Share This Article
Eğlence için bir platformla anlaşmak ilk başlarda fazlasıyla cazip gelebilir: İlk ay ücretsiz, sonrasında gayet cüzzi bir aylık ücret; hizmet sınırsız, dahası gelecekte başka avantajlar da sunulacak. Ancak gizli maliyetler zamanla ortaya çıkmaya başlıyor. Rahatsız edici reklamlar beliriyor, uygulamanın içi giderek boşalmaya başlıyor. Peki ya vaat edilen avantajlar? Onlar için paketinizi yükseltmeniz gerek.
Bu kurgu, bugüne kadar ücretsiz bir uygulama indirmiş ya da herhangi bir yayın platformuna abone olmuş herkes için tanıdık gelecektir. Bağımlılık ilişkilerin had safhaya çıktığı günümüz dünyası için Netflix’in ikonik yapımı Black Mirror, çarpıcı dijital çağın karanlık yüzünü karşımıza çıkarıyor. 2011’deki ilk bölümünden bu yana Netflix’te yayımlanan ve platforma sanatsal bir prestij kazandıran bu antoloji bilim kurgu dizisinin altı bölümden oluşan yeni sezonu, geçtiğimiz hafta izleyicisiyle buluştu.
Peki, yayın platformlarını tiye almak, “kendilerini besleyen eli ısırmak” anlamına mı geliyor? Black Mirror’ın yaratıcısı Charlie Brooker bu konuda daha temkinli bir duruş sergiliyor. Dizi üzerine yapılan bir röportajda soruları yanıtlayan Brooker, “Açık konuşmak gerekirse, bizi besleyen eli ısırmaktan ziyade hafifçe kemirdik” yorumunu yapıyor.
‘Hikâye inanılmaz derecede sarsıcıydı’
Black Mirror, önceki sezonlarında eğlencenin nasıl üretildiği ve tüketildiği üzerine şüpheci, hatta kimi zaman karamsar bir bakış açısı sunmuştu. “Yakın gelecekte kendimizi eğlenceyle oyalarken yok ediyoruz” sorunsalı üzerine kafa yoran yapım, daha kötüsüyle yüz yüze olduğumuzu hatırlatmıştı. Ancak Brooker’ın yazdığı ve Ally Pankiw’in yönettiği geçen sezonun “Joan Is Awful” bölümü dışında, yayın platformları daha önce bu denli doğrudan hicvedilmemişti. O bölümde, Netflix’in parodisi olan bir platform, abonelerinin hayatlarından uyarlanmış aşağılayıcı programlar üretiyordu.
Brooker, “Common People” fikrini ilk kez bir dizi gerçek suç podcast’i dinlerken geliştirdiğini söylüyor. Bir sunucunun, gerçek bir olaydan hareketle vahşi bir cinayeti anlattığı esnada, araya bir restorant reklamı girmesine tanık olunca, büyük bir çelişki hissetmiş. Brooker, “Bir insanı, sponsor içeriklerini sıradan konuşmasına yedirmeye iten şey nedir?” sorusu üzerine uzunca düşündüğünü söylüyor.
O noktada, tıpkı “Joan Is Awful” gibi, bu bölümün de karanlık bir komedi olacağını düşünmüş. “Beni kandırdı,” diyen Common People’ın yönetmeni Pankiw, Brooker’ın ilk sunumuyla ilgili “Hikâyeyle ilk karşılaştığımda ‘tamam, harika’ dediğimi hatırlıyorum. Ama hemen sonra senaryoyu okumaya başlayınca, ‘İnanılmaz derecede sarsıcı’ dediğimi hatırlıyorum” ifadesini kullandı.
Yeni sezondaki Common People bölümünde öğretmenlik yapan Amanda’ya (Rashida Jones), tedavisi olmayan bir beyin tümörü teşhisi konuyor. Ancak “RiverMind” adlı yeni bir aplikasyon şirketi, beyninin dijital bir kopyasını oluşturup tekrar zihnine yükleyebiliyor.
