Share This Article
Genç bir kültür muhabiri -ve daha da önemlisi bir müziksever- olarak İKSV 32. İstanbul Caz Festivali’nin basın lansmanına büyük bir heyecanla gittim. Zira festival, kentin yakın zamanına yönelik en önemli ve köklü kültürel geleneklerinden biri olmakla birlikte müzikseverlere sunduğu seçki ile bir kürasyon niteliği de taşıyor. Tabii ki bu yıl da programı ele geçirir geçirmez grupları, sanatçıları irdelemeye ve kimi isimleri o anda keşfetmeye başladım. Festivalin programını inceleyince Gregory Privat’ın müziği ve Phoenix albümü, beni 4 Temmuz’da Fransız Sarayı’nda gerçekleşecek konsere gitmek konusunda kararlı kıldı. Bununla da yetinmedim ve sanatçıyla konuşup bir söyleşi gerçekleştirmek istedim. İşbu söyleşi, Martinique’den Paris’e uzanan; geleneği ve moderniteyi caz dokularında buluşturan genç bir müzisyeni tanımamız için samimi bir vesile olma arzusuyla hazırlandı.
Küçük yaşta klasik piyano eğitimi almaya başladınız, 16 yaşında beste yapmaya yöneldiniz, babanız José Privat da piyanist. Bu müzikal ortamda büyümek kariyerinizi nasıl etkiledi? Profesyonel olarak müziğe yönelmeye ne zaman karar verdiniz?
Babam José Privat, Martinique’in ünlü gruplarından Malavoi’nun piyanisti. Dolayısıyla müzik dolu bir ortamda büyüdüm. Evimizde sürekli caz müziği de çalardı çünkü babam aynı zamanda caz tutkunu. Bu sayede Martinique’in geleneksel müziği ve cazdan etkilendim. Müziğin hayatımda çok önemli olacağını hep biliyordum ama ailem bana, geçinmek için başka bir meslek edinmemi önerdi. Bu yüzden bilgisayar ve yazılım mühendisliği okudum. Beş yıl mühendis olarak çalıştım. Aynı zamanda jam session’lara katıldım, birçok müzisyenle tanıştım, ilk iki albümümü kaydettim. Sonrasında 28 yaşında, yalnızca müzikle geçinebilecek miyim diye görmek için işimi bırakmaya karar verdim. Bu bir inanç sıçramasıydı, o zaman başarılı olacağına dair hiçbir garanti yoktu.
Klasik eğitiminiz caz bestelerinizi nasıl etkiledi? Beste yaparken klasik yapı ile caz doğaçlaması arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Kendinizi daha yakın hissettiğiniz bir tarz var mı?
6 yaşından 16 yaşıma kadar klasik piyano eğitimi aldım. Çok iyi bir öğretmenim vardı. Bu bana enstrümanda tekniğimi geliştirme imkânı sağladı, ama o yaşlarda bu müziğin tüm karmaşıklığını tam anlamıyla kavradığımı sanmıyorum. Daha sonra beste yapmaya, doğaçlamaya, caz müzisyeni olmayı öğrenmeye başladım. Ardından klasik müziğe, bu müziği daha iyi anlayarak geri döndüm ve belki de bilinçsizce bestelerime daha fazla klasik etki katmaya başladım. Bugünlerde klasik müziği cazdan daha fazla dinliyorum diyebilirim.

UK Jazz News sizi “kendine özgü, zarif ve kişisel bir sese sahip” olarak tanımlıyor. Karayip müziği ve cazı nasıl harmanlıyorsunuz? Martinique kökeninizi Fransız caz sahnesine nasıl taşıdınız?
Bazı bestelerimde Martinique veya genel olarak Karayip müziğinin etkisi belirgin; örneğin Family Tree albümümdeki Ladja parçasında Martinique’in Bèlè ritimlerini kullandım, Ki Koté albümümde Guadeloupe’tan Gwo Ka ustalarıyla çalıştım veya L’Horloge Creole adlı parçada sol elimle Biguine ritmini aktardım. Bazen ise bu sadece solo çalarken kullandığım fraselerde kendiliğinden ortaya çıkıyor; bu noktada daha doğal bir süreç oluyor. Ayrıca son dönemlerde kayıtlarda şarkı söylerken Creole dilinde söylüyorum. Bu da kültürümü ifade etmenin başka bir yolu.
