Share This Article
KİM BU İNSANLAR / İLKER KARAKAŞ / NOTOS KİTAP / S.104
İlker Karakaş, aile sorunları içinde denge bulmaya, olup bitenleri anlamaya çalışan bir konumunda. Alkolle karmaşık ilişkisinin kararsızlıkları onu hiç bırakmıyor. O hayatla hiçbir zaman barışık değil. Hoşnutsuz, uyumsuz çünkü öyle bir hayat istemiyor. Her zaman bir çıkış yolu arıyor, bazen buluyor bazen bulamıyor. İlker Karakaş’ın öykü dünyası sık rastladıklarımıza benzemiyor. Aykırı bir yerde oluşuyor. Konuşur gibi gelişen anlatım biçimi ve yalınlığı gitgide zorlayan diliyle özellikle okunmayı hak ediyor.

BİR ROMAN KADAR UZUN / AYŞE SARISAYIN / CAN YAYINLARI / S.376
“Bir Roman Kadar Uzun”, başarılı bir yazarın hayatına değmiş isimlerden oluşan, sıralaması karışık bir sözlük aslında. Behçet Necatigil’in tertemiz anısıyla başlayıp şairin evine konuk olan edebiyatçıların arasına katılıyor, orta halli bir memur/yazar ailesinin mütevazı yaşam ve güzellik uğraşını hayranlıkla okuyoruz. Sonra başka yazarlar giriyor hayatımıza. Kâmuran Şipal’den Sait Faik’e, Adalet Ağaoğlu’ndan Siegfried Lenz’e uzanan anılar, tanıklıklar, aşina olduğumuz ya da hiç bilmediğimiz hayatlar. Elinizdeki kitap, “Eski Sokak”tan dünyaya doğru genişleyen bir harita. Bir yazarı yazar yapan şairler, yazarlar, arkadaşlar… hepsi haritada bir noktada bize gülümsüyor.
SENCER İLE YUSUFÇUK / FARUK DUMAN / YKY / S.64
‘Sencer ile Yusufçuk’ta şiirsel bir dille büyülü masallar kuruyor Faruk Duman. Öykülerin her biri kendine özgü dünyaları, kişileri ve çağdaş anlatılardan geleneksel hikâyelere bağlanan yapılarıyla dikkat çekiyor. Yazarın biçimsel arayışlardaki yetkinliğini ve yenilikçi tavrını öne çıkaran özgün bir kitap, “Sencer ile Yusufçuk”.
ANAVATANDA NEFRET / CYNTHIA MILLER-IDRISS / ÇEV: BEHZAT HIROĞLU / AYRINTI YAYINLARI / S.304 / İNCELEME
ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde aşırılıkçı akımlar kendilerine milyonlarca taraftar buluyor. Komplo teorilerinden, beyaz üstünlüğüne dair tezlerden, göçmen karşıtlığından beslenen nefret suçları ve şiddet vakaları günbegün artıyor. Hal böyle olunca aşırılıkçı akımların insanları nasıl etkilediği, hangi mecraları kullanarak toplumda yaygınlaştığı konusu ise çok önemli bir araştırma konusu haline geliyor.
Cynthia Miller-Idriss nefretin üretildiği fiziksel ve sanal alanlara merceğini doğrultuyor ve “Aşırı sağcılar nerede taraftar topluyor?” “Gençler günlük yaşamlarında aşırılıkçı mesajlarla ne zaman karşılaşıyor?” gibi sorulara cevaplar arıyor. Özellikle toplumların marjlarındaki gençlerin çeşitli ortamlarda nasıl hedef alındığını analiz ediyor ve radikalleşmeye giden yolun ergenlik ve yetişkinlik boyunca aşırı sağcı ortamlara girip çıkmakla oluşan bir süreç olduğunu gösteriyor.
