Share This Article
2yaka’nın Portreler programında, tuvalin sınırlarını aşan, fırçasını bir mücadele bayrağına, kelimelerini bir manifestoya dönüştüren evrensel bir aydını, Abidin Dino’yu konuk ediyoruz.
7 Aralık 1993’te aramızdan ayrılan Dino, ardında sadece tablolar değil, Türkiye aydınının vicdanını temsil eden çok katmanlı bir miras bıraktı. Osmanlı’nın son dönem bürokrat ailelerinden birine, bir “Rönesans insanı” olan ağabeyi Hikmet Arif Dino’nun yanına doğan Abidin, sanatını bu köklü geçmiş ile Cumhuriyet’in sancılı modernleşmesi arasındaki o verimli çatışmadan besledi. Arif Dino’nun “renksizlik alemindeki” radikal duruşu, Abidin’in sanatındaki entelektüel mimarinin temel taşı oldu.

Dino’nun yolculuğu, İstanbul’un Robert Kolej koridorlarından Leningrad’ın devrimci sinema stüdyolarına, oradan Paris’in bohem atölyelerine uzanan destansı bir hattır. Nâzım Hikmet ile kurduğu ideolojik ve sanatsal yoldaşlık, onu d Grubu’nun akademik kalıpları yıkan dinamizmine, ardından da Anadolu’nun tozlu yollarına, sürgün yıllarına taşıdı. Çorum’da ve Adana’da geçirdiği yıllar, onun için bir ceza değil, toprağın insanını, pamuk işçisinin nasırlı elini keşfettiği bir okul oldu. Yaşar Kemal’in içindeki cevheri ilk fark eden de oydu, Pablo Picasso ile seramik fırınlarının başında dostluk kuran da…
Paris’te vatan hasretini bir sığınak olarak değil, üretken bir atölye olarak yaşayan Dino; “Paris Türk Ekolü”nün kutup yıldızı oldu. Nâzım’ın o meşhur “Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” sorusuna, bir resimle değil, onurlu ve dik duruşlu bir ömürle yanıt verdi.
Sinemadan seramiğe, karikatürden siyasi mücadeleye uzanan bu “onurlu yürüyüş”, bugün hâlâ insan elinin dürüstlüğünde ve direnişin estetiğinde yaşıyor. Boğaz’a nazır Aşiyan’da ebedi uykusuna dalan Dino, bize sanatın sadece bir seyirlik değil, bir tanıklık sorumluluğu olduğunu fısıldamaya devam ediyor.

