Share This Article
Bu bölümde, geçtiğimiz yılın son günlerinde büyük sermaye sahiplerinden Sabancıların bölgede görülmesiyle gündeme oturan ve bu yıl da konuşulmaya devam edecek olan Haydarpaşa ve onunla aynı kaderi paylaşan Sirkeci Garı’nın özel proje alanı ilan edilmesini ele alacağız. İki bölüm olarak kurguladığımız programın ilk kısmında, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Yüksek Mimar ve Mühendis Mücella Yapıcı ile garların tarihini ve bu alanlarla ilgili yürütülen mücadelenin hikâyesini konuşacağız.
Sirkeci ve Haydarpaşa garları ile ilgili bizi bu aşamaya getiren süreç nasıl başladı ve bugüne kadar neler yaşandı?
Evet, kötü bir aşamaya geldik. Fakat bir yandan da şunu söylemek gerekir: Bu sürecin başlangıcı neredeyse 2000’li yıllara dayanıyor. Kötü bir noktada mıyız, emin değilim; ancak çok kritik bir noktada olduğumuz kesin. Düşünün, eğer 2003’ü ya da esas olarak 2005 yılını baz alırsak, 2025 yılına gelmiş bulunuyoruz. Yani tam 20 yıllık bir mücadele sürecinden bahsediyoruz.
Bu gerçekten ilginç bir durum. Bir yanda 20 yıldır inatla sürdürülen çok haklı bir mücadele var; öte yandan ise 2000’li yıllardan beri iktidarların ısrarla, inatla yürüttüğü ve her yolu denediği bir süreç söz konusu. Öncelikle, bu sürecin başına dönüp, “Niçin?” sorusunu sormak gerekiyor.
Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarını düşünelim… Dünyada eşi benzeri bulunmayan, iki yakayı demir yolu ve deniz yolu aracılığıyla birbirine bağlayan bu iki gar, bir kent için olağanüstü bir değere sahip. Hangi açıdan bakarsanız bakın –ister turistik, ister ulaşım açısından– son derece önemli birer yapı. Hele ki Bağdat Demiryolu’nun inşa edildiği dönemi düşündüğümüzde… Ayrıca, günümüz açısından değerlendirdiğimizde de limanı unutmamak gerekir. Orada bulunan buğday siloları, Anadolu’dan gelen yüklerin ve insanların buluşma noktası olan bu alanın, şiirlere ve filmlere konu olmuş eşsiz bir yer olduğunu gösteriyor.
Binanın kendisi de çok büyük mimari özellikler taşıyor. Hem statik açıdan son derece özel hem de mühendislik açısından büyük bir başarı örneği. Dünyadaki inşaat mühendislerinin ayağa kalkması gerekir, çünkü ağır ve heybetli görünen bu bina, aslında kazıklar üzerine inşa edilmiş. Deniz üzerine kurulu olan bu yapı, olağanüstü bir statiğe sahip.
Dünyada Haydarpaşa Garı’na benzer olarak mimarların yaptığı Stuttgart Garı örneği var. İlginç bir şekilde, Stuttgart Garı’nda da bir yenileme süreci yaşandı ve bu süreç bizimkine oldukça benzerdi. O zaman şöyle bakıyorsunuz; “Nedir bu?” diye, Dünyadaki küresel ekonomik politikaların kente yansımalarının çok değiştiğini görüyorsunuz. Özellikle 1980’lerin sonlarına doğru, kentlerin bütün varlıkları –kültürel, sosyal alanlar, araziler, ormanlar, dereler ve daha birçok unsur– küresel sermayenin birer malı hâline geldi. Kentler artık hem yatırımın hem de sermayenin nesnesi konumuna indirgenmiş durumda.
Dünyanın gelişmiş kentlerinde durum farklıdır; ancak az gelişmiş kentlere baktığımızda, kentsel demokrasinin yeterince gelişmemiş olması, bu tür değerlerin pazara sunulmasını kolaylaştırıyor. 2002 veya 2000’li yılların başında, Haydarpaşa Garı ve çevresindeki sahil için bir proje yarışması düzenlenerek bu süreç başlatıldı. Fakat o zamanlar gar belli liman belli… Yani öyle bir şey yok. Ama sonra özellikle biz de Birleşik Taşımacılık Sendikası ile birlikte bu mücadeleye başladığımız zaman işin TCDD tarafını biz de onlardan öğrendik. 2003 yılında bir Alman firmasına, Haydarpaşa Garı ve ard alanının büyük bir ticaret merkezi olarak planlanması için projeler hazırlatıldığı ortaya çıktı. Dikkat edin, bu gelişmeler 2003 yılında yaşandı.
Bu süreçte 2002’de yaşanan iktidar değişiklikleri ve 1999 depremini de yaşadık. Deprem öncesinde, “İstanbul’u küresel ekonomiye nasıl kazandırırız?” lafları ediliyordu. Deprem sonrasında ise, İstanbul Deprem Master Planı henüz tamamlanmadan, dönemin belediye başkanı tarafından “İstanbul görücüye çıkıyor” diyerek çeşitli projelerin tanıtıldığı duyuldu.
Dünya gayrimenkul sermayesine yani emlak yatırımcılarına yönelik projeler anlatılmaya başlandı. Bu projeler arasında Haydarpaşa da vardı. Haydarpaşaport, Galataport ve bugün hâlâ mücadele ettiğimiz birçok büyük ölçekli proje, 2005 yılına kadar uzanan bir geçmişe sahip. Ancak tüm bu gelişmeleri daha eskiye, 2000’li yılların başına kadar götürebiliriz.
Bölümün devamını Spotify ve YouTube kanalları üzerinden dinleyebilirsiniz.
