Share This Article
Türkiye’de sansür, yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da nefesini daraltıyor. Kitaplar “çocuğa uygunluk” ya da “muzır yayın” bahanesiyle yasaklanıyor; okuma hakkı en başından budanıyor. Bu yalnızca kültürel bir müdahale değil, aynı zamanda toplumsal bir denetim biçimi. Çünkü çocuğun hayal gücünü sınırlamak, geleceğin itaatkâr yurttaşını şekillendirmektir. Oysa asıl muzır olan, çocukları özgür düşünceden ve edebiyatın açtığı kapılardan mahrum bırakmaktır.
Aslı Tohumcu’nun Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan Hortlakları Durdurun romanı bu tartışmaların kalbinde politik bir bağlam kazanıyor. Okulda yazdığı hikâyeleri sansüre uğrayan Barın karakteri üzerinden sansürün ne kadar sınır tanımaz olabileceğini gösteren Tohumcu, çocuk edebiyatının alışıldık güvenli alanlarını sarsarken aynı zamanda bu alanı genişletiyor. Bir yanda Barın’ın “Mezar Bekçisi” imzasıyla kaleme aldığı ürpertici öyküler, diğer yanda dostluğun, mizahın ve dayanışmanın açtığı aydınlık yollar… Roman, yalnızca korkuyla yüzleşmeyi değil, korkunun içinden geçen bir cesaretle özgürce yazmayı da anlatıyor.
Çocuk edebiyatının sık sık “eğitim malzemesi”ne indirgenmeye çalışıldığı bir ülkede Hortlakları Durdurun, yasaklarla ve sansürle daraltılan hayal gücüyle hesaplaşan bir roman. Ama hepsinden önemlisi, umudu diri tutan arkadaşlığı, öğretmenlerin inancını ve yetişkinlerin unuttuğu bir cesareti çocukların ellerine teslim ediyor.

‘Hikâyeleri bir romanın içinde değerlendirmeye karar verdim’
Hortlakları Durdurun, çocuk edebiyatında gerilimle mizahı harmanlayan bir roman. Hem okul atmosferi hem de yasaklanan bir okul dergisi gibi konularla, çocuk okura çok katmanlı bir hikâye sunuyorsunuz. Bu romanın çıkış noktasını ve yazma sürecinizi nasıl tarif edersiniz?
Son iki yılım masallar, peri masalları ve masal uyarlamaları okuyarak geçti. İngiltere, İrlanda, İskoçya, Rusya, Hindistan, Japonya, İran, Amerika… Olabildiğince farklı coğrafyadan çok sayıda masal… Öyle böyle okumadım, hani okuduğum on kitaptan sekizi gibi. Masallardaki tekinsizlik, türün tekinsizliği yani, beni ister istemez korkuya yöneltti sanırım. Kendim de şaşırarak, romandaki korku hikâyelerinden üçünü yazıverdim.
Çocuklar korku türünü sevse de, korku bizde çocuklar için arzu edilen bir tür değil. Bu düşünceyle, hikâyeleri bir romanın içinde değerlendirmeye karar verdim. Barın, hikâyelerin yazarı bir lise öğrencisi olarak kendini gösterdi. Hikâyeleri sansüre uğrayınca maceranın gerisi kendiliğinden geldi.
Çocuk edebiyatında gerilim yaratmak, dengeli bir doz gerektiriyor. Kitap karakterlerinden Barın’ın “Mezar Bekçisi” imzasıyla yazdığı öykülerde okurun tüylerini ürperten ama onu korkuda boğmayan bir atmosfer kuruyorsunuz. Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Galiba o dengenin bir kısmını, korku türünden korkmama borçluyuz. Biraz da bu korku belirlemiş olabilir romandaki korku hikâyelerimin konularını. Ayrıca sonradan dönüp bakınca… doğaya, insanlara yapılan zorbalık, dedikodu, fesatlık gibi hazzetmediğim durumların da sızdığını gördüm Barın’ın hikâyelerine.
