Share This Article
Oysa Kendinden Kaçamazdın / Emel Şentürk Kaya / Notos / 128 s. / Roman
Emel Şentürk Kaya’nın ilk öykü kitabı insanın en karanlık kuytularına tutulan güçlü bir fener. Terk edilmiş bir şehirde geride kalanların kaderi, üvey torununa şiddet uygulayan bir kadın, kendi kız çocuğunu bir türlü sevemeyen bir anne… “Oysa Kendinden Kaçamazdın”daki öykülerde zihnimizin dehlizleri yumuşak bir ışıkla aydınlanıyor. Dümdüz bir denizde dipteki güçlü akıntıyı anlatıyor yazar, adeta en dipten yüzüyor. Sudan çıktığımızda her şey sütliman. Hepsi hikâye, hepsi içimizde, hepsi bizim gibi insanlar…



Mutluluğun Sakıncaları / Elizabeth Farrelly / Çev. Ertem Gökyaran / Yapı Kredi Yayınları / 256 s. / Roman
“Mutluluğun Sakıncaları”nda doyumsuz bir tüketim toplumuyla karşı karşıyayız…
Aynı zamanda göz alabildiğine uzanan beton yığınlarının, asfaltların ve reklam panolarının arasına serpiştirilmiş, mantar gibi bitiveren muazzam ve şaşaalı alışveriş merkezlerinin, geniş arabalarla süslü kocaman evlerin diyarındayız. İnsanların gitgide daha da miskinleşip televizyon karşısında pineklediği bir dünya burası…
Peki, bolluk içinde yüzen bu insanlar neden mutlu değiller? Muazzam zenginliğimiz neden bizi tatmin etmek yerine daha da büyük beklentilere yol açıyor? Ebeveynlerimizin kuşağıyla karşılaştırıldığında bile aşırı müsrif gözüken bir yaşam tarzını neden istiyoruz? Gezegenimize verdiği zarar ortadayken, neden “hakkımız” olarak gördüğümüz şeyleri talep etmeyi sürdürüyoruz? Estetikten etiğe, siyasetten tasarıma kadar birçok konuya yakınlığı nedeniyle “Rönesans kadını” olarak tanımlanan ödüllü eleştirmen Elizabeth Farrelly, dünya üzerinde bıraktığımız devasa ayak izlerimizi inceleyerek sayısız hasara yol açan alışkanlıklarımızdan niçin kopamadığımızı, neden küçük ölçekli, insani boyutlarda mekânlar yaratamadığımızı ve doğaya saldırmaktan vazgeçemediğimizi sorguluyor.
“Arjantinli şair Jorge Luis Borges şöyle diyor: ‘İnsan yaşadığı yeri yıllar boyunca şehirlerin, krallıkların, dağların, körfezlerin, gemilerin, adaların, balıkların, odaların, aletlerin, yıldızların, atların ve insanların resimleriyle doldurur. Ve ölümünden kısa bir süre önce fark eder ki, sabırla oluşturduğu bu labirentin çizgileri aslında kendi yüzünü resmetmektedir.’ Bu semiz kalelerin, rahatlık kozasına sarınmış bu imparatorlukların içinde hızla köreliyoruz. Yeterince uyarılmadığımız için, bir kafesin içindeki şempanzeler gibi davranmaya başlıyoruz. Mızmız, bezgin ve depresif bir hal alıyoruz. Alışveriş yapıyor, satın alıyor, yiyoruz. Ya da ikame benliklerimizi yani arabalarımızı, çocuklarımızı ve evlerimizi besleyip büyütüyoruz. Tüm bunlar, gezegenimizin yakın gelecekte bile altından kalkamayacağı ölçüde, ekolojik ayak izimizi genişletiyor. Çocuklarımızın geleceğini tüketiyoruz. Geleceği yağlarla ve koruyucu maddelerle yeniden yapılandırılmış bir şekilde, önceden ısıtılmış ve suçluluk duygusuyla işlenmiş bir tabakta sunuyoruz onlara.”
