Share This Article
Yazarken “çağın tüm edebiyatını adımladığını” söyleyen, olaylar ve metinler arasında yürüyüşe çıkan Georges Perec; tuhaf ya da daha doğrusu sıra dışı kitaplar kaleme almıştı. Savaşseverler ile insanseverlerin mücadelesini anlatırken hem biçim hem de içerik babında farklı olana yönelmişti. Bu sırada patikalar ve ara yollar açarak kendine özgü bir mizah geliştiren yazar, bir hafiye edasıyla kurulduğu Paris Saint-Sulpice Meydanı’nda geleni geçeni gözetleyip neredeyse kimsenin dikkat etmediği ayrıntıları, hareketsiz gibi görünenleri ve geri plana itilenleri anlatmaya koyulmuştu. Diğer bir ifadeyle hayatın akışına bakmakla yetinmemiş, görmeyi arzulamış ve bunu da başarmıştı.
Zamanın bölümlere ayrılışını, yaşamın ritmini ve rastlantıları anlamaya uğraşan Perec; “edebî bir şey çıkmaz” denenlerden romanlar, önemsiz diye nitelenenlerden ise sanatsal anlatılar ve denemeler kotarmıştı. Bunu dolambaçlı yollar inşa ederek ve oyunlar kurarak gerçekleştiren yazar, bazen rüyalarını kağıda dökmüştü bazen bir tablodan hareketle dünya resmi çizmişti. Orada gördükleri de gösterdikleri de manidardı:
Hep bir yanılgıyı yaşarız zaten. İşlerin yoluna gireceğine, her şeyin olağan akışına kavuşacağına inanırız. Hiçbir şeyi öngöremeyiz oysa. Yanılgılarla yaşamak kolaydır.
Perec’in anlattığı özgürlük ve yaşama yanılgısı, ölüm ve hayat arasına bir çizgi çekmenin yanı sıra o sınırda olup bitenleri hikâyeleştirme anlamına da geliyordu. Aynı zamanda bir arayışı da simgeliyordu yazdıkları; haritalarda, arşivlerde, sokaklarda, şehirlerde, denizlerde ve sanat eserlerinde bulmaya çalıştığı bazen de yarattığı hikâyelerdi bunlar. Oralarda boşluklara, sessizliklere, uyumsuzluklara, az söylenmiş sözcüklere dikkat çeken yazar; eylemlerin ve eşyaların, insanın başını döndürdüğünü dillendirirken kuşatıcılığından bahsettiği mekânların bellekle ilişkisini anlattığı metinlerle karşımıza çıkmıştı. Düşünmenin, hatırlamanın ve bunları heybeye koyarak eyleme geçmenin önemini vurgulamıştı.
Hatırlayarak ve zihnini zorlayarak yaşananları ve hikâyeleri hâl yoluna koymak, Perec’in almetifarikasıydı. 1976-1982 arası kaleme aldığı, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan denemelerinin bir araya getirildiği Düşünmek/Tasniflemek’te, bahsi geçen hâl yoluna koyma işini nasıl gerçekleştirdiğini anlatıyor yazar.

Mekân-düşünme-düzenleme bağlantısı
Perec’in metinleri, benzer görünen fakat birbirinden farklı oyunlar olarak nitelenebilir. Yazar buna “sistematik değişiklik” diyor, o düzeni nasıl koruduğunu, yazma eyleminin öncesinde ve sonrasındaki zihinsel süreçleri anlatıyor Düşünmek/Tasniflemek’te. Yaşam-yazı bağlantısını içeren bu girişim, aynı zamanda onun hayata ve kavramlara dair düşünüp kalem oynatmasını sağlıyor. Kısacası dünya-düşünme-dil ilintisine kafa yoruyor Perec.
