Share This Article
Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis, Kostantiniyye, İslambol ve Asitane… Yüzyıllar boyunca farklı isimlerle anılan İstanbul, her biri şehrin zengin kültürel mirasına dair izler taşır.
Bu bağlamda, İstanbul’un heyecan verici ancak bir o kadar da gizemli havasını yansıtmak amacıyla Meşher, çarpıcı bir sergiye ev sahipliği yapıyor: “Hikâye İstanbul’da Geçiyor.” Sergi, Batı edebiyatındaki kurmaca eserlerde İstanbul’un nasıl temsil edildiğini inceleyerek, şehrin sanat ve edebiyatla olan derin bağını gözler önüne seriyor.
16. yüzyıldan günümüze kadar farklı dönemlerde kaleme alınmış İstanbul temsillerine odaklanan sergide, fantastik hikâyelerden grafik romanlara, bilimkurgu ve casusluk öykülerine kadar geniş bir yelpazede Batı edebiyatındaki İstanbul imgeleri mercek altına alınıyor.

İstanbul: edebiyatın vazgeçilmez mekânı
Ömer Koç Koleksiyonu’ndan yaklaşık 300 nadir kitap, serginin merkezini oluşturuyor. Ayrıca, yazarların el yazmaları, ilk baskılar, imzalar, gravürler, resimler, film afişleri, nota kitapçıkları ve gazete kupürleri gibi çeşitli materyaller de sergiye dahil edilmiş. Serginin küratörlüğünü ise Ebru Esra Satıcı ve Şeyda Çetin üstleniyor.
Ayrıca bakın:
Ziyaretçiler, İstanbul’un edebiyat dünyası açısından nasıl bir arka plan olarak kullanıldığını gözlemleme fırsatı bulurken, şehrin insanları, tarihi olayları ve kültürüyle sanata nasıl yön verdiğini de keşfedebilecek. Sergi, Batı’daki İstanbul anlatılarındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyarken, geçmiş ve bugün, kurmaca ve gerçek, Doğu ve Batı gibi kavramları yeniden değerlendirmeye davet ediyor.

Sergi tasarım ve uygulamasını üstlenen Nilüfer H. Konuk, öne çıkan yazar ve eserleriyle ilgili, “Sergi, Victor Hugo, William Butler Yeats, Jules Verne gibi ünlü şair ve yazarların İstanbul tasvirlerini hatırlatırken yeni yapıtların keşfedilmesi için de bir kapı aralıyor,” ifadesini kullandı.
İstanbul, hem Türk hem de Batı edebiyatında en çok odaklanılan şehirlerden biri. Şehrin gizemli atmosferi, köklü tarihi ve Doğu ile Batı arasındaki akışkan kimliğiyle, edebiyatçılar için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
Sergide yer alan eserler, İstanbul’u farklı açılardan tanıma imkânı sunarken, şehrin çok katmanlı anlatısına da kapı aralıyor. Farklı dönemlerden ve yazarlardan gelen eserler, şehrin karmaşıklığını yansıtan çok boyutlu bir imge oluşturuyor.
Örneğin, 18. yüzyılda Lady Mary Wortley Montagu, Osmanlı İmparatorluğu’na yaptığı seyahatlerde İstanbul’u, sosyal gelenekleri, günlük yaşamı ve harem sistemini canlı bir şekilde tasvir etti. Montagu’nun eserleri, dönemin Oryantalist bakış açısının aksine, şehre dair daha kişisel ve derinlemesine bir görüş sunuyor.
Kimlik ve zaman
Voltaire’in Candide eserinde, İstanbul’u doğrudan deneyimlememiş olsa da, şehri Batı ile Doğu arasındaki felsefi ve kültürel farkları yansıtan bir imgeler bütünü olarak kullanır. Osmanlı İmparatorluğu’nun “şatafatını” ve “yozluğunu” Aydınlanma’nın akılcılığıyla karşılaştırarak, İstanbul’u Batı dünyasının eleştirisini yapabileceği bir sahne olarak sunar.

Thomas Goffe ise İstanbul’u Batılıların “öteki” olanı algılama biçimlerini yansıtan, oldukça fantastik bir çerçevede tasvir eder. Onun İstanbul’u, Batı’nın Osmanlı’yı egzotik bir krallık olarak görme eğilimini yansıtır.
Pierre Loti, İstanbul’u romantikleştiren anlatımıyla tanınır. Özellikle Aziyadé‘de (1879), şehri özlem ve egzotizmle betimleyerek melankolik bir dünya olarak sunar. Sergide ayrıca, II. Abdülhamid’in Pierre Loti’ye 1890’da Yıldız Sarayı’nda hediye ettiği elmas taşlı sigara tabakası da yer alıyor.
Virginia Woolf, Orlando: A Biography‘de (1928) cinsiyet, kimlik ve zaman temalarını işlerken İstanbul’u kültürel ve tarihsel dönüşümün bir simgesi olarak kullanır. Öyle ki, Woolf, İstanbul’u Doğu ve Batı’nın kesişim noktası olarak tanımlamaktan geri durmaz.
Son olarak, Lord Byron İstanbul’u romantik bir bakış açısıyla betimlerken, Victoria Sackville-West şehri Doğu ile Batı arasındaki çatışmalar ve kültürel kimlik ekseninde ele alır.