Romanın kalan kısmındaki mizah da, Barın’la arkadaşlarının ve öğretmenlerinin başına açılan onca belanın içindeki mizah da romanın genelinde bir denge kurdu. Mizahı seviyorum, romanın her adımında fırsat çıktıkça kullanmaya çalıştım. Barın’ın hikâyeleriyle romanın genel akışının uslubü arasındaki fark da yardımcım oldu.

Öykü ve romanlarıyla her yaşa ulaşan Aslı Tohumcu, okurlarını bu kez hem hayal hem okul koridorlarında hayat bulan gerilim dolu hikâyelere davet ediyor.
‘Dayanışmanın aşamayacağı zorluk olmadığı görülsün istedim’
Kurgunuzda korku öykülerinin yasaklanması, sansürün ne kadar sınır tanımaz olabileceğini gösteriyor. Peki bugünün Türkiye’sinde, “çocuğa uygunluk” gerekçesiyle yapılan yasaklamalar ve sansür uygulamaları sizce çocukların edebiyatla ilişkisini, hayal gücünü ve okuma motivasyonunu nasıl etkiliyor?
Devlet ve aile eliyle çocukların okur olarak haklarının çiğnendiğini düşünüyorum. “Çocuğa uygunluk” devletin makbul çocuğu yaratmak, ailelerin de çocuğun sorabileceği ve yanıt vermekte zorluk çekeceği soruları engellemek için kullandığı bir söylem. Çocuk edebiyatı ısrarla “eğitim malzemesi” kategorisine sıkıştırılmaya çalışıyor. Oysa çocuk edebiyatı, okuma ve okuduğunu anlama konusunda donanım sahibi olmayan ya da sosyal medyada hasbelkader on binlerle takipçi toplamış sözde guruların veya yasakçı kafaların eline bırakılamayacak kadar ciddi bir mesele. Bir kere, eğitim ders kitaplarıyla yapılır. İkincisi, çocuğu belli konuları ele alan kitaplardan uzak tutarak koruyamazsınız.
Çocukları hayatın korkunçluklarından korumanın yolu politik olarak adım atmakta yatıyor, edebiyatı yasaklamakta değil. Elbette, herkes çocuğuna istediğini okutmakta serbest ama keşke edebiyatın bu konudaki kolaylaştırıcılığından faydalansa yetişkinler. Bir çocuktan katil, tecavüzcü, hırsız, vs. yaratanın çocuk edebiyatı olmadığını kabul etseler. İyi bir çocuk kitabının bir çocuğun korkusunu, kaygısını yatıştıracağını, kendini kabullenmesini ya da kabul ettirmesini sağlayacağını, kendini yalnız hissetmemesini sağlayacağını, bir çocuğa muhteşem maceralar yaşatacağını, onu şahane diyarlara taşıyıp şahane kişilerle tanıştıracağını kabul etseler. Bunda bir kötülük olamayacağını görseler.
Romanınızda arkadaş dayanışması çok güçlü bir damar. Alara, Gözde ve Özgün gibi karakterler, hikâyenin çözümünde kritik rol oynuyor. Dostluk ve kolektif hareket, sizin çocukluk ve gençlik deneyimlerinizle nasıl bağ kuruyor?
Bunu görmeniz çok mutlu etti beni. Ben dostluğu ve arkadaş dayanışmasını yetişkinlikte bulmuş bir insanım. Çocukluğum ve gençliğim zorbalanmakla geçti. Hortlakları Durdurun‘da başka bir tavrın, başka bir dünyanın mı diyeyim, mümkün olduğunu göstermek istedim. Dayanışmanın aşamayacağı zorluk olmadığı görülsün istedim. Arkadaşlarının ve öğretmenlerinin desteği olmasaydı Barın’ın hikâyesi bambaşka bir yola girerdi. Hikâyelerini yazıp çekmeceye atar, kimseye ulaştıramaz, belki bir süre sonra yazmaktan vazgeçebilirdi. Mutsuz bir insana dönüşürdü o zaman da. Ya da yazmaktan vazgeçmezdi de, yolu çok daha taşlı, dikenli olurdu. Oysa arkadaş dayanışmasıyla o yolun taşlarını dikenlerini birlikte ayıkladılar. Her arkadaşı, ayrıca iki öğretmeni ve okul müdürü kendi güçleri, kişisel nitelikleri aracılığıyla el attılar meseleye, hatta el atmaktan öte sahip çıktılar. Barın’a her durumda inandılar, arkadaşlarını değil yollarına taş koyanları sorguladılar. Hiçbir koşulda geri adım atmadılar.