Yaşam, sözcükler ve düşünme üzerine düşünen Perec’in gözüne nesneler de ilişiyor. Nesne-insan, nesne-nesne ve nesne-dil ilişkisini çözümlemeye uğraşırken çalışma masasına bakıp kitabın başlığındaki “düşünmek” ve “tasniflemek” fiillerinin düzenlemekle birbirine bağlı olduğunu gösteriyor bize. Tasnif etmenin, ince bir çizgiyle düzenlemekten ayrıldığını da…
Perec’in bize gösterdiği ve anlatmaya çalıştığı bir başka şey, düşünmenin ve tasniflemenin gözlemle ilişkisi. Bazen çalışma masasındaki nesneler bazen odaların kendine özgü yapısı ve oradaki eşyalar derin bir gözleme sürüklüyor onu.
Perec’in gözlemlediği, düşündüğü ve tasnife yöneldiği bir başka mekân ise kütüphane. Yazara göre bu mekân, bir muhafaza ve düzenleme alanı; dahası, sürekli genişleyen bir yer. Hâl böyle olunca “sorun” da çetrefilleşiyor:
Bizim gibi insanlığın düşünmeye, yazmaya ve özellikle yayımlamaya devam eden kısmıyla ilgilenmeye devam edenler için kütüphanelerimizin genişlemesi, sorunların en hakikisidir: On, yirmi kitap ya da diyelim yüz kitap muhafaza etmek çok zor değildir ama 361 veya bin veya üç bin kitabınız olduğunda, hele ki sayıları hemen hemen her gün artıyorsa karşılaşacağınız ilk sorun, tüm bu kitapları koyacak bir yer bulmak ve ikincisi, onları nihayet şu ya da bu nedenle okumak istediğinizde veya okumanız, hatta yeniden okumanız gerektiğinde nerede olduğunu tespit edebilmektir. Dolayısıyla, kütüphane meselesinin iki yönlü olduğu aşikârdır: Bu öncelikle bir alan meselesi, ardından da bir düzen meselesidir.
Perec, kütüphaneye baktığında meselenin yeni bir boyutuna ulaşıyor: Mekân-düşünme-düzenleme bağlantısı. Dolayısıyla bu noktada kütüphanenin nasıl ve neye göre düzenleneceğinin, kitapların hangi yöntemle tasnif edileceğinin önem kazandığını söylüyor.

“Yaşam, sözcükler ve düşünme üzerine düşünen Perec’in gözüne nesneler de ilişiyor. Nesne-insan, nesne-nesne ve nesne-dil ilişkisini çözümlemeye uğraşırken çalışma masasına bakıp kitabın başlığındaki “düşünmek” ve “tasniflemek” fiillerinin düzenlemekle birbirine bağlı olduğunu gösteriyor bize. “
Perec, zihnindekiler kadar nesneleri düzenleyip tasniflenme yöntemleri de geliştiriyor; giysiler, evdeki eşyalar ve hatta evin kendisi de bu işlemin içinde. Diğer bir ifadeyle yaşamın, mekânların ve eşyaların hâl yoluna konması ile düşünme arasında güçlü bir bağ olduğunu anlatıyor. Bu noktada arzulardan, alışkanlıklardan, uygunluktan ve uyumdan bahsediyor. İnsanın nesnelerle arasına koymayı başardığı ve başaramadığı mesafeyi de hatırlatıyor. Bütün bunlardan düşünme ve yaşama hikâyeleri türetiyor. Bu hikâyelere tutulduğu “çılgınlık” da dâhil:
Yaşanmışlığımın izini kaybedeceğim paniğiyle birlikte bir saklama ve sınıflandırma çılgınlığına kapıldım. Her şeyi saklıyordum: Mektupları ve zarflarını, sinema biletlerini, uçak biletlerini, faturaları, çek koçanlarını, broşürleri, makbuzları, katalogları, davetiyeleri, haftalık dergileri, kurumuş keçeli kalemleri, boş çakmakları ve altı yıldan fazla bir süredir oturmadığım bir daireye ait gaz ve elektrik faturalarını bile… Bazen bütün bir günü ayıklamak ve sınıflandırmakla geçiriyordum, hayatımın her yılını, her ayını, her gününü ayrı ayrı kapsayacak bir tasnifleme sistematiğinin hayalini kuruyordum.
