Share This Article
Sanıyorum 2008 yazıydı. Lise 1 bitmiş, kalp kırıklıklarıyla bitmiş. Hayatımı Hatırla Sevgili ve Football Manager 2008 kontrol ediyor. Tabii ki her an şarkılar söylüyorum. Onlarca şarkı Limewire’dan indirip Winamp’tan açıyorum.
Nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde, Limewire’ın dehlizlerinde kaybolurken kendimi Grup Gündoğarken adlı bir grupla karşı karşıya buldum. Adı ilgimi çekti sanırım pek hatırlamıyorum. Bir şarkısını indirdim, aaa, İlhan Şeşen bu! Şarkı da güzel: Hayallerimi Bırak. Tam benim kalemim, tam benim tınım. İlk aşkımın yarası taze.
O yaz Grup Gündoğarken‘e dair her şeyi indirdim, her şeyi dinledim. 15 yaşımda korsana karşı bir bilinç geliştiremediğim için başta müzik emekçileri olmak üzere herkesten özür diliyorum. Ancak bugüne baktığımızda da tekelleşme tüm şiddetiyle müzik endüstrisini işgal etmiş zaten. Neyse, bu başka bir yazının konusu.
Grup Gündoğarken, tüm lise hayatıma damga vurdu. Sabahlarca dinledim, söyledim. Şarkılarını kişiselleştirdim. Hayatımda hiç Bodrum’a gitmemiştim. “İki aşık bile birbirini unutur, Bodrum’dan başka bir şey düşünülmez Bodrum’da” şarkısıyla Bodrum’u tanıdım. Sensiz Olmaz şarkısıyla ağladım, olmayacak hayaller kurdum (Keçiboynuzu gibi de olsa biraz oldu bu arada o hayaller, hayal kurmaktan vazgeçmemeliyiz). Ben lise sondayken abim Ankara’ya taşındı, Ankara’dan Abim Geldi şarkısı biraz daha benim özelim oldu.
Sonra ne göreyim? Olacak O Kadar müziklerini de Ferhan Şensoy‘un oyunlarındaki müziklerin bazılarını da Gündoğarken yapmış. “Bu insanlar ne kadar da harikalar…” diye düşündüm hep. “Yol aldım sevdalardan, kendimi bulmak için. Şarkılar, türküler söyleyip yanmak için” şarkısıyla aşk için üzülmenin bana yakışmayacağını öğrendim.
İstanbul-Atina-İstanbul albümü… Hayatımızın bir döneminde babam Yunanistan’la ticaret yapıyordu. Dimitri amca Selanik’ten bizi ziyarete gelirdi, gezerdik. Bana 2004 yılında daha yeni çıkan ve DVD de çalıştıran bir Playstation 2 hediye almıştı. Sevgili dostlar, bir çocuk ancak bu kadar mutlu olabilirdi. O günlerden beri Yunan müziğini, ortak kültürümüzü, biraz da duygulanarak severim. Duygulu bir seviş. Bu albümün o ortak kültürün tınısı üzerine kurulmuş olması benim için hayal edilemeyecek güzellikteydi. Hep hayal kurardım bu albümü dinlerken. Büyük adam olacağım ve bu güzel ortak kültürü daha çok yaşayacağım hayalleri. Maalesef olmadı. Hayat beni başka yollara yöneltti.
Soran Bulunmaz diye bir şarkısı vardır Grup Gündoğarken‘in. Çok duygulanırım. “Ne saray ne hamam, ne han isteriz. Nerde gün batarsa canım, orada yatarız. Bazı altımızda kuş tüyü döşek, bazı örtülecek yorgan bulunmaz. Bazı ‘Kimsin?’ diye canım, soran bulunmaz” 2008 yazında bu şarkıyı dinlerken 2025 Türkiye’sinin temel gerçekliğinin bu dizeler olacağını nereden bilebilirdim? Sahi neler yaşadık biz bu 17 yılda?
Mucize diye bir şarkıları vardır. Direkt olarak beni anlatıyordu. Yani ben 15 yaşındayken öyle düşünüyordum. “Çocukluğun gizemli, saklı köşelerinde, canım yine sıkkın okul dönüşlerinde” Her zamanki gibi ilk aşkıma açılamamış ve kös kös eve dönüp bu şarkıyı açmışım. Şarkının ilk tınısını duyduğum an 2008’e ışınlanıyorum. Çevremdeki insanlar, hayat, bugünkü benliğim; hepsi yok oluyor. Sadece 2008 yazı.