‘Umut var çünkü, umudu yaşatan, taşıyan insanlar var’
Nur ve Mazlum Öğretmen gibi karakterler, öğrencilerin ilgi duydukları alanlarda üretim yapmalarına arka çıkan figürler. Gerçek hayatta bu kadar destekleyici öğretmenlere ne sıklıkla rastlıyoruz? Bu karakterleri yaratırken, var olan deneyimlerden mi yola çıktınız, yoksa daha çok olması gerekeni mi kurguladınız? Ayrıca, kitapta öğretmenler ile müdürün öğrencileri ifade özgürlüğü konusunda cesaretlendirmesi, gerçekte nadiren görülen ama var olan bir tablo. Sizce çocuk edebiyatında “olması gereken” ile “gerçekte olan” arasındaki bu farkı göstermek, okurda nasıl bir etki yaratıyor?
Romandaki kadar olmasa da, bir okulu yönetmek, öğrencilere iyi bir eğitim vermek noktasında sesini çıkaran, boyun eğmeyen müdürler ve öğretmenler var. Soruşturmalara, şikâyetlere rağmen üstelik. Bunu romanda birkaç tık yükselttim sadece, çünkü evet, “olması gereken” görünsün istedim. Bu romanı sadece çocuklar okumayacak, ilk okuyucu buluşmamı yetişkinlerle yaptım bile ve öğretmenlerin bu desteğe, bu iyi örneğe ihtiyacı olduğunu gördüm. Bu da ayrı mutlu etti beni. İyi öğretmenlerin arkasında durmalı, onları yalnız bırakmamalıyız. Bu tutumdan en olumlu etkilenecek olanlar da çocuklarımız zaten.
Edebiyatta “olması gereken”i de göstermemiz hatta biraz daha fazla göstermemiz gerektiğine inanıyorum. Umut var çünkü, umudu yaşatan, taşıyan insanlar var, her yaştan. Romanda öğretmenlerinin Barın’a desteği kadar, müdür Kemal Bey’in “Okulumuzu nasıl yöneteceğimize tehditlerle karar verecek değiliz,” cümlesini de çok önemsiyorum. Velileri, ebeveynleri de unutmamak lazım aslında. Sıkı çocuk edebiyatı okuru olan, çocuğunun iyi edebiyata ulaşmasını isteyen çok veli var. Romanda Barın’ların fanzin çıkarmasına, okulda bir korku gecesi düzenlemelerine destek veren veliler var. Barın’ın ebeveyni, oğullarının aldığı tehditlere rağmen yazmayı ve yayınlatmayı sürdürmesine destek oluyor, endişelerine rağmen üstelik.
Son olarak hem çocuklara hem yetişkinlere yazan bir yazar olarak, Hortlakları Durdurun’u okuyan genç okurların sayfaları kapattığında aklında ve kalbinde ne kalsın istersiniz?
Romandaki dostluğu arzulamalarını, buna yönelik gayret göstermelerini isterim sanırım. Romandaki gibi bir fanzin çıkarmaya kalkışan olur mu acaba? Hayal kurmak serbest, birileri böyle bir iş için kolları sıvayabilir belki. Barın’ın yazdığı korku hikayeleri üzerinden de doğayla ve insanlarla ilişkileri üzerine kafa patlatsınlar isterim. Ama ne yalan söyleyeyim, en çok, soluksuz okumalarını isterim romanı.