Hoşça Kal Bay Chips / James Hilton / Çev. Yasin Öner / Dedalus / 80 s. / Öykü
Brookfield Okulu’nda tüm hayatını öğretmenliğe adayan Bay Chipping ya da herkesin sevgiyle “Mr. Chips” dediği Bay Chips sadelikte bulduğu mutlulukla sınıfının kalbini, yıllar boyunca kırmadan dökmeden öğretimiyle fethediyor. Beklenmedik bir tatil yürüyüşünde tanıştığı anlayışlı ve neşeli Katherine, onun ruhunu yeniden canlandırır; klasik öğretmenin kalbine sevgi, mizah ve hayatın tadını çıkarma cesareti verir. Fakat bu kısa mutluluk, derin bir hüzne dönüşecektir.
Bu kısa ve etkileyici roman, “bir öğretmenin sevgiyle yürekleri nasıl iyileştirebileceğini” zarif bir sıcaklıkla anlatıyor; şüphesiz, edebiyat dünyasının en dokunaklı ve unutulmaz hikâyelerinden biri.



Kentsel Beyin: Dirimsel Kentte Akıl Sağlığı / Nikolas Rose, Des Fitzgerald / Çev. Ercan Tugay Akı / Ayrıntı Yayınları / 368 s. / Sosyoloji
Birleşik Krallık Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Konseyi’nin (ESRC) “Sosyal Bilimi Dönüştürme” programı kapsamında oluşturulan bir proje ve bu proje süresince yapılan çeşitli araştırmalarla ortaya çıkan bu kitap, kent hayatı ile akıl sağlığı arasındaki ilişkiyi sosyal bilimler ve fen bilimleri arasında bir köprü kurarak derinlemesine irdelemektedir. Dirimsellik ve yerleşim kavramlarını merkeze alarak nöroekososyal bir perspektiften argümanlarını oluşturan Rose ve Fitzgerald, spesifik megakentlere ve metropollere gönderme yaparak kent hayatının akıl sağlığı üzerinde bıraktığı izleri ve kent hayatı ile zihinsel yaşamın nasıl iç içe geçtiğini stres ve stres faktörleri, ekonomik ve sınıfsal etkenler, hem yerel hem de uluslararası düzeyde göç ve göçmenlik, ırkçılık ve bir organizma olarak insanın içinde yaşadığı sosyal ve materyal çevre ile olan etkileşimine odaklanarak göstermektedir.
Akşam İstanbul’da Çok Fena Şeyler Oldu / Serdar Korucu / İstos Yayınları / 336 s. / Toplumsal Tarih
“Anneme çevredekiler söyledi, ‘Dün akşam İstanbul’da çok fena şeyler oldu’ dediler.” Kitabın başlığını da oluşturan bu sözler Marina Kalumenu’ya ait. Kendisi Dimitrios Kalumenos’un, yani 6-7 Eylül 1955’i fotoğraflayarak, pogromun hafızalara kazınmasını sağlayan Patriklik Fotoğrafçısının kızı. Kalumenos o geceyi anlatırken “Sadece cansız şeyler mi acı çekti? Hayır!” diyor ve yaşanan şiddet dalgasının insanlara yönelen bölümünü anlatıyordu. Bu kitap, 70 yıl sonra onun izinden giderek Türkiye, Yunanistan ve Fransa’da yaşayan 32 “son tanığın” dilinden o gece yaşananları aktarıyor.
Ekümenik Patrik Hazretleri Bartholomeos:”1955’ten sonra Türkiye’den ayrılma fikri Rumların aklına yerleşti. Artık emniyette olduklarını hissedemiyorlardı. Bu dönemden sonra göç etmeye karar verdiler.”