Eşi Mike (Chris O’Dowd), Amanda’yı bu programa kaydettiriyor. Ancak kısa süre sonra maliyetler artıyor, abonelik katmanları çoğalıyor ve kullanım şartları giderek daha zorlayıcı hâle geliyor. Sonunda Mike, yalnızca aylık ücreti karşılayabilmek için “Dum Dummies” adlı bir sosyal medya platformunda kendini küçük düşürmek, hatta bedenine zarar vermek zorunda kalıyor. Gerçek dünyada bir yayın aboneliğini iptal etmek bile zor; Black Mirror evrenindeyse bu, yaşamla ölüm arasındaki bir meseleye dönüşüyor.
Brooker, “Bu hikâye pek de ince bir hiciv değil,” diyor ve ekliyor:
Komik bir fikri alıp acımasız bir sona kadar götürmek, hoşuma gidiyor.
Ve tıpkı Streamberry adlı, Netflix’i açıkça taklit eden platformun yer aldığı “Joan Is Awful” bölümünde olduğu gibi, Netflix bu eleştiriye karşı oldukça hoşgörülü davranmış; Brooker’dan hiçbir şeyi değiştirmesini ya da yumuşatmasını istememiş. Brooker, böylesi bir muamele için “Bu konuda fazlasıyla rahatlar; bu neredeyse üzücü,” diyor. Muhtemelen bunun nedeni, “Common People”ın asıl hedefinin yayın platformlarından çok, hayati tedavilere erişemeyen insanları iflasa sürükleyen sağlık sistemi olması.
‘Eğlence platformlarını sağlıklı bir şekilde tüketmenin yolu var mı?’
“Bu bölüm son derece güncel,” diyor Pankiw ve şunları ekliyor:
Çünkü kapitalizm koşullarında insanlar aslında asla vermemeleri gereken kararlarla karşı karşıya kalıyor. Dışarısı adeta bir cehennem. İnsanlar, sevdiklerini hayatta tutacak maddi güce bile sahip değil.
Jones, bölümde başrolü üstlenen oyuncu olarak, kapitalizmin yarattığı ikilemi ve bunun sanatsal bütünlükle kesiştiği noktaları derinlemesine kavrıyor. Ona göre, her ne kadar bu bölüm özünde sağlık sistemine odaklansa da, “mesele sadece sağlık sistemi değil; yayın platformları da benzer şekilde hedefimizde,” diyor:
Birçoğumuz, fiyatları keyfi biçimde belirleme ve insanlara piyasa değeri üzerinden ne kadar ‘değerli’ olduklarını söyleme gücüne sahip dev şirketler için çalışıyoruz.
Jones, bu bölümü, teknoloji devlerinin çağında pek çoğumuzun hissettiği “özne olamama” durumuna dair bir bildiri olarak görüyor. Üstelik bu sistemin dışında olmadığının, tam aksine yapının bir parçası olduğunun farkında. Hangi yayın platformlarına abone olduğu sorulduğunda, “Az çok hepsine,” diye yanıtlıyor. Ama ardından duraksayıp tekrar soruyor:
Hepimiz aynı durumda değil miyiz?
Sezonun diğer bölümleri de eğlence kavramına dair karanlık sorular ortaya atıyor: Onu yaratmakla ilgili (“Hotel Reverie”, “Plaything”); etkisine kapılmakla ilgili (“USS Callister: Into Infinity” — dördüncü sezondaki sevilen bölümün devamı); ya da onun dünyayı yok etmesine göz yummakla ilgili. Aslında bu, önceki sezonlarda da işlenen bir tema. Bir nesil önce, her yerde her şeye anında ulaşabilme imkânı bir ütopya gibi görünüyordu. Oysa bugün, bu erişimin garip bir şekilde tatmin etmediği ve can sıkıcı derecede pahalı olduğu anlaşıldı. İşte Black Mirror tam da bu ikilemi yansıtıyor.
Yılın başlarında fiyatlarını artıran Netflix de bu yaygın memnuniyetsizlik hissiyatının bir parçası. Dolayısıyla, Black Mirror da bu memnuniyetsizliği bir şekilde ekrana getirme gereği hissetmiş. Brooker’a “Peki, eğlence platformlarını sağlıklı bir şekilde tüketmenin yolu var mı?” sorusu yöneltildiğinde, Black Mirror’ın yaratıcısı, “Ruhumuzu aşındırmadan eğlence tüketmenin bir yolu var mı… bu gerçekten çok karanlık bir soru,” diyor ve ekliyor: “Hayır yok. Biz sadece insanları gizli kalmış korkuları üzerşnden eğlendirmeye çalışıyoruz.”