Uluslararası caz sahnesinde gelenek ve yeniliği birleştiren bir isim oldunuz. Yolculuğunuzda size en büyük ilhamları veren insanlar, yerler veya deneyimler neler oldu?
İlk olarak babam José Privat. Beni piyanoyla ilk tanıştıran oydu. Martinique ve Guadeloupe’tan Marius Cultier, Alain Jean-Marie, Mario Canonge gibi büyük piyanistlerden ilham aldım. Yine de cazda ilk büyük esin kaynağım Michel Petrucciani oldu. Onun güçlü melodileri, caz dinlemeyen insanları bile etkileyebiliyor. Ardından Keith Jarrett, Chick Corea, Herbie Hancock, Gonzalo Rubalcaba, Brad Mehldau gibi diğer caz piyanistlerini keşfettim.
2024 tarihli albümünüz Phoenix, Académie du Jazz tarafından Django Reinhardt Ödülü (Yılın Müzisyeni) ile ödüllendirildi. Bu albümün yaratım süreci sizin için nasıldı? Phoenix sizin için ne anlam ifade ediyor?
Phoenix, 2020’de yayınladığım Soley albümünden sonra geldi. Soley, caz ile elektronik müziği ve şarkı söylemeyi birleştirme denememdi. Bir Alman plak şirketiyle anlaşmıştım ama onlar çalışmayı çok sevmedi. Bu nedenle kendi şirketim Buddham Jazz’ı kurarak albümü kendim çıkardım. Müzikal olarak yeni bir yola çıkmak istediğim için çok kararsızdım. Dört yıl sonra gelen Phoenix albümüyle bu yeni yönde daha kendime güveniyordum. İsmini de bu yüzden seçtim: Güçlü bir kavram ve aynı zamanda kül olup yeniden doğmayı simgeliyor.
Phoenix, geçmiş ile geleceğin gerilimlerini yansıtan dijital ve analog estetik arasında bir köprü kuruyor. Bu albümü kariyerinizde nereye koyuyorsunuz?
Benim için yeni bir başlangıç. Bu yeni vizyonu daha da keşfetmek istiyorum. Ayrıca insanların, caz hakkında hiçbir şey bilmeseler bile müziğe ve mesajına dokunduklarını hissetmeleri beni çok mutlu ediyor. Asıl amacım da buydu!
Canlı performanslarınız genelde atmosferik ve ruhani olarak tanımlanıyor. İstanbul gibi tarih katmanları olan bir şehirde çalmak sizde nasıl bir duygu uyandırıyor? Seyircilerle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Öncelikle, müzik benim için ruhani bir yolculuk. Kendimle derin bir bağ kurma şeklim olduğu kadar başkalarıyla da bağlantı kurma aracım. Phoenix albümümde yaşam, ölüm, yas, aydınlanma, evrensellik ve hepimizi birbirine bağlayan bağlar gibi konuları işledim. Özellikle Supernova parçasında bunu görebilirsiniz. Konserlerden sonra insanlar genelde bana gelip hislerini anlatıyor. Bu beni çok etkiliyor. Bazen gözlerim doluyor. Gerçekten çok özel, sihir gibi bir şey.

İstanbul kozmopolit yapısıyla güçlü ve çeşitli bir müzik ruhuna sahip. Daha önce Türk müzik sahnesi veya müzisyenlerle bir temasınız oldu mu? İstanbul Caz Festivali’nde Tolga Bilgin ile sahne alacaksınız. Bu iş birliği nasıl ortaya çıktı? Seyircileri nasıl bir konser bekliyor?
Tolga Bilgin ile çalacak olmak benim için büyük bir onur. Daha önce Türkiye’de konser verdim ama Türk müzik sahnesiyle ilk kez bir iş birliği yapıyorum. Bence çok özel ve benzersiz bir konser olacak.
Müziğinizde klasik ve modern unsurlar birlikte var. İleriye dönük olarak denemek istediğiniz yeni türler veya disiplinlerarası projeler var mı?
Cazla pop müziği daha fazla birleştirmek istiyorum. Belki bir sonraki albümümde bunu denerim. Bakalım nasıl olacak :)

