Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Vitrindekiler

Haftanın öne çıkan kitapları arasından sizlere özel bir derleme yaptık. Keyifli okumalar ve iyi pazarlar dileriz.
SS / Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu / Kırmızı Kedi Yayınevi / 256 s.

Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun yazdığı ve bugün okurlarıyla buluşan ”SS” kitabı büyük bir skandalın perde arkasını aralıyor. Kitapta, AKP’den daha önce milletvekili ve beledi başkan adayı olmak için başvuran Sadullah Alagöz’ün E.M adında bir çocuğa tecavüz soruşturmasında şüpheli olduğu bilgisi yer alıyor.

Mafya hakkında rapor yazan emniyet müdürünün başına neler geldi? Süleyman Soylu ile Ekrem İmamoğlu arasındaki küfürlü konuşma neden yapıldı? AKP’li işadamının bilinmeyen tecavüz dosyasında neler var? Cumhurbaşkanlığı’ndaki kritik ismi kim gizlice fotoğrafladı? Sedat Peker’in Süleyman Soylu ile ilişkisindeki sırlar ne? Soylu, Erdoğan sonrasına hazırlanan bir proje mi? Devletten maaş alan troll yapılanması nasıl kuruldu? Soylu, finansörlerini kime nasıl açıkladı? Soylu, Fethullah Gülen’e hangi konuda danıştı? Hablemitoğlu dosyasına Soylu’nun müdahalesi nasıl oldu? Sinan Ateş cinayetinde Soylu neden sessiz kaldı? Soylu’nun soruşturma evrağında neler var? Gizli ByLock yazışmalarında Soylu’nun adı nasıl geçiyor? Demirel ve Menderes, Soylu hakkında neler söyledi? SS plakalı o aracın öyküsünde hangi ilişkiler var? Soylu’nun dizinin dibinde oturduğu tarikat şeyhi kim? AKP’de kimler Soylu ile kavga ediyor? Cezaevinden Soylu’ya gönderilen gizli mektupta neler yazıyor? Soylu’nun sildirdiği arşivinde neler var? Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen Süleyman Soylu’nun bilinmeyenlerini anlatıyor.

Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken / Jonathan Crary / Çeviri: Tuncay Birkan / Metis Yayınları / 152 s.

Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü¨-sisteminin yok edilmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, “yakıp yıkma” safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek için hayati kaynakların imha edilmesi anlamına gelir. Daha genel anlamdaysa, bereketli bölgelerin çoraklaştırılıp yenilenme kapasitesini yitirmesine karşılık gelir. Sudan mahrum bırakılmış nehirleri ve yeraltı suları zehirlenmiş havası kirlenmiş toprağı kuraklık ve kimyasal tarımla mahvedilmiş kavrulmuş bir dünya demektir.

Yakıp yıkma kapitalizmi, grup ve toplulukların kendi kendilerini geçindirmesine, kendi kendini yönetmesine veya birbirlerine destek olmasına imkân veren ne varsa imha eder. Bu durum madencilik, ormansızlaştırma ve zehirli atık yığma yoluyla yaşanması imkânsız çorak alanlar ve yoksulların umutsuz iç sürgünler haline geldiği şehirler yaratılan Küresel Güney’de son derece şiddetli yaşanıyor. Hesaplanarak düşük seviyede tutulan savaş hali veya uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmalar, bir zamanlar sivil toplumu andıran her şeyin ortadan kalkmasına neden oluyor…

Bunun karşısında “toplum karşıtı aygıtlara” kul köle olmaktan kurtulma ve pasiflik ile yalıtılmışlığı yeni dayanışma biçimlerine dönüştürme konusunda birliğin ve ortak eylemliliklerin benzersiz bir gücü olduğunu söyleyebiliriz.

Kayıp Halk: Günümüzde Yoksulluk Hâlleri / Necmi Erdoğan / İletişim Yayınları / 423 s.

