Share This Article
Uzun süredir hem dünyada hem de Türkiye’de tartışılan bir konu “dinden uzaklaşma”… Sadece ülkemizdeki siyasal islamcıların ‘dertlendikleri’ bir mesele değil; benzer bir mesele Avrupa’da Protestan ve Katolik din kurumlarının da gündeminde.
Benzer eğilimlerin İslam coğrafyasında da artarak güçlendiğini söylemek mümkün. Bütün yaygın inanç sistemlerinin gündeminde olan bir konu bu aslında. Çağın ruhunun bir sonucu olduğu kadar, bir tepkiselliğin de yansıması olan bir eğilim.
Çağın ruhunu büyük ölçüde postmodernizm belirliyor olsa da özellikle 2020’den bu yana postmodernizme bir tepki olarak gelişen, ‘yeni modernizm’ olarak tanımlayabileceğimiz bir tepkisellikten ve yeni bir hümanist anlayıştan söz edebiliriz.
Bu da bir diğer eğilim olarak ‘dinden uzaklaşma’yı dolaylı yoldan etkiliyor. Bu süreçte “yeni modernizm” ne kadar etkin olursa, dinden uzaklaşmanın da insanlık tarihi açısından o kadar olumlu sonuçlar vereceğini düşünenlerdenim.
Hayat tarzlarında yaşanan hızlı ve çarpıcı değişim
Türkiye’de inanç ve inançsızlık üzerine yapılan araştırmalar, doğruluk oranları tartışma konusu olsa da bu sürece yönelik önemli ipuçları veriyor. KONDA’nın Türkiye 100 Kişi Olsaydı başlıklı araştırmasının 18 yaş üzeri nüfusun temsiliyle ortaya çıkan raporunda; cinsiyet ve yaş dağılımı, eğitim seviyesi, medeni durum, etnik kimlik dağılımı, din-mezhep dağılımı, sosyal medya kullanımı gibi pek çok alt başlıkta veriler aktarılmış.
Raporda yer alan veriler, aylık sosyal ve siyasal araştırmalar dizileriyle “KONDA Barometresi” kapsamında yapılan, Türkiye nüfusunu temsil eden 125 araştırma ve 300 binin üzerindeki görüşmeye dayanıyor. Raporda 2008, 2015, 2018 ve 2021 yıllarında 5 binin üzerindeki görüşmeciyle gerçekleştirilen ‘Hayat Tarzları’ verileri de yer alıyor.
Agnostikler, Apateistler, Ateistler…
Araştırma, 2021 itibarıyla 18 yaş üzeri nüfusu temsil eden 62 milyon 378 bin kişiyi 100 kişi kabul ediyor. Yani KONDA’nın gösterimindeki her bir figür, yaklaşık 620 bin kişiye karşılık geliyor. Gösterimde yer alan başlıklar arasındaki din-mezhep dağılımına bakıldığında, her 100 kişinin 94’ü bir dinî inancı olduğunu belirtiyor.
Bunların 88’i Sünni Müslüman, 5’i ise Alevi Müslüman… Dikkat çeken verilerden biri ise “dinî inancı yok” seçeneğindeki artış. 2011’de dinî inancı olmayanların oranı yüzde 2 iken 2021’e gelindiğinde bu oran yüzde 6’ya yükselmiş. Yani üç katı kadar bir artış söz konusu; hem de 10 yıllık görece dar bir zaman diliminde bu değişim yaşanmış.

KONDA’nın “Türkiye 100 Kişi Olsaydı” başlıklı araştırmasının 18 yaş üzeri nüfusun temsiliyle ortaya çıkan raporunda dikkat çeken verilerden biri ise “dinî inancı yok” seçeneğindeki artış.
Bu verinin 2021’den bu yana nasıl değiştiğine gelince; Mayıs 2025’te yine KONDA tarafından gerçekleştirilen bir ankete göre bu oran yüzde 8’e erişmiş. Yani geçici ve tepkisel bir eğilimden çok, istikrarlı bir trendden söz ediyoruz. Bu yüzde 8’lik grupta yer alanlar, ateist, agnostik ve apateist gibi hiçbir inanç sistemiyle bağlantısı olmayan kişileri tanımlıyor.
Lâdinîliğin geniş tanımı olur mu?
Ancak bu oranın dışında kalan çok daha belirgin bir başka eğilim var, o da ‘dinden uzaklaşma’… Bu oldukça geniş bir kavram; Türkiye’de din ve inanç eğilimleri üzerine araştırmalar yapan bir ekibin lideri olan Prof. Dr. Önder Küçükural, bunun için ‘lâdinîlik’ tanımını kullanmayı tercih ediyor.