Dora Mavraki:”İçeri girdiklerinde papaz amcam bahçede saklanırken onu avluda ‘Bu kara sakallı papaz nerede?’ diye aramışlar. Kendini o siyah cübbesiyle kapatmış.” Aliki Şanguloğlu:”Halam diyor ki ‘Bugün kızımın okulu var, gelemem ama yarın gelirim.’ Ertesi gün kız çamaşır suyuyla intihar etti. Hamileydi! Hamile kalmıştı! Eylülden sonra yaşandı bunlar…”
Mihail Mavropulos:”1955’te onları kurtaran bir hayat kadınıydı. O kadın Türk’tü. Aynı binada oturuyordu, ilk kattaydı. … Paskalya’da çörek verirlerdi. … Ve o gece binanın önüne çıktı, ‘Burada Rum yoktur’ dedi, gelenleri kovdu.” Jirayr Karagöz:”Hakkı vardı. Komşumuz… O kırmaya gitti. O adam, ‘Madam buram yanıyor, buram yanıyor’ dedi ve kırmaya gitti.”
Hristos Elmacıoğlu:”Bakın diyorum, Rumlar, yani biz çiçek vazosu değiliz. … Bizim başımıza bunlar geldiğinde, siz veya aileniz, babalarınız, dedeleriniz arkadaşlarınız hiç tepki gösterdi mi? Protesto ettiniz mi? Bunu durdurmaya çalıştınız mı? Yapmadığınız için şimdi bunun bedelini siz de ödüyorsunuz.”
Salto Mortale: Erken Kapitalizmden Risk Hırs ve Rekabet Hikayeleri / Ahmet Öncü / Habitus Kitap / 176 s. / Ekonomi
Salto Mortale Erken Kapitalizmden Risk, Hırs ve Rekabet Hikayeleri Ahmet Öncü Kapitalizm büyük bir servet ve refah yarattı. Ancak aynı zamanda dizginlenemez bir hırsı, acımasız bir rekabeti ve kontrol edilemez bir risk döngüsünü de. Bugün risk artık yönetilebilir bir meydan okuma değil; ekonomileri krize, toplumları istikrarsızlığa, devletleri savaşlara ve ekosistemleri çöküşün eşiğine sürüklüyor.
Bir zamanlar için büyümenin kaçınılmaz maliyeti olarak görülen risk, artık varoluşsal bir tehdit. İnsanlık artık bir yol ayrımında: Kapitalizm varlığını sürdürdükçe karşı karşıya olduğumuz krizler sadece olasılık değil, kaçınılmaz çöküşün habercisi. Marx’ın salto mortale [ölümcül sıçrayış] metaforuyla ifade ettiği şekliyle, kapitalist ekonomi kendi çelişkileri içinde hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Ancak bu dengenin her an çökebileceği ve dünyayı geri dönüşü olmayan bir yıkıma sürüklediği gerçeği artık daha net. Bu kitap, kapitalizmin 14. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan tarihini inceliyor ve hırs, rekabet ile risk üzerine kurulu bir düzenin nasıl doğup dünyaya yayıldığını gözler önüne seriyor. Riskin yalnızca büyümediğini, aynı zamanda giderek daha karmaşık ve tehlikeli bir hal aldığını gösteriyor.
Büyük aileler, suikastler, siyasi çekişmelerle şiddet sarmalına dönüşen Avrupa kentleri; kıtaya hakim olma mücadeleleri, milyonlarca insanın hayatına mal olan savaşlar, devletlerin iflası; spekülatif ekonomiler, piyasaların balonlarının patladığı sefalet yılları; yönetici sınıfların bitmeyen güç mücadelesi; özgürlükçü düzenin yerini alan otoriter yapılar… Ve aslında tümü kapitalizmin güç, servet ve risk uğruna dünyayı nasıl şekillendirdiğini gösteren sayısız ve iç içe geçmiş hikayelerden müteşekkil. Bizler de bu hikayelerden bazılarını geçmişin ışığında bugünü sorgulamak üzere mercek altına alıyor.