Yazar yoksuuluk pornografisini sorgulayarak, yoksullarla gerçekten konuşmanın imkânını yokluyor öncelikle. Yoksulların yalnızlaşma, içe göçme, kabullenmeme, konuşamama, içerleme gibi güçlü duygusal gerilimlerine eğiliyor. “İdare etme” stratejilerini, lümpenleşme eğilimlerini ve isyankârlığın şikâyetten ileri gitmemesi halini inceliyor. Yoksulluğun özgül çoğulluğunu, derinlemesine görüşmelerle ortaya konan 15 portrede görüyoruz: Pazarcı, baloncu, gündelikçi, engelli, kimsesiz, torbacı, “cadde bayanı”… Eski Devrimci-Yol sempatizanı, AKP hayranı, asimile Kürt, yalnız Alevi çift… Necmi Erdoğan, “kayıp halk” kavramıyla, “muktedirlere karşı bir başka hayat ve dünyanın mümkün olduğunu gösteren ve bunu bağrında cisimleştiren bir kolektif ‘gelecek olan halk’”a işaret ediyor… “Halkın kendi kendini yaratması, pay verilmeyenlerin paylarını alması, söz verilemeyenlerin söz alması, susturulanların konuşması, üretenlerin yönetmesi üzerine kurulu bir siyasal perspektif” arayışıyla…

Bir Kadın / Annie Ernaux / Ç. Yaşar Avunç / Can Yayınları / 64 s.

Ernaux, hafızasını, zihinsel ve fiziksel bütünlüğünü yok eden bir hastalık yüzünden yitirilen annenin ardından, küçük bir Normandiya kasabasının varoşlarında doğan ve Paris’in banliyölerindeki bir hastanenin geriatri koğuşunda ölen gerçek kadının portresini çizmeye, onu olduğu gibi resmetmeye girişiyor. Bir anne ve kızı arasındaki hem zayıf hem de sarsılmaz bağı, onları ayıran dünyaları anlatan Bir Kadın, mümkün olan en tarafsız dille yazılmış bir ağıt, belki de Annie Ernaux’nun en dokunaklı metni.

Kızgın Buhardaki Koza / Hagop Gobelyan / Aras Yayıncılık / 360 s.

Yazar, İzmit sancağının Ermenice adıyla Bardizag, Türkçe adıyla Bahçecik nahiyesinden olan ailesinin 1915 yazında yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldı. Bahçecik, çoğunlukla Ermeniler olmak üzere, Rum, Laz ve Gürcü halklarının eviydi. İpekböcekçiliği Bahçeciklilerin başlıca geçim kaynağıydı ve ipekböceklerinin ördüğü kozalar bölge halkının muhayyilesinde türlü anlamlar taşıyan çok güçlü bir imgeydi. Roman bir anlamda bu imgenin izini sürerken, bir taraftan da tehcir kararının uygulanmaya başladığı sırada İstanbul’da, Doktor Kadri Raşit Paşa’nın köşkünde bahçıvanlık yapmakta olan Mıgırdiç’in ve yine o sırada, Adana’da Bağdat Demiryolu şantiyesinde çalışan Artin’in, Bahçecik’teki ailelerine ulaşmak için birbirlerinden habersiz olarak atıldıkları serüven dolu yolculuğa tanıklık ediyor. Kızgın Buhardaki Koza, aklın bir köşesinde, ailenin sağ salim bir araya gelip gelemeyeceğine dair bir merakla bir solukta okuyacağınız, macera türünde bir ilk roman.

Bertolt Brecht Bütün Oyunları 1 / Bertolt Brecht / Ç. Firuzan Gürbüz Gerhold / Everest Yayınları / 648

20. yüzyıl Alman şiir ve tiyatrosunun en önemli isimlerinden biri olan Bertolt Brecht, epik tiyatronun, diğer bir deyişle diyalektik tiyatronun kurucusudur. Eserleri uluslararası alanda da saygıyla karşılanmış, pek çok ödüle layık görülmüştür. Düzen çarklarındaki çürük yanları başarıyla hicveden Brecht, onlarca oyununun yanı sıra kuramsal yazıları ve yeni sahneleme yöntemleriyle çağdaş tiyatro anlayışına da yön vermiştir. Körü körüne eğlendirmekten ziyade seyircide bir bilinç yaratmayı önceleyen Brecht’in epik tiyatrosunda oyuncuların role dışarıdan yaklaşması, seyirciden kopmadan farkındalığını belli etmesi, seyircinin katarsis yaşamasına engel olması beklenir. Brecht’in kavramlaştırdığı bu yabancılaştırma efekti, seyircinin oyunla duygudaşlık kurmasını engelleyip akılcı eleştirel bakışını korumayı amaçlar. Brecht, insanı koşulların bir ürünü olarak gören diyalektik görüşü benimsemiş ve insanın bu koşulları değiştirebileceğine inanmıştır: Mesele yalnızca dünyayı yorumlamak değil, ayrıca onu değiştirmektir; amacım bu ilkeyi tiyatroya uygulamaktı.