Perec’in gözlükleri
Hatırlama, bir düşünme ve tasnifleme eylemi olmasının yanında yaşanmışlıkları canlı tutma hâli Perec’e göre. Bu, tarihî bir olayı, bir metni, kişileri, resimleri, suretleri ve hatta yemek tariflerini zihne geri çağırma olabilir. Yazar, okumayı ve yazmayı da buraya ekliyor; “bir eylem” dediği okumanın çözümlemesini yapıyor:
Okumak, öncelikle bir metinden anlamlı unsurlar, anlam kırıntıları çıkarmaktır; bunlar, yerini belirlediğimiz, karşılaştırdığımız, yeniden bulduğumuz anahtar kelimeler gibidir. Onların orada olduğunu doğrulamakla metnin içinde olduğumuzu, onu tanımladığımızı, onu doğruladığımızı anlarız. (…) Bu bir nevi, bilgi kuramının ‘şekil tanıma’ dediği duruma benzer: Metnin önce yalnızca bir dizi harf, boşluk ve noktalama işareti ardışıklığından ibaret olan yapısından, okumanın farklı katmanlarında bir dilbilgisel tutarlılık, bir anlatı düzeni ve ‘üslup’ dediğimiz şeyin keşfedilmesiyle metnin anlamına ulaşmak için gerekli olan belirli özellikleri aramak.
Yaşamın akışı ile insanın kurmaya uğraştığı düzen arasındaki gerilimden ve ikisinin uyumlu olduğu anlardan, bazen üstü kapalı bazen açık seçik bahseden Perec, bakmak-görmek-tasnif etmek için çeşitli gözlükler sunuyor âdeta. Gözlüğü, hem hayatın düzenlenmesi babında bir nesne hem de bir metafor olarak getiriyor karşımıza.
Anlattığı her ayrıntı, hatırladığı ve hatırlattığı her anekdot, Perec’in kafa yorduğu ve yanıtlarını bulmaya uğraştığı sorularla kesişiyor:
Bana sorulan tam olarak nedir? Acaba önce düşünüp sonra mı tasnifliyorum? Yoksa önce tasnifleyip sonra mı düşünüyorum? Düşündüğüm şeyleri nasıl mı tasnifliyorum? Tasniflemek istediğimde nasıl mı düşünüyorum?
Bu sorulara vermeye çalıştığı yanıtların, Perec’in düşünme üzerine düşünmesi hâline geldiğinden felsefi bir tarafı var. Öte yandan yazar, düşünme üzerine düşünmeyi daha ileri götürüp gündelik yaşam ve alışkanlıklar bağlamında kalem oynatarak meseleyi eyleme doğru kaydırıyor. Başka bir deyişle teoriyi ve yöntemi, fiille buluşturuyor. Fakat hayatî bir sorunla yüzleşip tam bir düzenleme ve tasniflemenin mümkün olmadığını görüyor:
Tasnifle ilgili sorunum, kalıcı olmaması; bir şeyi düzene koyar koymaz o düzen geçersiz hâle geliyor. Sanırım herkes gibi ben de bazen düzenleme krizine kapılıyorum; düzenlenmesi gereken şeylerin fazlalığı ve onları gerçekten tatmin edici kriterlere göre tasniflemenin hemen hemen imkânsızlığı yüzünden bu işi hiçbir zaman tamamına erdiremiyorum; çabalarımın sonunda elde ettiğim düzenlemeler geçici ve belirsiz oluyor; demem o ki her şeyin başladığı o anarşik hâlden daha iyi olmuyor.
Düşünmek/Tasniflemek, Georges Perec, Çeviren: Esin İleri, Everest Yayınları, 144 s.


