Share This Article
İstanbul’un tarihi mekânlarından İstiklal Caddesi’nin simgelerinden biri olan tarihi Markiz Pastanesi, şehre özgü kültürel zenginliği ve kent belleğine bıraktıklarıyla her kuşağın ilgisini üzerinde toplayan bir mekân. Uzun süredir kapalı bulunan bu tarihi pastanenin yeniden açılacağı haberi bir çok kişiyi sevindirdi.
80 yıllık tarihe sahip pastane, İBB Miras ekibinin başlattığı dış cephe restorasyonun tamamlanmasının ardından 2025 yılı içinde yeniden hizmete başlayacak. Geçmişte İstanbul’un kentsoylu sakinlerinin popüler buluşma mekanlardan biri olan ve duvarlarındaki ikonografilerilerle büyük ilgi toplayan Markiz Pastanesi, 2003 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilerek hizmete açılmış, bir süre pastane olarak açık kalan mekân daha sonra restorant ve kafe olarak hizmet ettikten sonra 2013 yılında tekrar kapanmıştı.
Namık Kemal‘den Ahmet Mithat Efendi‘ye, Şinasi’den Mustafa Kemal Atatürk‘e kadar birçok ünlü ismi ağırlayan ve yazar Salah Birsel‘in kitaplarında “40 kuşağının Markiz’i” olarak betimlenen pastanenin zaman içinde pek çok zorluk atlattığını da belirtmek gerekir. 1970’te bir oto yedek parçacısına satılan binanın kurtarılması için Haldun Taner başta olmak üzere pek çok edebiyatçı ve sanatçının çabalarıyla, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından koruma kararı alınmıştı. Ancak mekân, tahliye davası sonucunda 1980’de kapatılmak zorunda kaldı.
Peki ama Merkiz Pastanesi İstanbul kent kültürü açısından neden bu kadar önemli? Dilerseniz, Markiz’in tarihsel serüvenine yakından bakalım.

Marquise de Sévigné çikolatalarının hikâyesi
Marquise de Sévigné, asıl adıyla Marie de Rabutin-Chantal, 5 Şubat 1626’da Paris’te doğdu. Soylu bir ailenin kızı olan Sévigné, altı yaşında öksüz kaldı ve amcası tarafından büyütüldü. Jean Chapelain ve Gilles Ménage gibi dönemin ünlü öğretmenlerinden ders alarak yetişti. 1644 yılında evlendi, ancak eşi 1651’de bir düelloda hayatını kaybetti.
1669’da kızı Grignan Kontu ile evlendiğinde Provence’a taşındı. Kızından uzak yaşamak, onu psikolojik olarak derinden etkiledi. Bu ayrılığın ardından kızıyla olan tek iletişim yöntemi mektuplaşmak oldu. Marquise de Sévigné, toplamda 1700 mektup yazdı. Bu mektuplarda günlük yaşam, sosyetik dedikodular, önemli kişiler, edebiyatla ilgili düşünceler ve ziyaretler hakkında yazıyordu. Kaleme aldığı bu mektuplar, onun adını edebiyat tarihine altın harflerle kazandırdı.
Marquise de Sévigné çikolatalarının hikâyesi ise 1892’de Rouzaud çiftinin Royat Çikolata Fabrikası’nı satın almasıyla başladı. Çift, kaliteli çikolatalar üreterek bölgeye örnek olacak bir sanayi kurmayı hedefliyordu. 1898’de şirketin adı, çikolatanın faydalarını sıkça vurgulayan Marquise de Sévigné’ye ithafen değiştirildi.

İstiklal Caddesi’ndeki Oryantal Pasajı’nda, dönemin ünlü üç pastanesine ev sahipliği yapan bir dükkân bulunuyordu. Bunlardan biri, Fransız Charles Bourdon tarafından kurulan Saint Petersbourg Pastanesi’ydi. Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şinasi gibi ünlü isimler de sıkça burada bulunurdu. Bir süre sonra Bourdon, Edouard Lebon’u pastanesine ortak aldı ve birkaç yıl sonra pastaneyi ona devretti.
Mösyö Lebon, pastaneyi önce eski adıyla işletmeye devam etti, ancak sonrasında adını kendi soyadıyla değiştirdi. Pastanenin fırını, Edouard Lebon’un tasarımıyla ünlü Fransız firması Lemeunier tarafından yapıldı. Ayrıca dükkândaki “Sonbahar” ve “İlkbahar” adlı Art Nouveau fayans panoları, Fransız Ch. Boulanger Choisy-Le Roi firması tarafından sipariş edilerek 1905’te duvarlara yerleştirildi. Mekânın vitrayları ise Mazhar Resmor tarafından tasarlandı.
1942’de, Avedis Ohanyan Çakıroğlu adlı iş insanı, Lebon Pastanesi’ni devralarak adını Markiz olarak değiştirdi. Çakıroğlu, Paris’e sıkça gider ve her seferinde Marquise de Sévigné çikolatalarını satın alırdı. Çakıroğlu’nun hayali, pastanesinde aynı kalitede çikolata üretmekti. Bu hayalini gerçekleştirerek, Markiz Pastanesi’nde sevdiği çikolataları üretmeye başladı.

