Share This Article
Andy Storey | Çeviren: Hediye Yaman
Dünya Kupası, ABD’nin ne denli berbat bir ortak ev sahibi olduğunu şimdiden gözler önüne serdi. Afrika’nın en üst düzey hakemlerinden Somalili Omar Artan‘ın yanı sıra, Filistin Futbol Federasyonu Başkanı’nın da ABD’ye giriş vizesi reddedildi.
Kamp süreçlerini Meksika’da geçiren İranlı futbolcuların, yalnızca maç günlerinde ABD’ye girişine izin veriliyor ve karşılaşmaların hemen ardından ülkeyi terk etmeleri şart koşuluyor. İran kafilesindeki birçok yetkilinin ülkeye girişi tamamen yasaklanırken, İranlı taraftarlara ayrılan bilet kotaları da iptal edildi.
Iraklı bir millî futbolcu ülkeye giriş yaptığı sırada göçmenlik bürosu yetkilileri tarafından alıkonularak yedi saat boyunca sorgulandı. Özbekistan, Güney Afrika ve Senegal millî takım oyuncuları da benzer şekilde havalimanlarında bekletilerek kötü muameleye maruz kaldı. Faslı taraftarların vize başvuruları hiçbir gerekçe gösterilmeksizin toplu hâlde reddedilirken, diğer birçok ülke vatandaşının vize ret oranları da olağandışı seviyelere ulaştı.
Vize almayı başarabilenler ise bu kez seyahatlerini imkânsız kılan yüksek meblağlı “vize teminat bedelleriyle” karşı karşıya kalıyor. Tüm bu skandallara; fahiş maç bileti fiyatları, maç günleri uygulanan fırsatçı ulaşım ücretleri ve stadyum içindeki yiyecek-içecek fiyatlarındaki acımasız kâr hırsı da ekleniyor (Bu fahiş fiyatlandırma özellikle ABD’de görülse de Meksikalılar da bu durumdan son derece rahatsız).
“Sporla aklama” (Sportswashing) kavramı, spor kulüplerinin ve devletlerin zedelenen itibarlarını spor vasıtasıyla temize çıkarma çabasını ifade eder. Ancak Donald Trump yönetimi, imajını zerre kadar yumuşatmaya çalışmayıp tam aksine acımasızlığını gururla sergileyerek bu geleneğe adeta meydan okuyor.
Yazar Dave Braneck‘in de belirttiği gibi, Trump “küresel bir meşruiyet inşa etmek veya ülke içindeki insan hakları ihlallerinin üstünü örtmek gibi kaygılar taşımıyor.” Buna rağmen, dünya futbolunun yönetim organı FIFA’nın Başkanı Gianni Infantino, Trump’ın etrafında pervane olmaktan geri durmuyor. Öyle ki, Infantino geçtiğimiz yıl Trump’a absürt bir FIFA “Barış Ödülü” takdim ederek büyük bir skandala imza atmıştı (bu ödül, Trump’ın alamadığı Nobel’e karşılık bir teselli armağanı olarak yorumlanmıştı).
Suç Ortaklığı
Infantino’nun Trump’a verdiği destek; Gazze’nin “yeniden inşası” kılıfıyla, Trump’ın Barış Kurulu’na FIFA kasasından aktarılacak 75 milyon dolarlık bir hibe taahhüdünü de kapsıyor. Bu fon görünürde, Gazze’nin enkazı ve yitip giden canların kemikleri üzerine inşa edilecek 20 bin kişilik bir stadyum gibi futbol altyapı projelerini desteklemeyi amaçlıyor. Ancak Trump’ın kurduğu bu kurul, kamuoyunda geniş çapta Filistinlilere yönelik etnik temizliği kolaylaştıran bir araç ve İsrail soykırımını fiilen meşrulaştıran bir yapı olarak kabul ediliyor.
Böylesi hayati meseleleri hasıraltı eden Infantino, yakın geçmişteki bir FIFA kongresinde İsrail ve Filistin futbol federasyonları başkanlarını el sıkıştırmaya çalışmak gibi ucuz şovlara sığınmayı tercih ediyor. Nitekim Filistinli delege bu oyuna alet olmamıştı. Şimdilerde ise Infantino, önümüzdeki eylül ayında düzenlenecek bir turnuvada İsrail’e karşı sahaya çıkmaları için Filistinli genç futbolculara baskı kurmakla meşgul.
