Share This Article
Cem Yılmaz’ın son dönem stand-up gösterilerine baktığımızda Türkiye’de ana akım mizahın hangi ideolojik sınırlar içinde üretildiğini açık biçimde görmekteyiz. Gösteriler, yüzeyde gündelik hayatın absürtlüğünü hedef alıyor gibi görünse de derin yapıda normatif erkekliği yeniden üretme konusunda ısrarcı bir söylem kurmaktadır. Stand-up gösterileri yapısı gereği anlatıcısının sahnede güçlü ve merkezi bir konuma sahip olması, bu mizah biçiminin eleştirel bir araçtan ziyade düzenleyici bir işleve bürünmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda mizah, toplumsal normları sorgulamak yerine onları pekiştiren bir güç haline gelmektedir.
Cem Yılmaz’ın mizahı toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alındığında, mizahın politik olarak nötr bir alan olmadığı; aksine iktidar ilişkilerinin yeniden üretildiği bir söylemsel pratik sunduğu görülmektedir. Yılmaz’ın sahne personası genellikle heteroseksüel, orta-üst sınıf ve erkek deneyimini evrensel bir deneyim gibi sunan bir konumda yer almaktadır. Buna karşılık kadın deneyimleri, bu merkeze göre tanımlanan ikincil anlatılar olarak konumlandırılmakta ve çoğu zaman mizahın nesnesi haline getirilmektedir.
Bu anlatı yapısı, mizahın eleştirel bir mesafe üretmesini zorlaştırarak seyircinin anlatıcıyla özdeşleşmesini teşvik etmektedir. Seyirci, bu özdeşleşme aracılığıyla sorgulayıcı bir konumdan uzaklaşmakta ve onaylayıcı bir pozisyona yerleşmektedir. Bu onay süreci ise erkek deneyiminin evrenselleştirilmesini, kadın öfkesinin irrasyonel bir tepki olarak sunulmasını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bireysel “ilişki sorunları”na indirgenmesini beraberinde getirmektedir. Sonuç olarak Cem Yılmaz’ın mizahı, mevcut toplumsal düzeni sarsmak yerine onunla uyumlu, konforlu ve düzenle barışık muhafazakâr bir kahkaha üretmektedir.
Mizahının cinsiyetçi normları
Henri Bergson’un gülmenin toplumsal disiplin işlevine dair yaklaşımı, Freud’un espri ve haz ekonomisi analizi, Terry Eagleton’ın mizah–ideoloji ilişkisi ve Simon Critchley’nin mizahın etik yönüne dair tartışmalarından yola çıkarak Cem Yılmaz mizahının cinsiyetçi normları eleştirmekten ziyade bu sözde mizahla normları doğal ve kaçınılmaz gösterdiği, söz konusu mizahın yapısal şiddeti dönüştürmek yerine bu şiddeti kuvvetlendirdiği bariz biçimde görülebilmektedir. Ancak burada soru belki de şu olmalıdır; toplum bu görünürlüğü kuvvetlendirmede neden hala ısrarcı?
Henri Bergson, Gülme adlı eserinde gülmenin bireysel değil, toplumsal bir fenomen olduğunu ileri sürer. Gülme, ona göre, toplumsal normlardan sapan davranışları utandırarak hizaya sokan bir mekanizmadır. Komik olan, “canlı olanın mekanikleşmesi”, yani esnekliğini kaybetmesidir. Bu kuram, Cem Yılmaz’ın mizahında kadın figürlerinin nasıl temsil edildiğini anlamak açısından kritik önemdedir. Kadınlar, anlatı boyunca çoğunlukla tekrarlayan davranış kalıplarına sahip, öngörülebilir ve irrasyonel figürler olarak sunulur. Böylece kadınlık, Bergsoncu anlamda baştan “mekanik” bir özneye indirgenir ve gülmenin hedefi haline getirilir. Cem Yılmaz’ın kadınlara ilişkin esprilerinde sıkça görülen yapı tam da bu mekanizmaya oturur:
- Kadınlar “aşırı duygusal”,
- “mantıksız tepkiler veren”,
- “erkek aklını zorlayan” varlıklar olarak kodlanır.
Seyircinin kahkahası ise bu indirgemeyi onaylayan bir toplumsal refleks haline gelir. Kadın öznenin “anlaşılmazlığı” komedinin nesnesi olurken, erkek özne normun taşıyıcısı olarak konumlandırılır.
Sadece şaka!
Freud’a göre ise espri, bastırılmış dürtülerin dolaylı ve sosyal olarak kabul edilebilir biçimde dışavurumudur. Freud’un Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri adlı çalışması, bu mizahın libidinal boyutunu açığa çıkarır. Freud’a göre birey espri aracılığıyla normal koşullarda ifade edemeyeceği saldırgan ya da cinsel içerikleri güvenli bir alanda dolaşıma sokar. Bundan dolayı Cem Yılmaz’ın da kadın bedeni, kadın arzusu ve ilişkilerdeki güç mücadeleleri üzerine kurulu esprileri, patriyarkal düzenin bastırdığı ama tamamen yok edemediği erkek egemen fantazmaların yeniden dolaşıma sokulmasıdır. Seyircinin kahkahası, bu bastırılmış içeriğin kolektif olarak meşrulaştırıldığı bir haz anına dönüşür. Seyircinin kahkahası, bu bastırılmış içeriğin meşrulaştırılmış boşalımıdır.
