme aldığı ‘Faşizmi Nasıl Durdururuz?’ başlıklı kitabında, bugünü göz önünde bulundurarak filmi geri sarıp faşizmin geçmişte hangi şartlarda olgunlaştığını incelerken aslında hayli güncel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Toplumsal cinsiyet rollerine savaş açmış bir Barbie, feminist bir yönetmenin Hollywood’da yarattığı pembe, plastik feminist bir ütopya. Yıllarca kadın bedenini sömürmüş bu yapılar bile kadınları destekleyici bir imaj çizmek ister gibi görünse de Barbie’nin adım atar atmaz şoktan şoka girdiği gerçekliği bizler her gün deneyimliyoruz. Üstelik Hollywood ve Barbie’nin üreticilerinin de bu gerçeklikteki inşasındaki payıyla…