Futbol dünyasının İsrail’i meşrulaştırma çabaları yalnızca Infantino ve Trump ekseniyle sınırlı değil. Dünyanın en zengin futbol kulüpleri, İsrail ve onun destekçileriyle olağan düzende iş birliği yapmaya dünden razı görünüyor. Hatta bazı kulüpler, İsrail’in çıkarlarına hizmet etmek uğruna kendi personeli ve taraftarları üzerinde hafiyelik dahi yapıyor.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 22 yıl aradan sonra ilk İngiltere Premier Lig şampiyonluğunu henüz yeni kutlayan Arsenal. Mark Bonnick‘in bu kutlamalara katılıp katılmadığı ise meçhul. Hayatını bu renklere adamış bir taraftar ve 22 yıllık bir kulüp çalışanı olan Bonnick, 2024 yılının Noel arifesinde, İsrail’in Gazze’deki soykırımını protesto eden sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek kulüpteki malzeme sorumlusu görevinden kovuldu.
İsrail yanlısı grupların iftiralarına rağmen Arsenal, Bonnick’in antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) yapmadığını kabul etmek zorunda kaldı. Nitekim ırkçılık karşıtı Yahudi aktivistler de bu görüşü destekliyordu. Üstelik resmi bir soruşturma sonucunda da Bonnick’in herhangi bir görevi kötüye kullanma eyleminde bulunmadığı tescillendi.
Tüm bunlara rağmen Arsenal, “kulübün itibarını zedelediği” bahanesine sığınarak işten çıkarma kararının arkasında durdu. Bonnick ise şimdi haksız yere işten çıkarıldığı gerekçesiyle hukuk mücadelesi veriyor.
Bonnick’in yaşadıkları, Birleşik Krallık merkezli yardım kuruluşu ‘War on Want’ tarafından yayımlanan “Kırmızı Kart: İngiltere Premier Ligi’nin İsrail’in Filistinlilere Yönelik Vahşetini Sporla Aklaması” başlıklı raporda gün yüzüne çıkarılan sayısız vakadan sadece biri. Bu ağır ithamların yer aldığı raporda birçok kulübün adı geçerken, özellikle hem kulüplerin hem de bizzat ligin kurumsal sponsorlarına dikkat çekiliyor. Zira bu sponsorlar arasında İsrail ile ticari bağları bulunan ve hatta bazı durumlarda doğrudan İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile iş ortaklığı yürüten dev teknoloji şirketleri ve finansal hizmet firmaları da yer alıyor.
Tartışmalı sponsor
Rapor, (soykırıma suç ortaklığı yaptığı belirlenen altı sponsoruyla birlikte) Liverpool’u en büyük suçlu ilan ederken, Arsenal onu çok yakından takip ediyor. Kulüp, hem kendi ülkelerinde baskıcı rejimler kuran hem de yurtdışında çatışmaları körükleyip kaynak hırsızlığı yapan Ruanda ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hükümetleriyle yaptığı sponsorluk anlaşmaları nedeniyle (kendi taraftarlarının bir kısmı da dâhil olmak üzere) hâlihazırda şimşekleri üzerine çekmişti.
Ruanda devleti; Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde geniş çaplı cinsel şiddet olayları ve katliamlar gerçekleştirirken, bir yandan da altın ve koltan gibi değerli kaynakları yağmalayarak ülkesine kaçıran terörist milisleri desteklemesine rağmen, Arsenal formalarının göğsünde “Ruanda’yı Ziyaret Edin” (Visit Rwanda) sloganı yer alıyor. BAE, Sudan’da korkunç savaş suçlarına imza atan bir güce, çalınan altınlar karşılığında para ve silah tedarik etmesine rağmen, Arsenal’in stadyumu adını Emirates Havayolları’ndan alıyor.
Önümüzdeki sezon Arsenal’in forma sponsoru olarak Ruanda’nın yerini başka bir markanın alması beklense de, bu durum pek de ilerici bir hamle sayılmaz. Zira yeni sponsor, hâlihazırda Arsenal’in insan kaynakları “partneri” olan ve kulübün dört bir yanında boy boy reklamları sergilenen İsrailli personel ve bordro şirketi Deel… Deel yöneticileri, İsrail ordusuna yönelik güçlü desteklerini ifade eden açıklamalar yapmakla kalmayıp, askeri personele bizzat malzeme tedarikinde de bulundular.
Deel, Arsenal cephesinde öylesine el üstünde tutuluyor ki; Ekim 2025’te üzerinde Filistin tişörtü olduğu için “kural ihlali sayılan bu giysiyi” çıkarmadığı sürece stadyuma alınmayan kadın taraftarın gördüğü muameleyle kıyaslanamaz bile. Yine de bu kadın taraftar, sırf böyle bir tişört giydiği için kulübünün stadyumundan beş yıl boyunca men edilen bir Brighton taraftarıyla karşılaştırıldığında şanslı bile sayılabilir.
Buna karşılık, Brighton’da altyapı antrenörlüğü yapan Tomer Hemed, Gazze’de İsrail askerleriyle birlikte çekilmiş fotoğraflarını paylaşıp, “İnsan görünümlü hayvanlar, insan değildir!!! Canavarlar! Acı içinde geberip gitsinler!” şeklinde paylaşımlar yapabildi. Bin Brighton taraftarı Hemed hakkında kulübe resmi şikayette bulunsa da, Arsenal’deki Mark Bonnick‘in aksine o, hiçbir ceza almadan bu işten sıyrıldı.