Tüm dünyada kurumsal dine yönelik tepkiler, dinden uzaklaşmayı ve yeni ahlaki arayışları beraberinde getiriyor; yaşanan bu sürecin hangi kavram veya kavramlarla ifade edileceği üzerine de farklı öneriler geliştiriliyor. Bu bağlamda son 20 yılda bazı araştırmacılar, ‘irreligion’ ya da ‘secular’ kavramlarına alternatif olarak ‘non-religion’ kavramını kullanmaya başladılar. Bu kavramı ‘non-theism’ (tanrısızlık) ile karıştırmamak gerek.
Prof. Küçükural, “non-religion”ı Türkçe literatürde “lâdinîlik” sözcüğüyle karşılamayı tercih ettiklerini söylüyor. Esasen Arapça bir tamlama olan ‘lâdinîye’ sözcüğü, tarihsel olarak Türkiye’de 20’nci yüzyılın başlarından itibaren ‘laiklik’ kavramını ifade etmek için kullanılmış. Bazı araştırmacılar da bu kavramı, çoğunluğu Müslüman olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ‘dinden uzaklaşma’ olgusunu ve daha çok da dini reddeden insanları ifade etmek için kullanıyor.
Davranışsal açıdan dinden uzaklaşma
Prof. Küçükural ve ekibi ise lâdinîlik kavramını ‘dinsel olmayan’ ve ‘din dışı inanç ve pratikler’i de kapsayan daha geniş bir bağlamda kullanmayı uygun buluyor.
Lâdinîlik kavramı; tek bir görüngüden ziyade dine karşı kayıtsızlık (indifference), din yokmuş gibi yaşamak (ignorance), dine karşı aktif tavır takınmak (active opposition), ateizm (atheism), deizm, dine uzak spiritüellik (spiritual but not-religious), bilinemezcilik (agnosticism), inançsızlık (disbelief, unbelief) ve irtidat (apostasy) gibi birçok olguyu birleştiren, ‘dinî olmayan’ birçok farklı duruşu tanımlamak amacıyla kullanılan bir tür şemsiye kavram…
Bu nedenle sadece kimliği değil, birtakım dinî olmayan pratik, davranış, konum ve görüşleri de içeren daha kapsayıcı bir olguyu tarif etme potansiyeline sahip.
Geleneksel muhafazakârlıkta derin çatlaklar oluşurken…
Tüm bunların haricinde; bir tür seküler dindarlık, dinî akidelere bağlı kalmadan kendince tarif edilen inanç sahibi olma halleri gibi eğilimlerin de çok ciddi biçimde yaygınlaştığını gündelik hayatta gözlemlemek mümkün. Söz gelimi evlilik öncesi ilişkiler, Ramazan’da oruç tutmama, örtünmeyi başörtüsüne indirgeyip kadınsı hatları öne çıkarma, Kur’an’daki ayetleri oldukça esnek ve kendine göre yorumlama ve aklınıza gelebilecek benzeri her türlü yaklaşım buna dâhil.
Tüm bu davranışsallıkları da ‘dinden uzaklaşma’ tanımı içinde toparlamak mümkün. Uzaklaşmak ama kendini bir inanç sistemine ait hissetmek şeklinde düşünmek de diyebiliriz. Ben böyle tarif ediyorum ancak KONDA’nın araştırmasında buna tekabül eden husus, hayat tarzının ‘modern’ olması tanımlaması… Bu tanıma göre her 100 yetişkinden 31’i hayat tarzını tanımlarken ‘modern’ ifadesini kullanıyor. Bu oran 2012 yılında yüzde 27’ymiş.
Kendini ‘dindar muhafazakâr’ olarak tanımlayanların oranında ise azalma var. 2012’de yüzde 27 olan oran, 2021’de yüzde 24’e düşmüş. 2025 yılındaki ankete göre ise kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 46; bu oran 2008’de yüzde 55’miş. ‘Dindar’ yerine ‘inançlı’ tanımını tercih edenler yüzde 34; bu da 2008’e göre yüzde 3’lük bir artışa işaret ediyor.
İnançsızların oranı bu zaman diliminde yüzde 2’den yüzde 8’e çıkıp oransal olarak dörde katlanırken kendini sofu olarak tanımlayanların oranı ise 2008’den beri aynı kalmış: yüzde 12… Bu da bize bir geçişkenliği işaret ediyor. Dindarlıktan inançlılığa, inançlılıktan inançsızlığa bir yönelim söz konusu.
