Share This Article
Newcastle’ın enerjisini, kuzeydoğu İngiltere’ye özgü şiirsel anlatımları ve rock’ın sert dokusunu cazın içine ustalıkla yerleştiren Knats, ilk kez Beyoğlu Caz Festivali’nde Türkiye seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Çocukluk arkadaşlıklarından doğan bu genç trio, sahnede teatral anlar ve yoğun doğaçlamalarla örülü, sınır tanımayan bir müzikal dünya kuruyor. Hem köklerine bağlı hem de yenilik arayışında olan Knats, İstanbul’daki dinleyicileri enerjik ve unutulmayacak bir sahne diyaloguna davet ediyor. Biz de grubun kurucu üyeleri Stan Woodward ve King David-Ike Elechi ile hem festival heyecanlarını hem de müziklerinin ardındaki yaratım sürecini konuştuk.
Beyoğlu Caz Festivali kapsamında birçok kişi Knats’ı ilk kez canlı dinleyecek. Müziğinizi ve sizi daha önce hiç duymamış birilerine nasıl tanıtırsınız? Knats’ın nasıl kurulduğunu ve isminin arkasında nasıl bir hikâye olduğunu da merak ediyoruz.
Biz Knats‘tan Stan Woodward ve King David-Ike Elechi… Bu hafta sonu İstanbul’da çalacağımız için çok heyecanlıyız. Gelecek yıl çıkacak ikinci albümümüzden birçok parçayı burada seslendireceğiz. Şu anki tarzımızı, çeşitli etkileşimlerin bileşimi olarak tanımlayabilirim; ancak büyük ölçüde caz ve rock ağırlıklı. Ayrıca, İngiltere’nin kuzeydoğusuna özgü şiirsel anlatımların kullanıldığı teatral bir canlı performansa da ev sahipliği yapıyoruz. İngiltere’nin doğusundan, Newcastle Upon Tyne adlı bir şehirden geliyoruz ve Geordies (bölgede yaşayan yerel halkı ifade eden bir terim) olmaktan dolayı gururluyuz. Newcastle, büyük rock gruplarıyla ünlü bir şehir ve bu da mirasımızın önemli bir parçası. Ben (Stan – bas gitar) ve King (davul) 10 yaşından beri en iyi arkadaşız, Newcastle’ın West End bölgesinde birlikte büyüdük. 18 yaşındayken, Ferg Kilsby adında 15 yaşındaki genç bir trompetçiyle tanıştık ve böylece bu üçlü Knats‘ın çekirdek kadrosunu oluşturdu. Knats adı, benim ve King’in isimlerinin birleşiminden geliyor: Stan’in tersten okunuşu ve King’in K harfi.

Knats grubunun kurucuları Stan Woodward ve King David-Ike Elechi…
Müziğinizin caz, hip-hop ve elektronik dokuları harmanladığı söylenebilir mi? Beste yaparken veya sahneye çıkarken türler arasındaki ayrımlara yaklaşımınız nasıl?
Müziğimiz aslında elektronik ya da hip-hop tınılarını pek barındırmıyor. Günümüzde tür olarak biraz belirsiz bir yerde dursa da bizim için müziğin caz açısından olabildiğince güçlü ve etkileyici olması önemli. Gruptaki herkesin caz geçmişi var ve her biri kendi alanında yetkin bir müzisyen. Bu konserde tenor saksofonda George Johnson, klavye ve synthesizerda ise Sandro Shargorodsky bizimle olacak. Sesimiz rock dokusunu da taşıyor elbette; hatta bahsettiğimiz diğer etkilerden daha baskın diyebiliriz.
‘Türkiye’deki ilk konserimiz’
Caz her zaman bir diyalog meselesi olmuştur; enstrümanlar, müzisyenler ve hatta dönemler arasında. Çaldığınızda kimle veya neyle bir diyaloğa giriyorsunuz?
Açıkçası biz sahnede her an birbirimize kulak veriyoruz. Çünkü doğaçlamaya daha bireysel bir yerden yaklaşıp sadece kendisine odaklanırsa kişi, dinleyiciyi hiçbir zaman doğru şekilde bulamaz. Ben bir ritim grubu üyesi ve davulcu olarak, Stan’in bası ve Sandro’nun klavyeleriyle uyum içinde çalıp üflemelilerin üzerine inşa edebileceği sağlam bir temel oluşturmayı sahnedeki en önemli “diyaloglardan” biri olarak görüyorum — en azından benim için durum öyle.

Farklı ülkelerdeki dinleyicilerin müziğinize tepkisi nasıl oluyor ve bunun Türkiye’de bulacağı karşılığı merak ediyor musunuz?
Aslında bu, Birleşik Krallık dışında verdiğimiz ilk birkaç konserden biri; yani en azından canlı performans açısından bizim için tamamen yeni bir deneyim. Türkiye’deki dinleyiciler konusunda ise gerçekten çok meraklıyız. Bence hem eğlence hem de müzikal açıdan sahne performansımızdan keyif alacaklar. Sahnede oldukça enerjik oluyoruz, müziğin içine tamamen giriyoruz ve performansa zaman zaman mizahi ya da teatral öğeler de katıyoruz — umarız herkes bundan keyif alır.
Dinleyicileriniz Türkiye’deki konserinizden tek bir duyguyla ayrılacak olsalar bu duygunun ne olmasını isterdiniz?
Umarız herkes güzelce dans edip, iyi bir headbang yapar ve paralarının hakkını vererek ayrılır!

