Share This Article
Bazı kaynaklarda, Eski Yunan filozoflarının bilgi ve görgüsünü artırmanın yanı sıra Atina’daki çekişmelerden uzaklaşıp huzur bulmak, özellikle de matematik ve astronomi öğrenmek için şimdiki Gazze’ye gittiği yazıyor. Çeşitli imparatorlukların işgaline, İngilizlerin oyunlarına, en sonunda da İsrail’in “vaat edilmiş topraklar” propagandasına ve politikasına dek sürüyor bu coğrafyadaki huzurlu ortam.
Irkçılıktan, antisemitizmden ve Holokost’tan mustarip olanların bir güvenlik devleti kurarak Filistin işgaline girişmesi, hem trajik bir olay hem de 1930’lardan miras kalan “her şey yapılabilir, hiçbir şeyin sınırı yoktur” şiarının bir yansıması. Gilbert Achcar, buna “Avrupalı Yahudilerin beyazlaşması ve Holokost belleğinin kötüye kullanımı” diyor. Achcar, kaleme aldığı Gazze Felaketi’nde Filistin’de İsrail eliyle gerçekleştirilen ve sistematik hâle getirilen katliamları, hem bu bağlamda inceliyor hem de olup bitene tarihsel açıdan yaklaşıyor.

Soykırımcı tarihsel paradoks
Achcar’ın Filistin ve daha özel olarak Gazze’de yaşananlara bakışı politik, felsefi ve tarihsel. Dolayısıyla yazar, yakın geçmiş ile bugünü karşılaştırdığında manzaranın ne kadar korkunç olduğunu görüyor:
7 Ekim 2023’ten bu yana gözler önüne serilen Gazze Felaketi, Filistin halkının uzun yıllardır çektiği çilenin en kötü bölümü tartışmasız; hatta 1948’de Arapça ‘felaket’ anlamına gelen bir terimle Nakba’dan bile kötü bir dönem. Nakba’nın temel özelliği, o günden itibaren yaşanan olayların ‘etnik temizlik’ diye adlandırılması olurken bugünkü felaketin anahtar sözcüğü ‘soykırım’dır ve daha güçlü bir Arapça ismi hak eder bir niteliğe kavuşmuştur: Karitha.
Achcar, konuya tarihsel ve politik anlamda yaklaştığında, Siyonizmin bölgedeki rolüne ve Hamas’ın faaliyetlerine dair gözlemlerini sunuyor okura. Meselenin felsefi boyutunda ise aşırı sağ ile görece demokratların çekişmesinden doğan trajedinin, Filistinlilerin katliyle sonuçlanması ve buna karşı Avrupa’dan da Ortadoğu’dan da fazla ses yükseltilmediği ve eyleme geçilmediği için insani krizin günden güne derinleşmesi bulunuyor.
İsrail’in 1967’de giriştiği işgalin ardından, 1971’de Gazze’yi çevrelemesiyle ve toplama kampları kurmasıyla başlayan trajedinin bugün en üst seviyeye ulaştığını söyleyen Achcar, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü edilginleştirip baskıcı bir kimliğe bürünen Hamas’ın varlığının bölgeyi provokasyonlara açık hâle getirdiğini hatırlatıyor. Bu, Gazze’de yaşananların bir yönü. Diğeri ise İsrail’in ele geçirmek istediği kenti bir açıkhava hapishanesine çevirmesi ve senelerdir saldırılarla ablukaya alması. Yazar, benzer başka örneklerle karşılaştırdığında Gazze’deki durumun vehametiyle yüzleştiriyor bizi:
Siyonist yerleşimcilerin-sömürgecilerin tarihî Filistin toprakları üzerindeki hâkimiyeti, geçmişte Cezayir ve Güney Afrika üzerinde kurulmuş yerleşimci-sömürgeci hâkimiyetle bile karşılaştırılamaz. Bu ülkelerin ikisinde de yerleşimci-sömürgeci nüfus, yerli çoğunluk üzerinde tahakküm kurmuş bir azınlıktı. Filistin’de Siyonist yerleşimcilik-sömürgecilik bilindiği gibi yerli nüfusu kökünden sökmüş ve böylece fethettiği toprakları yerlilerin ezici çoğunluğundan boşaltmıştı. Nehirle Deniz arasındaki toprakların tamamında yaşayan Filistinliler ile İsrailli Yahudiler arasındaki mevcut demografik durum sözde eşit bile olsa silahlı kuvvetler dengesi orantısız bir biçimde İsrail’in lehineydi ve dolayısıyla bir nüfusun diğeri tarafından zapturapt altında tutulmasını kalıcılaştırıyordu.
Achcar, Siyonistlerin fetihçiliği ile Hamas’ın savunma-saldırı stratejisinin benzerliğine dikkat çekerken sürecin örgüt tarafından sömürgeciliğe karşı mücadele zemininden uzaklaştırıldığını, İsrail’de aşırı sağın güçlenmesinin ise soykırımın kapısını açtığını söyleyip hayatî, tarihsel ve felsefi bir soru yöneltiyor:
Çoğu Nazizim’den kaçmış veya Nazilerin işlediği soykırımdan sağ çıkmış ve varlığını Nazizim gibi bir şeyin tekrar ortaya çıkma olasılığını öngörme ihtiyacıyla haklılaştıran bir devletteki bu kayma nasıl açıklanacak?
Bu tarihsel paradoksu yaratan ve benzer sorulara yanıt verme gereği duymayan rejimin yanı sıra İsrail’in eylemleri karşısında tarihsel suçluluklarından dolayı susanların trajediyi kaçınılmaz kıldığını belirtiyor Achcar. Kısacası ilhaktan soykırıma uzanan İsrail’in, genetiğindeki aşırı sağcılıkla biçimlenen katliamların politik altyapısının bu şekilde kurulduğunu anımsatıyor.
