Share This Article
Michele Barbero | Çeviren: Taylan Alpagut
Tenten’in böylesi bir küresel yıldız olabileceğini kim düşünebilirdi? Ne de olsa Hergé’nin internet öncesi yaşayan gazeteci kahramanının, dünyanın dört bir yanındaki maceraları çoktan geride kalmıştı. Tenten, Belçika’nın içindeki ve dışındaki birçok Avrupalı için hâlâ değerli olmayı sürdürüyor. Bunda, aradan yarım asır geçse de kıtanın değerlerini bünyesinde barındırmasının etkisi de var.
İlk bakışta Tenten oldukça basit bir mesajı temsil ediyor: özverili olmanın ve gerçeği aramanın önemi. Öyle ki, çoğunlukla, 30’lu ve 70’li yıllar arasında yayımlanan 24 kitap, Avrupalıların sürekli değişen dünya hakkında ne düşündüklerine dair referanslarla dolu. Bu görüşlerden bazıları bizi hâlâ gururlandırıyor. Diğerleri ise o kadar değil…

Hergé bir sünger gibiydi
Seride dil ve coğrafyanın temsil ettikleri üzerine iki makale kaleme alan Daniel Justens‘e göre, Hergé’nin ilk editörü rahip Norbert Wallez, “aşırı sağa çok yakın bir tür Hıristiyan aşırı muhafazakârlığına derinden bağlı” bir isimdi. Günümüzde, onun etkisi altında yazılan öyküler, anti-komünist ve sömürgeci stereotiplere bariz bir şekilde hizmet ettiği için çalışmanın rahatsız edici bir boyutu da bulunuyor.
İlk kitap olan “Tenten Sovyetler’de”nin (1930) bazı sahneleri adeta propaganda niteliğindedir. Bir noktada, Bolşevik bir subay yabancı gözlemcilere (İngiliz komünistler) bacalardan çıkan dumanı göstermek ve ülkenin endüstriyel verimliliği konusunda kandırılmak için boş bir fabrikada saman demetlerini yakar.
Sömürgecilik söz konusu olduğunda, Hergé’nin ilk çalışmaları pek nazik değil. “Tenten Kongo’da”da (1931), genç Avrupalı gazeteci tembelliklerinden dolayı yerel halkla alay eder, siyah çocuklardan oluşan bir sınıfa matematik öğretir ve halkına daha kolay hükmetmek için onları cehalet içinde tutmak isteyen yerel bir vudu büyücüsüyle savaşır.

Neredeyse her macerasında Tenten araştırmacı gazeteci olarak harıl harıl çalışırken görülür, fakat pek nadir bir makale teslim edebilmiştir!
Belfast Queen’s Üniversitesi’nde Tenten‘deki jeopolitik ve kimlik meselelerini inceleyen araştırmacı Oliver Dunnett, “Bu son derece tartışmalı bir kitap,” diyor ve ekliyor: “Birleşik Krallık’ta ırksal eşitlik komisyonu bu kitabın satışının yasaklanmasını talep etti.”
Ancak bugün serinin tamamını okuduğumuzda büyüleyici olan, onun dünya siyasetinin seyrine göre belirgin bir şekilde evrilmesidir.
70’lerde Hergé, Tenten’i (ilk kez değil) Latin Amerika’ya gönderir. Orada da kendini tamamen farklı bir kültüre sahip yerli bir halkın, Arumbayaların arasında bulur. Ancak bu kez eski, tepeden bakan davranışlarından çok az iz vardır. Hatta bir noktada, kabileyle birlikte yaşamaya karar veren beyaz bir adam Tenten’i nezaketsizliği nedeniyle azarlar:
Seyahat ederken yerel alışkanlıklara uyum sağlamalısın. Aksi takdirde evinde kalsan iyi olur!
Zaman içindeki bu evrim, Avrupa ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki ilişkilerle sınırlı değildi. Diyebiliriz ki, Hergé bir sünger gibiydi. Politik bir insan olarak bilinmemekle birlikte, genellikle hakim ideolojinin baskın anlatısını özümsemiş ve bugün onaylamayacağımız şekillerde bu çizgiyi çalışmalarının bir parçası haline getirmiştir.
Aynı zamanda Hergé, siyasal gelişmelere göre hikâyelerini yeniden yazan bir isimdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Belçika, Nazi işgali altındayken yayımlanan Kayan Yıldız‘ın ilk versiyonunda kötü Yahudi karakterler ve Tenten ile rekabet eden bir Amerikalı karakter yer alıyordu. Savaş bittiğinde Hergé daha sonra Soğuk Savaş dönemi için bu kitaba rötuşlar yaptı. Kitabın yeni versiyonunda antisemitist vurgular büyük ölçüde ortadan kalktı ve ABD’nin yerini uygun bir şekilde kurgusal bir ülke olan São Rico aldı.
Bazı şeyler değişmişti evet ama ünlü gazetecinin rakiplerinin Amerikan kimliği hâlâ göz ardı edilmesinin zor olması, seri boyunca bir şeylerin (neredeyse) değişmeden kaldığını da gösteriyor. Eserlerine bakılırsa, Hergé ABD tarzı büyük şirketlerin hayranı değildi.