Elbette bu tutum Arsenal ve Brighton ile sınırlı değil. Manchester City’nin asıl sahibi doğrudan BAE; ki bu durum onları BAE’nin Sudan ve diğer bölgelerde desteklediği suçlara çok daha derinden bulaştırıyor. Bilhassa Filistin meselesine dönecek olursak, Manchester City’nin başkanı Haldun el-Mübarek, Trump’ın bahsi geçen Gazze Barış Kurulu’na katıldı. Bu kurulda ona eşlik eden isim ise, Newcastle United’ın çoğunluk hissesini elinde bulunduran şirketin de başkanı olan Suudi Arabistan tiranı Muhammed bin Selman‘dan başkası değil.
İrlanda ve İsrail
Manchester City’nin sponsorları arasında, eski bir İsrail askeri istihbarat mensubu tarafından kurulan web sitesi altyapı şirketi Wix de bulunuyor. Şirket, çalışanlarına gönderdiği kurum içi mesajlarda “Batılı duruşlarını göstermelerini” ve İsraillilerin “Gazzeli’lerin aksine tıpkı Avrupalılar veya Amerikalılar gibi göründüğünü ve yaşadığını” vurgulamaları yönünde telkinlerde bulundu. Wix’in İrlanda’nın başkenti Dublin’de yaklaşık beş yüz çalışanı bulunuyor. Bunlardan biri olan Courtney Carey, sosyal medyada İsrail’i “terörist devlet” olarak nitelendirdiği için Ekim 2023’te işinden kovuldu.
İrlanda, futbolun İsrail’i normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya devam edip etmemesi gerektiği yönünde süregelen tartışmaların tam merkezinde yer alıyor. Bu sonbaharda İrlanda ile İsrail arasında Uluslar Ligi kapsamında iki futbol maçı oynanması planlanıyor. Ancak bu maçların oynanmasına karşı şimdiden devasa bir muhalefet dalgası oluşmuş durumda.
Daha önce maçların oynanması yönünde çağrıda bulunan İrlanda hükümeti, şimdilerde bunun futbol otoritelerini ilgilendiren bir mesele olduğunu savunuyor. Hâlbuki aynı hükümetin spor bakanı (ki kendisi hâlâ görevdedir) 2022 yılında tüm İrlandalı spor federasyonlarına mektup yazarak Rusya ve Belarus’a yönelik boykot kararlarını harfiyen uygulamalarını dikte etmişti. Meseleyi spor otoritelerinin bağımsız kararına bırakma söyleminin ne kadar samimi olduğu da buradan anlaşılıyor!
İrlanda Futbol Federasyonu (FAI), kendi üyelerinden gelen yoğun protestolara rağmen, bu maçların mutlaka oynanması gerektiğinde, aksi takdirde İrlanda futbolunun ağır mali ve sportif yaptırımlarla karşı karşıya kalacağında ısrar ediyor. Bunun yerine FAI, Dublin’de oynanması planlanan “iç saha” maçının tarafsız bir ülkede, seyircisiz oynanmasını kararlaştırdı (“deplasman” maçının zaten İsrail dışında oynanması planlanıyordu).
Ancak yapılan bu mekân değişikliği, sorunu içinden çıkılmaz bir hâle getirmekten öteye gitmiyor. Bu hamle, artık maçın kendi yetki alanlarının dışında oynandığını iddia etme fırsatı sunarak İrlanda hükümetini sorumluluktan kurtarıyor ve İrlanda halkının büyük bir kısmını stadyumda devasa bir protesto düzenleme hakkından mahrum bırakıyor. En önemlisi de bu maçlar bir şekilde oynanacak; Gazze’de soykırım yapmanın yanı sıra Batı Şeria’daki Filistinlilere, Lübnan ve İran halklarına yönelik artan kanlı saldırıların baş faili olan apartheid devleti İsrail’e ise hâlâ normal, meşru bir ortak muamelesi yapılmaya devam edilecek.
Irkçılık kültürü
Tam kapsamlı bir boykot için öne sürülen gerekçeler, bizzat devletin genel kültürünün bir yansıması olan İsrail futbolunun ırkçı doğasıyla futbola özgü bir zemin kazanıyor. Haziran 2023’ten Haziran 2024’e kadar İrlanda’nın en golcü futbolcusu unvanına sahip Robbie Keane tarafından çalıştırılan Maccabi Tel Aviv FC’nin taraftarları, rutin bir şekilde “Bırakın IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) kazansın, Arapların canı cehenneme” şeklinde tezahüratlar yapıyor. Hind Rajab Vakfı, Maccabi taraftarlarının aynı zamanda “askeri amblemler, milliyetçi sloganlar ve devasa asker portreleri içeren teferruatlı stadyum koreografileri veya tifolar” hazırladığını da belgeliyor.
