Share This Article
Ece Kutlugün Arslan
Büyüyünce sanır mısın ki gökler daha yakın olacak uzun boyunun sayesinde? Sanır mısın ki, dereler daha yavaş akacak uzamış kollarının gücüyle? İşte öyle sanma. Hiç de öyle olmayacak eğer bu kitabın sözünü dinlemezsen!
Büyükler hep gri kıyafetleriyle, ölüme doğru götüren pusulanın takibindeyken, küçükler de onların sıkıcı asfalt yollarını renklerle mahvetmekte. İkisi de birbirinin dünyasına yabancı işgalciler gibiler. “Benim özenle kurduğum renksiz ve düzenli dünyama ne hakla simli perukların saçlarını dökersin?” diyor büyükler. Küçükler de “binbir pislik ve eğlenceli renkle boyadığım hayal evinin duvarlarını nasıl kimyasal kokulu ıslak mendille silersin?” diyor.
“Büyüyünce yaparsın! Daha çok küçüksün.” denilen şeyler büyüyünce yapılmıyor. Yapılamıyor değil, hayır. Yapılmıyor. Neden mi? Aslında bu, düşündüğünüzden daha karmaşık bir cevaba sahip bir soru. Ancak basit ifadelerle şöyle açıklamaya çalışayım: Küçükken zorlu işleri yapmaya el vermiyor vücudumuz; çünkü kaslarımız, kemiklerimiz daha yeterince yumurta yememiş, süt içmemiş oluyor. Ama yine de cesaret ve hayal gücü tomurcuklarımız büyüyor gün geçtikçe ve biz su içtikçe. Gücümüz yettikçe deniyoruz, çabalıyoruz; çoğu zaman da bir yerlerimizi incitiyoruz. Ta ki bir yere kadar… Büyüyünce, yani yaşımızdaki sayıların rakamsal değeri artınca, içimizdeki heyecan baloncukları patlıyor; uykumuzda da burnumuzdan çıkıp havaya dağılıyor. O baloncuklar bir kayboldu mu, artık sıkıcı yetişkinlik bizi bekliyor.

Peki ne zaman büyümeye başlıyoruz da kalbimizdeki heyecan pırıltıları, uzuvlarımızla birbirinin tam zıddı şekilleniyor? Biri artarken diğeri azalıyor? Bunları aynı anda büyütmenin ya da sabit tutmanın bir yolunu bulabilen oldu mu hiç?
Roald Dahl’dan ilham alan iki yazar, Al Blyth ve Stella Gurney, işte bu sorunun cevabını bulmuş. Gelin, nasıl olduğunu anlatayım. Yetişkin görünen ama içindeki çocuğu asla öldürmeyen o insanlar, sadece ve sadece dahiler. Sanatçılar, bilim insanları, kâşifler, işini çılgınca yapanlar ve insanların ne dediğini düşünmeden yolunda ilerleyenler… “Sakın yapma!”, “Bu böyle olmaz!” ya da “Sen delirdin iyice!” diyenlere inat kendi yolunda ilerleyenlerdir; büyüyen bedenine karşı minik bir çocuğu içinde yaşatanlar. Aslında o çocuk içinde yaşadıkça, yaşsız olur, ölümsüz olursunuz deniyor bir nevi. Çünkü çocukluğun yaşı yoktur. Çocukluk küçük bir sayı değil; sayısız deliliktir.
Yaşın sayıları büyüdükçe önem kazanır demiştik. Kitabımızın ışığında durum gerçekten de böyle. Hatta büyükler, “olgunluk” adını verdikleri sıkıcılıklarıyla yaşlanırken, bir de 30’u 29’a, 40’ı 39’a düşürmeye çalışır. Ne kadar da komik! İçindeki çocuğa veda etmişsin; zaten 15 yaşında bile yaşlı sayılırsın!
Kitap, “Sakın Büyüme” diyor okurlarına. Basit ve çok duyulmuş bir ifade olsa da bu, onu değersiz kılmıyor. Çünkü kitap diyor ki: Taşırarak boyayın, dağıtarak toplayın, özenle yapılan kuleyi bir hareketle yerlere savurun… Yani demek istediği, çocukluğunuzu gerçek bir çocuk gibi yaşayın. Güzelliklerden geri kalmayın ve eğlenin.

Aslında büyümek, üst üste giyilen kat kat kazaklar gibi; her katman bir öncekini biraz daha gizler. İlk kaybolan şey ne yazık ki merak olur; ardından kahkaha sessizleşir, en son da “neden?” sorusu utanılacak bir şeye dönüşür. Oysa çocuklar meraklı sorularıyla dünyayı ilerletir, yetişkinler ise cevaplarını korumakla meşguldür. Belki de gerçek cesaret, daha fazla bilmek değil; hâlâ bilmediğini yüksek sesle söyleyebilmektir. İçindeki çocuk tam da bunu yapar: Durur, bakar, şaşırır ve utanmadan hayran kalır.
Yalnızca çocuklara değil bu “Sakın Büyüme” sözü. Aslında kitap, çocuklardan çok yetişkinlerin çocuksu hislerini saklamamalarını istiyor. Yetişkinlik, çocukluğa bir veda değildir. Çünkü ancak koca çocuklar dünyayı renklerle görebilir, dünyada ve anılarında parıltılı izler bırakabilir. Tarih boyunca da önce deli, sonra dahi olarak anılan büyük insanlar, bu kitaba göre birer koca çocuktu. Yani büyük olmak ile küçük olmak, parkta şeker yiyen iki iyi dost olabilir. Neden olmasın ki? Ancak böyle hayatın tadı çıkar ve bu kitabın bir anlamı olur.
Celal Üster tarafından çevrilen ve Quentin Blake’in Roald Dahl’dan esinlenerek çizdiği Sakın Büyüme, minikler ve koca çocukların favorisi olacak sıcak bir renk cümbüşü. Dahl efsanesini yaşatan muhteşem çizimler, belki sizi eskilere götürür, belki de yarınlar için ilham verir.