Ay’da yürümeyi hak eden en esaslı kişi
Seri sırasında Tenten, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen her türden açgözlü kodamanla karşılaşır. Bazıları Tenten’e para teklif eder ama o bununla hiç ilgilenmez. Diğerleri ise ahlâki değerlere karşı korkunç bir kayıtsızlıkla servetlerini büyütmeye çalışır. Güney Amerika’da geçen Kırık Kulak‘da (1937) kodaman Bay Trickler, petrol zengini olduğu iddia edilen bir bölgeyi ele geçirmek için savaş çıkarır. Burada dizide sık sık gördüğümüz gibi, gerçek olaylara bir gönderme de vardır: 30’larda Bolivya ve Paraguay arasında yapılan Gran Chaco Savaşı…
Acımasız emperyalist yayılmacılığın aksine Tenten, Avrupa hümanizminin bir temsilcisi olarak yerel darbelerin kısır ve şiddetli döngüsünü durdurmaya kararlı bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Daha yakın tarihli bir öyküsünde Tenten, devrik lider General Alcazar’ın görevine geri dönmesine yardım ettiğinde, General Alcazar adamlarının kan dökmesine izin vermeyeceğine dair söz verir.
Hergé, Çin hakkında, Sovyetler Birliği veya Kongo hakkında bildiğine benzer şekilde az şey biliyordu. O dönemde çoğu Belçikalı, Çin’e dair olumsuz bir stereotipe sahipti ve onu “uzak bir kıtada yer alan, barbar, aşırı kalabalık ve anlaşılması güç bir ulus” olarak görüyordu. Hergé de uzun süre bu bakış açısını paylaşmıştı.

Hergé’nin Avrupa merkezciliği, yüzyılın ikinci yarısında ABD’nin siyasal ve kültürel hegemonyası altında hayatta kalmayı sürdürdü. 50’li yıllarda yayımlanan birkaç ciltte, dünya atmosferinin dışına çıkan Tenten’in kurgusal bilimsel misyonu tamamen Avrupa’ya özgüdür. Bu uzay yarışında, “yüce müttefik”in ve kıtanın “koruyucusunun” yeri yoktur.
Bu macerada da Tenten ve çetesi (Haddok, Turnusol, Dupond kardeşler ve tabi ki de Milu) bir kez daha başarılı olur. Ne de olsa, uzun yıllar boyunca kıtanın erdemlerini ve kusurlarını yansıtan bu yorulmak bilmez adam, Ay’da yürümeyi hak eden en esaslı kişidir.
Bu metin, The New Statesman’da yayımlanan “From anti-Americanism to European soft power: the geopolitics of Tintin” başlıklı makaleden çevrilmiştir.