1862 yılına Şark Aynalı Pasajı’nda (Passage Oriental) Cafe de Saint Petersbourg’un sahibi Charles Bourdon ile Edouard Lebon ortaklık kararı almış, yeni pastanenin adı da, “Confiserie et Patisserie de Saint Petersbourg, C. Lebon & Bourdon” olarak belirlenmişti.
Bir pastanenin artan popülerliği
Pastane, Fransız fırın tuğlaları ve dönemin ünlü sanatçılarından Mazhar Resmor tarafından yapılan vitraylarla süslenmişti. Bu estetik dokunuşlar, Markiz’in iç mekânını adeta bir sanat galerisi atmosferine büründürmüştü. Bu şık ortamda, günümüzün popüler tatlılarından profiterol ve çikolatalı pastalar gibi lezzetlerin yanı sıra, Fransız pastacılığının zarif örnekleri de sunuluyordu.
Markiz, yalnızca tatlarıyla değil, aynı zamanda sosyal ortamıyla da dönemin İstanbul’unu yansıtıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten dönemin ünlü simalarına kadar pek çok önemli isim burayı ziyaret etmiştir. Pastanenin popülerliği o kadar büyüktü ki, İstanbul’a gelen yabancı diplomatlar, iş insanları ve sanatçılar da burada zaman geçirirdi.

Ancak Markiz, 1980’lerde yaşanan ekonomik zorluklar ve Beyoğlu’ndaki gayrimenkul değişiklikleri nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 1980 yılında Şark Pasajı’nın satılmasıyla birlikte Markiz Pastanesi de faaliyetlerine son verdi. Ancak bu kapanış, pastanenin efsanesinin sona erdiği anlamına gelmiyordu.
Ne yazık ki, 2013 yılında bu mekân tekrar kapanmak zorunda kaldı. Ancak İstanbul’un simgelerinden biri olan Markiz, hâlâ hatıralarda yaşamakta. 2023 yılı itibarıyla, pastanenin yeni sahipleri Tekin Esen ve Mehmet Erkul, Narmanlı Han’ı satın alarak restorasyon çalışmalarına başladı.
Mekânsal ve kültürel değişimin izleri
Markiz Pastanesi gibi önemli mekânlar, İstanbul’un belleğinde derin izler bırakmış, bir zamanlar dönemin elitlerinin ve sanatçılarının buluşma noktası olmuş, ancak zamanla işlevini kaybetmişti. Bu mekânlar, fiziksel olarak varlıklarını sürdürseler de, orijinal işlevlerini kaybettikleri için kültürel değerleri zamanla silinmişti.
Markiz Pastanesi uzun yıllar kapalı kaldıktan sonra 2003 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilerek hizmete açılmış, bir süre pastane olarak açık kalan mekân daha sonra restorant ve kafe olarak hizmet ettikten sonra 2013’te yeniden kapanmıştı.

Markiz Pastanesi, Beyoğlu’nun dönüşümünün önemli bir sembolü. Hem Lebon Pastanesi hem de Saint Petersbourg Pastanesi ile birlikte Beyoğlu’nun belleğinde uzun yıllar yer etmişti. Bu mekân, kültürel etkileşimlerin yoğun olduğu ve zamanla üzerinde pek çok sosyal katmanın biriktiği bir yer haline geldi. Ancak zamanla kullanıcı profilinin değişmesi, mekânın işlevinin ve anlamının da dönüşmesine yol açmıştı.
Mekânların değişimi, sadece fiziksel dönüşüm değil, aynı zamanda mekâna yüklenen sembolik anlamların da dönüşümü. Beyoğlu’nda yaşanan her değişim, mekânın kolektif bellekteki yerini etkiliyor. Markiz Pastanesi’nin değişen işlevi ve zamanla unutulmaya yüz tutması, Beyoğlu’nun kültürel bellek üzerindeki etkisinin silikleşmesine yol açtı. Ancak bu değişim, aynı zamanda kentle olan bağları yeniden kurma ve geçmişi yeniden canlandırma çabalarının da bir parçası oldu. Beyoğlu, eski ve yeni kullanıcılarının etkileşimleriyle sürekli olarak yeniden yazılan bir parşömen gibi, mekânsal ve kültürel bir değişimin izlerini taşıyor.

Beyoğlu’nun değişim süreci
Beyoğlu’ndaki bu dönüşüm, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir değişimdir. Kentin mekânı, zamanla kullanıcısından kopmuş ve anlamını yitirmişti. Ancak geçmişin izleri hâlâ mekânda varlığını sürdürmekte ve bu izler, İstanbulluların belleğinde silinmektense, yerini yeni yorumlara, yeni anlamlara bırakmakta. Bu nedenle, Beyoğlu’nun değişim süreci, bir yandan geçmişin izlerini silerken, diğer yandan bu izleri yeniden şekillendirerek kent belleğinin canlı kalmasını sağlamakta.
Beyoğlu, İstanbul’un tarihi ve kültürel kimliğini şekillendiren en önemli bölgelerden biri olarak, yıllar içinde pek çok sosyal, mekânsal ve kültürel dönüşüme tanıklık etti. Bu değişimler, mekânların zamanla farklı işlevler kazanması ve kültürel izlerin birbirine eklenmesiyle gelişti. Bugün ise Beyoğlu’nun unutulmaya yüz tutmuş değerlerinden biri olan Markiz Pastanesi‘nin yeniden açılacak olması, kültürel belleğin korunması açısından son derece sevindirici bir gelişme.