Anavatanda Nefret yarının aşırı sağcı milliyetçilerinin üniversite kampüslerinden karma dövüş sanatları salonlarına, giyim mağazalarından çevrimiçi oyun sohbet odalarına ve YouTube yemek kanallarına kadar farklı mecralarda nasıl bir araya geldiğini gözler önüne seren ufuk açıcı bir çalışma. Kitap okurları yalnızca günümüz aşırı sağının gençleri cezbettiği ve tuzağa düşürdüğü ana akım mekânlara ve alanlara götürmekle kalmıyor aynı zamanda aşırılıkçı radikalleşmeyle mücadelede kullanabileceğimiz yenilikçi stratejileri de ortaya koyuyor.

DEVLETİN SUBAYI, SUBAYIN DEVLETİ / NESİMİ GÖKŞEN / İLETİŞİM YAYINLARI / S.392
“İnönü ile Menderes dönemindeki birbiriyle ardışık gizli örgütlenmelerin gerekçelerine bakıldığında, üyelerindeki kuşak/ zihniyet farklılığına rağmen, bazı temel noktalarda bir ‘süreklilik’ söz konusuydu. Bu süreklilik, kışlalarda genç subayların ‘n’olacak bu memleketin hali’ sorusuna aradıkları ‘benzer’ yanıtlarda gizliydi.
Bu yönüyle, geri kalmışlıktan kurtarmak görevini, Milli Şef Dönemi gizli örgütlenmelerinden miras alan bu genç kurmaylar, Prusya askerî ekolüyle eğitim görmüş seleflerinden farklı olarak Amerikan askerî ekolüyle yetişen 1920’ler kuşağını temsil ediyorlardı. Fakat subaylar nezdinde bu iki ekol arasında kesin kopuş olduğunu söylemek mümkün değildir. Melez bir askerî yapının hâkim olduğu ordu içindeki illegal oluşumları hayata geçiren temel gerekçe ‘ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak’ olsa da, 27 Mayıs Askerî Müdahalesi’nin harekât sürecinde subayların temel motivasyon kaynağı, siyasal-toplumsal muhaliflerin ‘özgürlük/demokrasi’ talepleriydi.”
Nesimi Gökşen’in Devletin Subayı, Subayın Devleti kitabı, 27 Mayısçıların ama onun da ötesinde 27 Mayıs’a giden yolda asker içerisindeki öbekleşmelerin temel motivasyonunu anlamaya çalışıyor.
Siyasetçilere güvensizliği, siyasete yüklenen pejoratif anlamı, ülkenin geri kalmışlıktan kurtarılması misyonunu asker içinden görerek, kuşak ve ekol detaylarında gezinerek, topluma “müdahale” misyonunu nasıl edindiklerinin kaynaklarına giderek, askerin toplumsal hayattaki “kaygı”larını irdeleyerek 27 Mayıs’ın farklı bir veçhesini ortaya koyuyor.
HÜRRİYET’İN İLÂNI / TARIK ZAFER TUNAYA / KRONİK KİTAP / S.112
İkinci Meşrutiyet, bugünün kapılarını açan anahtarlara sahip olmasıyla çok önemli bir dönemi kapsar. Osmanlı İmparatorluğu, tarihinin bu döneminde en kritik anlarını yaşamış, yine bu dönemde dünya tarihine veda etmiştir. İkinci Meşrutiyet ve İttihatçılık gibi konuların popülerliğini koruması, bu konularla ilgili çalışmaların giderek artması, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum sancılarının bu dönemde yaşanmasıyla alakalıdır.
“Meşrutiyet, Türkleri imparatorluk formülünden demokratik bir Cumhuriyet formülüne iletmiş olan köprüdür” diyen Tarık Zafer Tunaya’nın bu çalışmasında, bir imparatorluğun geçmişine, hâline ve geleceğine ait bütün sorular 1908’den itibaren büyük bir açıklıkla sorulmuş ve cevaplar aranmıştır. Tunaya çalışması boyunca Meşrutiyeti; fert ve toplum, olay ve fikir olarak incelerken, bugünün değil zamanın insanlarını tanıtmayı ve konuşturmayı amaçlamıştır.
Hürriyetin İlanı, İkinci Meşrutiyet hakkında çalışmalar yapan tarihçiler ve öğrenciler kadar geçmişimize dair soruları olan tüm meraklılar için de kolayca okunabilen, önemli bir kaynak…
