Orta Doğu’da dengeleri sarsan son hamle, İran’a yönelik saldırılar ve Ali Hamaney’in ölümüyle yeni ve belirsiz bir evreye girdi. Bu sarsıntının ardındaki stratejik hesapları ve muhtemel sonuçları birlikte inceleyelim.
İran’da yükselen dalgalar, geçmişin yankılarıyla bugünün gerilimini aynı anda taşıyan bir hikâye anlatıyor. Devrimin bıraktığı izler, zamanla değişen aktörler ve dönüşen itiraz biçimleri arasında, dünle yarın arasındaki ince hat giderek daha görünür hâle geliyor. İran’da olup bitene uzaktan bakarken, gelişmelerin ardındaki tarihsel gerçekliğe bir göz atalım.
Ortadoğu, bir kez daha korkunç bir savaşın içine sürükleniyor ve sahnede tanıdık iki figür var: Trump ve Netanyahu… İran’a yönelik saldırılar yalnızca nükleer tesisleri değil, doğrudan rejimi hedef alıyor. Olası bir rejim değişikliğinin doğuracağı karmaşık senaryolar, bölgedeki güç dengelerini nasıl değiştireceği sorusunu akıllara getiriyor. Diplomasi yerine bombaların konuştuğu bir dünyada, bedeli yalnızca İran değil, hepimiz…
1980’lerin ortalarında İran’ı terk eden Shahrnush Parsipur; Ayetullahların yasaklattığı ve “toplumun ahlak kurallarına saygı göstermesi için” uyarılmasına neden olan kitabı “Erkeksiz Kadınlar”da ülkenin yakın tarihini anımsatıyor.
İran İslam devriminin anatomisine odaklandığımız bu serimizde, 1951 yılında göreve gelen, toplumcu reformlarıyla ön plana çıkan ve Anglo-İran Petrol şirketini millileştiren Muhammed Musaddık’ın batılı devletlerin hazırladığı bir darbeyle devrilmesini ve ardından yaşanan siyasal kırılmaları hatırlatmak istedik.
Türkiye siyasal ve ekonomik anlamda ABD’nin istediği rotaya, 1980 darbesinin ardından sokuldu. Fakat bu rota aslen 5 Ocak 1979 günü Guadeloupe Adası’nda toplanan “Guadeloupe Zirvesi”yle belirginleşti. Peki ama bu zirvede neler oldu? Türkiye’nin kaderini değiştiren zirvenin arka plânı…
İranlı ressam Maryam Salahi ile İran’ın yeraltı sanatını ve İslam devrimi sonrası yaşanan acıları konuştuk…
