Share This Article
Kaset’in B yüzü’nün üçüncü bölümünde “hak ettiği değeri bulamamış Türkçe gruplar” temasını ele aldık. Bu konu, farklı dinleyici algıları nedeniyle tartışmalı yorumlara açık.
2001 yılında Soner Can Özer tarafından kurulan Almora, senfonik–gotik rock/metal çizgisinde özgün bir proje olarak tanımlandı. Grup, Epica, Within Temptation ve Nightwish gibi uluslararası örneklerle karşılaştırılabilecek nitelikte olmasına rağmen Türkiye’de hak ettiği karşılığı bulamadı. Halbuki, 2008 tarihli Kıyamet Senfonisi albümünün baştan sona hikâyesel bir bütünlük taşıyordu.
Almora’dan Crash’e
Bu türün Türkçeye “yakışıp yakışmadığı” meselesi ise önemli bir başlık. Pek çok dinleyici Türkçenin bu tarza uygun olmadığı yönünde önyargıya sahip olduğunu aktarıyor. Biz ise dinleyenlerin büyük bölümünün zaman içinde fikrini değiştirdiğini, Türk kültürü ve mitolojisinin bu tür anlatılara fazlasıyla elverişli olduğunu görüyoruz. Almora’nın bu mirası başarılı biçimde yansıttığı ve Haggard gibi gruplarla aynı çizgide değerlendirilebileir. Grubun ilgi görmemesinin asıl nedeni ise grubun dağılması…
Öyle k, Soner Can Özer’in Orta Avrupa’da verdiği konser ve “Kaf Dağı’nın Ardında” parçasını bu konserde Cem Adrian’ın seslendirmesi grubu dikkat çekici kılıyor.
Bir diğer grup ise daha köklerine dönük bir Türkçe rock örneği olan Crash… Grup 2000 yılında Popcorn adıyla kurulduğu, 2006’da ise Crash adını aldı. Grubun sadeliğini “less is more” yaklaşımıyla tanımlamak mümkün: gereksiz enstrümantasyondan uzak, klasik gitar–bas–davul–vokal düzeni koruyan bir tarz…
Buna rağmen sözlerin ve özellikle Serkan Ferhat’ın vokal performansı bir hayli güçlüydü. Crash’in 2007 tarihli Zaman Yok albümü, grubun olgunluk döneminin bir çıktısı.
Bölümün devamını Spotify ve YouTube kanalları üzerinden dinleyebilirsiniz.