Hamas’ın kuşkulu eylemleri
Filistin ve Gazze’de senelerdir yaşananların faillerinin büyük bir ustalıkla gizlenmesinden ya da belirsizleştirilmesinden ve bu eylemin suç ortaklarından dem vuran Achcar, Nazilerin ünlü siyasal kuramcısı Carl Schmitt’in “mutlak düşmana karşı mutlak düşmanlık” tezinin İsrail tarafından hayata geçirildiğini söylüyor. Başka bir deyişle İsrail, bir zamanlar kendilerine uygulananı canlandırıyor; Gazzelileri alt-insan (untermensch) olarak niteleyip şiddeti artırıyor. 14 Mayıs 1948’de David Ben-Gurion’un ilan ettiği “İsrail’in Bağımsızlık Deklarasyonu”ndaki “hak ve eşitlik” vurgusunun hızla terk ederek güvenlik ve işgal devleti olmanın gereğinin yerine getiriyor.
Yazar, bugün yaşananların tarihsel temelini kavramak için Hannah Arendt’e başvurarak ironik bir anekdot aktarıyor:
Hannah Arendt, Siyonist hareketi kuran kişinin ‘zihinsel yapısı’nın Yahudi aleyhtarı çevrenin zihniyetine yakın olduğunu ve ilhamını Alman milliyetçi gelenekten aldığını vurguluyordu. Siyasi Siyonizmin hâkim akımlarında görülen bu ortak zihniyet, Ben-Gurion’un ‘sosyalist’ Siyonizmi ile Jabotinsky’nin ‘Revizyonizmi’nin silahlı yayılmacılık zemininde yakınlaşmasına yol açacaktı fakat ilki 1930’ların başında ikincisini faşizm ve Hitlercilikle kıyaslamakta tereddüt etmemişti. Machtpolitik yani güç siyaseti, ‘Yahudi Devleti’ projesinin Filistin’de kurulmasına karar verildiği andan itibaren doğrudan projenin mantığına yerleşmiş bir şeydi: ‘Revizyonistlerin’ savunduğu gibi ancak zor yoluyla başarılabilirdi.
Arendt’in belirlemesi, Filistin ve Gazze’de olanlar hakkında pek çok ipucu barındırıyor. Achcar, siyasal İslam’ın Filistin’deki yüzü; demokrasiye ve eşitliğe pek sıcak bakmayan, ABD’nin komünizme karşı kullandığı ideolojik örgütlerin bir uzantısı hâline gelen Hamas’ın, yakın geçmişteki ilhakı ve bugünkü soykırımı kolaylaştırıp kullandığını ifade ederken hem bir uyarıda bulunuyor hem de tarihsel bir hatayı hatırlatıyor:
Şu anda gördüğümüz, tarihlerinin en şiddetli, ağır ve vahşi saldırısı sırasında İsrailliler arasında çok üst düzeylere varan bir uyum ve oy birliğidir. Bu da kötüye alamet bir şeydir. (…) Hamas’ın, İsrail işgali ve baskısıyla savaşma kavramının en hayatî yani ahlaki değil politik ve pratiktir. Hamas’ın stratejisi, Filistinlilerin özgürleşmesine ve giderek daha çok İsraillinin davaya kazandırılmasına hizmet etmek yerine Yahudi İsraillilerin milliyetçi birliğini kolaylaştırıp Siyonist devlete, Filistinlilerin hakları ve var oluşları üzerindeki baskıyı artırması için bahaneler sunuyor. Filistin halkının askerî açıdan çok daha güçlü olan İsrail devletiyle silahlı bir hesaplaşma yoluyla özgürlüğe ulaşabileceği fikri mantıksızdır.

Kurtuluş için bir yol haritası
İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırıma açık destek verip “etnik temizlik” çağrısı yapan ve “Gazze Rivierası” planını açıklayan Trump, suyu enikonu bulandırarak her şeyi daha içinden çıkılmaz bir hâle getirdi. Achcar, bunu neofaşizmin ete kemiğe büründürdüğü kasvet diye nitelerken yine önemli bir soru yöneltiyor:
7 Ekim’de Hamas’ın önderlik ettiği ve Filistinlileri harekete geçiren esas şey, antisemitizm mi, yoksa İsrail’in sömürgeci baskısına duyulan nefret mi?
İsrail’in Filistin ve Gazze işgaline, buralarda giriştiği soykırıma ilişkin politik, tarihî ve felsefi çözümlemeler yapan Achcar, kurtuluş için bir yol haritası da sunuyor çalışmasında. Akıntının tersine kürek çekerek yapıyor bunu:
Filistin mücadelesi, İsrail’in baskısı, işgali ve yerleşimci-sömürgeci yayılımı karşısında öncelikle kitlesel siyasi eyleme dayanmak zorunda. Kitlesel halk hareketinin önceliğini temel alması ve onu teşvik edecek şekilde kavranması hâlinde Jenin veya Nablus’taki genç Filistinlilerin yeraltında örgütlediği yeni silahlı direniş hareket için etkili bir yardımcı olabilir. Filistin halkının dayanması gereken bölgesel destek, İran gibi zorba yönetimlerden değil, bu baskıcı rejimlerle mücadele eden halklardan gelmelidir. İsrail toplumunun içeride, rejimin sürekli ve dosdoğru bir şekilde aşırı sağa kaymasına yol açmış Siyonist mantıktan kurtarılmasıyla birleştirilmesi gereken Filistin kurtuluşunun gerçek potansiyeli burada yatıyor işte.
Gazze Felaketi, Gilbert Achcar, Çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, 256 s.