Bu taraftar kitlesinin içinde; deplasman seyahatlerinde şiddet içerikli çatışmalar arayan, genel holiganlığın yanı sıra 2024 yılında Atina ve Amsterdam’da Filistinlilere ve Müslümanlara yönelik saldırılara karışan IDF bağlantılı fanatik bir grup da yer alıyor. Kasım 2023’te, Keane’in kulüpteki görev süresi boyunca, Maccabi takımına aynı zamanda orduda yedek asker olan kulüp personelinin Gazze’ye roket fırlattığı bir “motivasyon videosu” izletildi. Takım ise bu dehşet verici manzarayı alkışlarla karşıladı.
Üstelik Maccabi Tel Aviv, İsrail’in en ırkçı kulübü bile değil; bu utanç verici unvan Beitar Jerusalem’e ait. İsrail kulüplerinin eylem ve tutumları, İsrail hükümetinin Filistin topraklarına ve oyuncularına yönelik şiddet dolu ve yasa dışı politikalarının yanında adeta sönük kalıyor. On İsrail futbol kulübünün, yasa dışı işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet göstermesine bizzat devlet tarafından müsaade ediliyor. Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Gazze’deki spor tesislerinin büyük bir kısmına hasar verdi veya tamamen yıktı ve Filistin Futbolcular Birliği’nin en az 565 üyesini katletti.
Sadece tek bir örnek vermek gerekirse; 20 yaş altı seviyesinde Filistin’i temsil eden Imad Abu Tima, 2024 yılında ailesinden dokuz kişiyle birlikte IDF tarafından öldürüldü. Aralık 2023’te İsrail güçleri, Gazze’deki Yarmuk Stadyumu’nu erkeklerin, kadınların ve çocukların iç çamaşırlarına kadar soyulduğu ve gözlerinin bağlandığı bir toplama kampına çevirdi. Alıkonulanlardan bazıları, ağlarına İsrail bayrağı asılmış bir kalenin önünde diz çökmeye zorlandı. Daha sonra İsrail tankları ve buldozerleri sahayı yerle bir etti.
Bir jestten çok daha fazlası
Eleştirmenler, bir futbol maçını boykot etmenin sadece sembolik bir siyasetten ibaret olduğunu iddia edebilir. Ancak eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, yakın arkadaşı Jeffrey Epstein‘e, İsrail’e yönelik bir futbol boykotunun “ülkenin kaderini değiştirme konusunda en büyük potansiyele sahip eylem” olduğunu söylemişti.
İrlanda’daki aktivistler ayrıca, İrlanda devletinin daha somut adımlar attığını görmek istiyor. Yasa dışı İsrail yerleşimlerinden mal ve hizmet ithalatını yasaklayan ve uzun zamandır sözü verilen İşgal Edilmiş Topraklar Yasa Tasarısı’nın hakkıyla uygulanması (tasarının hizmet ticaretini kapsam dışı bırakan yumuşatılmış bir versiyonunun yakında yasalaşması bekleniyor) ve İsrail’e giden silahların İrlanda hava sahasından geçişinin yasaklanması bu adımların başında geliyor.
Geniş çaplı güç odakları üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekten kaçınsa bile, bireylerin ve sivil toplumun sergilediği sembolik jestler büyük bir önem taşıyor. Barcelona, İspanya futbolunun son lig şampiyonluğunu kazandığında, 18 yaşındaki üstün yetenekli futbolcu Lamine Yamal, üstü açık otobüsle yapılan şampiyonluk kutlamaları sırasında Filistin bayrağı dalgalandırmıştı.
Bu hareket, İsrail hükümetinin öfkesini çekerken, Savunma Bakanı Israel Katz eylemin nefret suçunu kışkırttığını iddia etti. Şayet bu hareket önemsiz olsaydı, Katz muhtemelen protesto etme zahmetine bile girmezdi.
Yamal’ın bir duvar resminin Gazze’de savaştan zarar görmüş binaların üzerine çizilmesi, sembolik dayanışmanın fark edildiğini ve takdirle karşılandığını gösteriyor. Umulur ki, Trump’ın otoriterliğine ve Infantino’nun dalkavukça suç ortaklığına meydan okuyan futbolculardan; Dünya Kupası’nda İsrail meselesi, göçmen hakları veya diğer hayati konularda benzer dayanışma jestleri görmeye devam ederiz.
Bu yazı, Jacobin’de yayımlanan “The World Cup Is Exposing FIFA’s Ugly Partnership With Power” başlıklı yazıdan çevrilmiştir.

