Share This Article
Denizin Canavarları / Lida Turpeinen / Çev. Özge Acıoğlu Bauer / Timaş Yayınları / 288 s. / Roman
1741: Otuz iki yaşındaki doğa bilimci Georg Wilhelm Steller, Asya’dan Amerika’ya uzanan bir deniz yolu bulmak için Kaptan Bering’in Büyük Kuzey Keşif Gezisi’ne katılır. Zorluklarla boğuşan kaptan ve mürettebat hedeflerine asla ulaşamaz, ancak eşsiz bir keşif yaparlar; nazik bir dev, deniz ineği…
1859: Alaska valisi, adamlarını yüz yıl önce ortadan kaybolduğu söylenen bu devasa deniz memelisinin iskeletini aramaya gönderirken kız kardeşi de yerleşim yerinin kendine özgü doğa bilimleri koleksiyonunu yönetmektedir. İki yıl sonra, Helsinki’den saygın bir profesör, uzak diyarlardan gönderilen bir dizi kemiğin hassas çizimlerini yapması için yetenekli bir illüstratörü görevlendirirken insan kaynaklı yok oluş kavramını ortaya çıkarır.
Nihayet 1952’de Zooloji Müzesi, en yetenekli restoratörünü, deniz ineğinin kaderine tanıklık eden ve gelecek nesillerin hayal gücünü ateşleyecek iskeletini yenileme göreviyle görevlendirir.
Denizin Canavarları, nefes kesici bir roman, kıtaları ve yüzyılları aşan bir macera. Meraklı ve uysal bir yaratığın uzun zaman önce keşfedilmesiyle hayatı değişen insanların hikâyeleri üzerinden şekillenen bu anlatı, büyük insan hırsının, bilgi arayışının ve insanoğlunun cehaletiyle yok ettiği şeyleri yeniden diriltme dürtüsünün öyküsü.



Babil Değirmenleri ve Öteki Rüyalar / A. Hares Yalçi / İletişim Yayınları / 102 s. / Roman
“…unutmak onun için öldürücü olabilir ve bu yüzden geçmişi elinde tutmayı başarabilirse sonsuza kadar yaşayacaktır.” Kitabını tekrar cübbesinin içindeki karanlığa koydu. Kapıya yöneldi. Çıkmadan önce Beri’ye son bir cümle söylemesini istedim. Beni kırmadı. “Unutma,” dedi, “bir yarasın sen de, iyileşirsen kaybolursun!”
Üzerine sis çökmüş gibi silik duran anların peşine düşüyor A. Hares Yalçi. Hayatın çoğu zaman o anların içinde gizli olduğunu hissettiriyor. Gerçeğin her zaman ilk gördüğümüz şey olmayabileceğinin, hayatın o büyük “görüntülere” sızarak ilerlediğinin farkına varmış karakterler yaratıyor.
Babil Değirmenleri ve Öteki Rüyalar, hatırlamak ile unutmanın, var olmak ile yok olmanın, endişe ile kabullenmenin arasında gidip gelen öyküler…
Bırakın Size Katılayım / Amina Damerdji / İthaki Yayınları / 248 s. / Roman
Cezayir asıllı Fransız yazar ve şair Amina Damerdji, Küba Devrimi’ne katılan şairler üzerine akademik çalışmalarının ardından, ilk romanı Bırakın Size Katılayım’da devrimin kadınlarından Haydée Santamaria’nın hikâyesinden esinle bir kadın devrimcinin arzularını, ikilemlerini ve çabalarını anlatıyor. Cezayir İç Savaşı hakkındaki bir sonraki kitabı Transfuge dergisi tarafından çıktığı yılın en iyi Fransızca romanı seçilen Damerdji, sancılı konulara berrak ve modern yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Küba’nın yoksul topraklarına tezat hararetli gecelerinde, Amerikan etkisindeki idari anlayışı alt etmeye niyetli gençler, birleşip bilenerek tarihi değiştirmenin hayalini kurmaya başlarlar. Ağabeyi Abel’in de etkisiyle genç Haydée, içinde gün geçtikçe şiddetlenen tutkularıyla, hem ülkesini değiştirmek hem de kadınlığını yaşamak istemektedir. Devrime doğru adım adım ilerlerken, yoldaşları Boris’le, Fidel’le ve diğerleriyle hem tenin hem de mücadelenin sıcaklığında büyüyecektir. Yıllar sonra buhranlı bir gece denize karşı oturmuş, nihai kurşununu sıkmadan önce, ilk yanlış hamlelerinden devrim sonrası kurulan hükümetteki görevlerine, özeleştirisini verecektir.
Bırakın Size Katılayım, devrimin sıcak rüzgârıyla sonrasındaki soğuk idaresi arasında ayazda kalmış bir kadının, özlemlerini, romansını ve günahlarını anlatan serüven dolu bir itiraf.