Şehirleşme ve Bilgi Çağı
Bölgesel farklılıklara bakıldığında, bu oranların ciddi değişiklikler gösterdiği söylenebilir. Söz gelimi İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde ‘dinden uzaklaşma’ oranları daha düşükken; Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde ülke ortalamasının oldukça üzerinde…
Yine köy ve kasabalarda hem kapalı toplumsal yapı hem de mahalle baskısı sebebiyle bu eğilim açık olarak izlenemezken, büyükşehirlerde ve diğer şehirlerde bunun daha gözle görülür olduğunu söylemek mümkün. Buna Konya, Kayseri gibi geleneksel muhafazakârlığın çok belirgin olduğu büyükşehirler de dâhil. Aynı eğilim, büyük üniversitelerin bulunduğu muhafazakâr şehirler için de geçerli.
Kadim masallar ve kurallar hegemonyasını kaybediyor
Sonuç itibarıyla şehirleşme öyle ya da böyle modernleşmeyi, klasik aile bağlarının gevşemesini ve sosyalleşmeyi zorunlu kılıyor. Geleneksel muhafazakâr eğilim ise şehrin dar gelirli ilçelerinde, belirli mahallelerde direnmeye çalışıyor.
Şehirleşme tek başına bir etmen değil; tabii ki Bilgi Çağı’nın ve sosyal medyanın etkisi, şehirleşmenin çok ötesinde bir güce sahip. Sosyal medya bir bilgi çöplüğü olduğu kadar doğru bilgiye erişmenin de bir aracı. Yine eğitim sistemi ne kadar berbat olsa da yaygınlaşmış olması sebebiyle, artık eskisi gibi hurafelerin ve dinî hikâyelerin gerçekliğinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Bu durum özellikle genç kuşaklarda dinden uzaklaşmayı ve dinî kuralları sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Bir yandan muhafazakârlık, öte yandan sosyal medyada var olmanın dayanılmaz cazibesi arasında sıkışan geniş taşralı kesimlerde bunun ağır bir yozlaşma, daha net konuşmak gerekirse ‘müptezelleşme’ şeklinde bir karşılığı oluyor. Bu da dindar kesimlerin bir bölümünün, muhafazakâr nüfus içindeki bu yozlaşma sebebiyle mahalle baskısını eskisi kadar umursamamasına ya da dinden uzaklaşmasına yol açıyor.
Geri döndürülemez bir süreç
Bu çağın ruhunun son evresinde, yani postmodernizmle modernizmin çatışarak yeni bir sentez oluşturacağı süreçte ‘lâdinîlik’ artarak yaygınlaşacak gibi görünüyor. Ancak bir sorun var; bu eğilimin küresel bir nihilizme dönüşmemesi için postmodernizmin akıl dışılığına ve ahlaksızlaşma eğilimlerine karşın bazı modernist değerlerin yeniden yaygınlaşması gerek.
Söz gelimi din temelli ahlak yerine seküler ahlakın, laikliğin ve yurttaş bilincinin gelişmesi… Ve tabii ki temel insan hakları ile doğayla barışık kalkınma anlayışının da… Tüm bunlar olmaksızın, ‘dinden uzaklaşma’ yeni akıl dışılıklara çok açık bir zemin oluşturabilir.
Bunun sonucu ise insanlık için köktendincilik kadar zarar verici olabilir… Dinin etkisizleştiği toplumsal bir hayatta ahlak, bilim, felsefe ve sanat eğer bu boşluğu dolduramazsa, insanlık başka bir anlamsızlıklar silsilesi içinde çürüyüp gidebilir.
Hiçbir nizam sancısız çökmez!
Tüm bunları bana düşündüren ve bu yazıyı yazmama sebep olan şey, geçen yıl aralık ayında İbn Haldun Üniversitesi Medeniyetler İttifakı Enstitüsü’nde düzenlenen ‘Türkiye’de Din Dışı İnançlar ve Uygulamalar’ konferansı oldu.
Dindar akademisyenlerin tartışmalarını dinlemek ve bu sürece ilişkin bir çıkış yolu aradıklarını görmek ilginçti. Bir çıkış arıyorlar; hatta öyle ki ‘aslında ateizm ve diğer tüm ideolojiler de bir dindir zaten’ sonucuna varanlar bile var! Bu da gösteriyor ki dini koruyabilmek için, siz deyin ‘her türlü Protestanlaşma’, ben diyeyim ‘her türlü sekülerleşmeye’ bile razılar!
Sonuçta her inanç sistemi bir gün son bulmak zorunda ve bugün yaşananlar da bunun habercisi…
Tabii ki bu eğilime karşı bir tepki olarak köktendincilik, komplo teorileri, New Age inançlar da ortaya çıkıyor. Her nizam çöküşe geçtiğinde olduğu gibi bunlar da olacak. Çok zorlu ve acılı bir süreç yaşanacak ve yeni bir dönem başlayacak. Üstelik eskiden olduğu kadar uzun bir zaman dilimine yayılmadan… Öyle ya da böyle!