En depresif şarkılarımdan birine geçiyorum: Anlatamam. Bu şarkıda da vokal İlhan Şeşen‘in yeğeni Burhan Şeşen‘de. “Yüce dağlar dümdüz olsa, gece bitse gündüz olsa her kelimem bir cüz olsa, derdim büyük anlatamam.” Lise çağındaki biri için büyük dertlerdi, özür dilerim… Yani aslında karşılıksız bir aşkın içinde bulunmak bence hâlâ büyük bir dert. Yetişkinlik sadece bu derde bir perde çekebilmeni sağlıyor. Daha mı iyi oluyor? Bence hayır.
Grup Gündoğarken bana her zaman biraz MFÖ, biraz İncesaz havası vermiştir. Bu çıkarımı lisedeyken yapmıyordum tabii ama o zaman da bu sanatçıları, grupları dinliyordum. Bunlara çekiliyordum. Şimdi biraz oturup bakınca aslında kendi içinde tutarlı çekilmeler olduğunu düşünüyorum.
O günlerin masumluğuna dönmek düş gibi bir şey… “Bazen sen kokuyorsun yağmurun nefesinde. Bazen ansızın bir vapur geçiyor, içimden. Geçmişim yok. Yarınım yok. Deniz yok. Boşver salla bu dünya düş gibi bir şey.” Grup Gündoğarken‘i dinleyerek bilmediğim, sadece arada babamlarla gezmeye gittiğim İstanbul benim için bir bağlı olduğum parçaya dönüştü. Geçen vapurlar, boğaz ve tabii ki Kuzguncuk…
Lise hayatım Grup Gündoğarken‘le geçti, üniversite hayatım ise Kuzguncuk’a duyduğum aşkla. Marmara’da okurken her fırsatta Kuzguncuk’a giderdim. Her misafirimi Kuzguncuk’a götürürdüm. Kuzguncuk sahilin her karışında izim vardır. Anılarım vardır. Ama Kuzguncuk aşkım Bursa Çekirge’deki evimizdeki odamda filizlendi. “Dön desem döner misin bana, eskisi gibi sevinir misin bilmem, Kuzguncuk’ta ilk gecem” Bu şarkıyı milyonlarca kez dinledim herhalde.
Grup Gündoğarken’i keşfedişimin ardından bu kadar hayatımın merkezine koyunca İlhan Şeşen, Burhan Şeşen ve Gökhan Şeşen‘i de araştırdım tabii. Bir de ne göreyim? İlhan Şeşen gruptan ayrılmış ve yeğenleriyle arası yokmuş! Kahrolduğumu hatırlıyorum. Bu ayrılık bizi uzun yıllar yeni müziklerden mahrum bıraktı. Tam 8 yıl! Sonra Burhan ve Gökhan Şeşen ikilisi Hayat Bu adlı bir albüm çıkardı. Albüm hiç satmadı, ben tabii ki içine düştüm. Bayıldım. Çıkış şarkılarından tek bir nota bile unutmadım bu yıllar içinde. Zaten bu ikilinin ses rengini de çok severdim. Ama bazen düşünürüm, “Bu ayrılık olmasaydı biz başka nasıl güzelliklerle kutsanacaktık?” diye. Sonra içimde olgun bir ses yükselir ve der ki, “What If’lerle hayatı yorumlamanın bir manası yok. Olanı kabul et ve buna göre yaşa.” Mantıklı oluşu ne kadar da sinir bozucu bir cümle.
Zaten uzun yıllardır bu trionun hazzından mahrumduk ama orada köşede duruyorlardı. İstediğimiz zaman dokunabiliyorduk onlara. Geçtiğimiz hafta İlhan Şeşen öldü. İlk duyduğumda pek tepki veremedim. İçimde küçük bir iğne battı gibi oldu. Koltuğuma oturdum, ağırlık çöktüğünü hissettim Durmak bilmeyen bir ağırlık. Gözlerimi kapadım, çocukluk aşklarımın, sevinçlerimin. Lise yıllarımdaki o çalkantılı günlerin artık çok uzakta kaldığıyla yüzleşmeye çalıştım. Yüzleşemedim. Sanırım bir süre daha yüzleşmek istemiyorum. Bence Grup Gündoğarken Türk müziğinin en hakkını alamamış müzik gruplarından biri. Yarattıkları dünyada yıllarca kayboldum ben. Gerçekliklerimden kaçtım ve huzur buldum. Bir nebze ilaç buldum. Hiç gitmediğim yerlere gittim, hiç görmediğim yerleri özledim. Hiç tatmadığım duyguların eksikliğini hissettim. Grup Gündoğarken benim için sadece ben ölünce ölür. Huzurla uyu İlhan Şeşen.