Theodorakis’e Sormak / Asteris Kutulas / Çev. Dilek Zaptçıoğlu / Minoa Kitap / 176 s. / Müzik
Hücrelerden Konser Salonlarına: Theodorakis’e Sormak, Mikis Theodorakis‘in yaşamını ve eserlerini bir besteci, bir birey ve bir siyasi figür olmak üzere üç temel perspektiften ele alan benzersiz bir söyleşiler bütünüdür. Theodorakis’in uzun yıllar yol ve çalışma arkadaşı olan Asteris Kutulas, çerçeveyi geniş tuttuğu bu üç söyleşi aracılığıyla sanatçının bizzat içeriyi açmasına imkân tanıyor:
Göçer bir çocuğun ilk besteleri; hapishaneler, hücreler, işkenceler ortasında kalan bir gencin, müziği direnişin enstrümanına, kendini tavizsiz bir politik karaktere dönüştürmesi ve nihayet yasaklı yılların ve sınırların ötesine taşan bir müzik dehasının saygınlığıyla dünyanın sesine karışması…
Zülfü Livaneli’nin önsözü ile açılıp Charles Dutoit, Martin Walser ve Roger Willemsen gibi isimlerin değerli katkıları eşliğinde genişleyen kitap, böylece Theodorakis’in uluslararası kültür ve düşünce hayatı üzerindeki etkisini de gözler önüne seriyor.
Mecazi olarak söylemek gerekirse, ben bir Karagöz kuklası gibi parçalara ayrılmışım ve parçalarımı her yerde bulabilirsin. Bir gün birisinin çıkıp bu parçaları bir araya getirmesini ve benim bütünsel halimi ortaya çıkartmasını o kadar çok ümit ediyorum ki. İnsan olarak, adanmış bir yurttaş olarak ve besteci olarak gerçekte kim olduğumu.
Var Olmak ve Dönüşmek / Jennifer Anna Gosetti – Ferencei / Çev. Elif Kayurtar /Okuyan Us Yayınları / 356 s. / Felsefe
Jennifer Anna Gosetti-Ferencei, bu kitapta varoluşçuluğu yalnızca tarihsel bir felsefi akım olarak değil, çağdaş bireyin hayatına doğrudan dokunan bir yaşam biçimi olarak ele alıyor. Felsefenin temel soruları olan “Ben kimim?”, “Nasıl yaşamalıyım?” ve “Özgürlük ne demektir?” gibi meseleler etrafında, hem klasik düşünürlerin fikirlerine hem de günümüz deneyimlerine ışık tutuyor. Gosetti-Ferencei’nin metni, okura yalnızca düşünsel bir içerik sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sezgisel, estetik ve ruhsal bir yolculuğa çağırıyor.
Her şeyin hızla akıp gittiği, yaşamlarımızın sürekli bir üretkenlik, başarı ve uyum arayışıyla ölçüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Ama ya tüm bunların ötesinde, daha sahici, daha derin bir yaşam mümkünse? Ya kendi varoluşumuzu yeniden kurmak, değişmek, dönüşmek bizim elimizdeyse?
Jennifer Anna Gosetti-Ferencei, çağdaş felsefenin sınırlarını genişleten bu kitabında, varoluşçuluğun hem düşünsel hem de yaşamsal derinliğine davet ediyor bizi. Var Olmak ve Dönüşmek, yalnızca felsefi bir inceleme değil; aynı zamanda yaşamanın anlamı üzerine kişisel bir rehber, dönüşüme açık bir zihnin pusulası.
Yazar, Montaigne’den Nietzsche’ye, Kierkegaard’dan Heidegger’e, Simone de Beauvoir’dan Richard Wright’a uzanan geniş bir düşünür yelpazesi üzerinden “olmak” kavramını irdeliyor. Ancak bu kitap akademik bir tartışmayla sınırlı kalmıyor; tam tersine, sıradan insanların, senin, benim, hepimizin gündelik yaşamındaki varoluşsal meseleleri ele alıyor: Kimim ben? Özgür müyüm? Otantik bir hayat nasıl kurulur? Başkalarıyla ilişkilerimde nerede duruyorum? Teknoloji, bedenim, zaman ve bellek beni nasıl şekillendiriyor?
Gosetti-Ferencei’nin metni, okuru düşünsel bir yolculuğa çıkarırken aynı zamanda cesaret veriyor: Sabit bir “benlik” fikrine hapsolmak yerine, sürekli bir oluş ve dönüşüm halinde var olabileceğimizi hatırlatıyor. Varoluşçuluğu soyut bir felsefi pozisyon olmaktan çıkarıp, yaşanabilir ve yaşanması gereken bir pratik hâline getiriyor.
Bolkarların Sessiz Çığlığı Anadolu Tarbaz Ağıtları / Aysel Özcan / Mersin Global Yayıncılık / 194 s. / Araştırma
Ağıtlar, insan ruhunun derinliklerinden kopup gelen ve kayıpların yankısıyla şekillenen bir ses; kederin notalarla ördüğü bir hafıza dokusudur. Savaşlardan göçlere, doğal afetlerden kişisel trajedilere kadar pek çok büyük kırılma anında ağıtlar, yalnızca yasın sesi değil, iyileşmenin ve dayanışmanın da en güçlü araçlarından biri olmuştur. Bu kitap, Niğde ve çevresinde, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ağıtlarımızı gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla derlenmiş; Anadolu’nun zengin kültür hazinesine bir saygı duruşu olarak kaleme alınmıştır.