Burada mizah:
- Eleştirel bir yüzleşme değil,
- Erkek öznenin rahatlama alanıdır.
Terry Eagleton ise mizahın çoğu zaman ideolojik işlev gördüğünü ve hâkim düzenle uyumlu çalıştığını savunur. Humour adlı çalışmasında mizahın asla masum olmadığını vurgular. Mizah, her zaman bir iktidar ilişkisi içinde işler ve sıklıkla hâkim ideolojiyi görünmez kılar: “Mizah, ideolojinin en sinsi biçimlerinden biridir; çünkü kendini ciddiye almaz.” (Eagleton 18) Cem Yılmaz’ın gösterilerinde ise cinsiyetçi söylem genellikle şu savunmayla örtülür:
“Bu sadece şaka.” Ancak Eagleton’a göre tam da bu nokta tehlikelidir. Kendini ciddiye almayan “Sadece şaka” savunusu Eagleton’ın işaret ettiği üzere, mizahın ideolojik etkisini görünmez kılan bir sis perdesidir. Kadın bedeninin, kadın davranışlarının veya feminist taleplerin alay konusu edilmesi, patriyarkal düzeni eleştirmek yerine yeniden üretir, üstelik bunu kahkaha aracılığıyla yaparak sorgulanamaz hale getirir.
Örneğin:
- Erkeklerin “doğası gereği” aldatmaya meyilli gösterilmesi,
- Kadınların ilişkilerde “kontrolcü” ya da “tatminsiz” olarak sunulması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini eleştirmek yerine doğallaştırır. Eagleton’ın deyimiyle mizah burada “radikal değil, muhafazakâr” bir işleve bürünür.
Simon Critchley ise mizahın etik boyutuna dikkat çekerek, kahkahanın yöneldiği hedefin belirleyici olduğunu belirtir. Yılmaz’ın mizahında kahkaha, çoğunlukla güç ilişkilerini ters yüz eden bir yöne değil, zaten kırılgan ve ikincil konumda olan öznelere, kadınlara yönelir. Bu durum, mizahın eleştirel potansiyelini zayıflatarak onu muhafazakâr bir anlatıya dönüştürür. Bu durum, kadın deneyimlerinin ya yan karakter ya da karikatür olarak temsil edilmesine yol açar. Critchley, şu temel soruyu sorar:
Kahkaha kime yöneliyor?
Kahkaha iktidara değil kadına yönelik!
Cem Yılmaz’ın mizahında kahkaha güce karşı değil, güçle birlikte güler. Bundan dolayı kahkaha ezici güce, iktidara yönelmez, ezilmesi meşrulaştırılmış kadınlara yönelir. Kadınlar, feminist talepler, duygusal emek veya ilişkisel eşitsizlikler; hepsi mizahın hedefi haline gelirken, erkekliğin yapısal avantajları sorgulanmaz. Bu, Critchley’nin deyimiyle mizahın eleştirel potansiyelinin boşa çıkarılmasıdır.
Bu teorik çerçeveler ışığında bakıldığında, Yılmaz’ın son dönem gösterilerindeki mizah; Cinsiyet rollerini esnetmek yerine sabitleyen, patriyarkal normları sorgulamak yerine yeniden üreten, kahkahayı bir eleştiri aracı değil, bir toplumsal disiplin mekanizması olarak kullanan bir yapı sergilemektedir.
Bu durum, Cem Yılmaz’ın komedyen olarak teknik ustalığını ortadan kaldırmaz; ancak mizahının politik ve etik sonuçlarını tartışmayı zorunlu kılar. Mizahın dönüştürücü olabilmesi için, Eagleton’ın işaret ettiği gibi, “kime güldüğümüz” ve “neye güldüğümüz” sorusunun sürekli yeniden sorulmasını gerektirir. Bu uyarılar birlikte düşünüldüğünde, Yılmaz’ın mizahı:
- Cinsiyet rejimini sorgulamaz,
- Onu kahkaha yoluyla yeniden üretir,
- Eleştiriyi rahatlatıcı bir konfora dönüştürür.
Bundan dolayı biçimi gereği güldüren Cem Yılmaz mizahı hiçbir eşitsizliği dönüştüremez. Hatta tam tersine, dönüşümü geciktirir, seyircisini bir süreliğine belli bir mekanda rahatlatır ve iktidar alanına geri yollar.
Kaynakça
Bergson, Henri. Gülme: Komikliğin Anlamı Üzerine Bir Deneme. Çev. Yaşar Avunç, Ayrıntı Yayınları, 2014.
Critchley, Simon. On Humour. Routledge, 2002.
Eagleton, Terry. Humour. Yale University Press, 2019.
Freud, Sigmund. Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri. Çev. Emre Kapkın, Payel Yayınları, 2002.

